Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
Hz. MUHAMMED’İN DÜNYADAN GÖÇÜŞ SÜRECİNDE YAŞANANLAR
Kategori: YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Eki 13th, 2010Ekleyen: Rıza Aydın
...

Hz. Muhammet’in hastalık sürecini, Muhammet’le Ömer’in arasında başlayan, Muhammet dünyadan göçünce onun elini alan Ali ile Ömer arasında süren bir satranç oyununa benzetirsek yanlış olmaz.

“8 Haziran 632 : Son peygamber Hz. Muhammed, 63 yaşında Medine’de vefat etti. Peygamber vefat ettiğinde etrafında bulunanların önemli bir kısmı Halife seçimi ile meşgul olunca cenazenin defnine katılım olmadı. Cenaze, Peygamberin ailesinin dışında sahabeden 17 kişinin hazır bulunduğu cemaat tarafından Hz. Ali’nin İmamlığı ile kaldırıldı. Bu durum İslam içinde büyük bir tartışmaya sebep oldu ve ileriki zamanda Sünni / Şia ayrışmasının en önemli sebeplerinden biri haline geldi.” “TARIHTE BU HAFTA“

Kazım Balaban

Değerli dost, Kazım Balaban’ın “TARİHTE BU HAFTA” adıyla yazdıklarında ilgimi çekmeyen bir çok ayrıntı, tarihi olay yada hatırlatma olduğu için tümünü okumadan şöyle bir bakıp geçiyorum, hiç açmadıklarımda oluyor, ama genellikle hızlıca şöyle bir göz atıyorum. Bu haftaki yazıda yukarıya aldığım pasajı okuyunca biraz şaşırdım, bu konular da yazıları, kitapları olan bir alevi bilgesi bunu nasıl yazar diye üzüldüm[1]. Ondan olması isteneni değil de, tarihte yaşananı olduğu gibi yazmasını (resmetmesini) beklerdim. Bu anlatılanın tarihi gerçeği tam yansıtmadığını, gerçekliği çarpıttığını düşünüyorum; “şeytan ayrıntıda gizlidir” sözünün anlattığı gibi bu konuya ayrıntılı eğilince bu söylemin şeytanı nasıl gizlediğini göreceğiz. Öz olarak söylenen şu: “Peygamber vefat ettiğinde etrafında bulunanların önemli bir kısmı Halife seçimi ile meşgul olunca cenazenin defnine katılım olmadı. Cenaze Peygamberin ailesinin dışında sahabeden 17 kişinin hazır bulunduğu cemaat tarafından Hz. Ali’nin imamlığı ile kaldırıldı.”; bu anlatımla sanki Muhammed’in cenazesi kaldırırken Ali bunu herkese haber vermişte, ahali (halk) buna gelmemiş, başka işle uğramış gibi bir intiba yaratılmak isteniyor, halbuki gerçeklikte böyle bir şey yok; niye yok, çünkü “halife seçimi ile ” Medine’nin küçük bir elit gurubu uğraşıyor, halkın bu işlerlerden haberi bile olmuyor, zaten halkın bunları (Muhammed’in vefat ettiğinin) bilmesi engelleniyor, bu yüzde de Cenaze gizlice bulunduğu odaya defnediliyor. Bu yüzden bu anlatım yaşanan gerçeği yansıtmıyor, doğruda değil. Aşağıda yazdıklarımı okuyunca bu anlatımın ne kadar sığ, ne kadar gerçek dışı olduğunu göreceksiniz. Unutmayalım ki, bu sözünü ettiğimiz tarihi süreçte yaşanacak olanlar, egemenlerle ezilenler arasında süren sınıflar mücadelesinin acımasız, akıllara durgunluk verecek kadar korkunç sahnelerinin yaşandığı anlarla doludur.

Hz. Muhammet’in hastalık sürecini, Muhammet’le Ömer’in arasında başlayan, Muhammet dünyadan göçünce onun elini alan Ali ile Ömer arasında süren bir satranç oyununa benzetirsek yanlış olmaz. Bu oyunda dikkatten kaçmaması gereken nokta, “zor oyunu bozar” sözü kanıtlanırcasına, Ömer’in uyguladığı zorun rolüdür. “Tarihte zorun rolü” iki türlüdür bazen tarihi ileriye götürenlere hizmet eder bazen da geriye götürenlere hizmet ederek böylesi sonuçlarda doğurur. Belki bu satranç oyununu şöyle de düşünebiliriz, bu satranç oyunu başından beri Ali ile Ömer arasında –dolayısıyla da onların temsil ettiği güçler arasında- oynanıyordu, ama Muhammet vasiyetini yazdırmak isteyerek Ali lehine bir hamle yaptı, Ömer malum gerekçelerle bu isteği engelleyerek bunu savuşturan karşı hamlesini gerçekleştirdi, hemen ardından da bu yaşanan sürecin en kritik yerinde, Ömer, Ebu Bekir’i Halife tayın ettirip şah mat çekerek turnuvanın bir bölümü kapattı adeta. Bu süreci anlatan tarihçiler yaşananların farklı yönlerini görüp, farklı farlı yanlarını öne çıkararak incelemişlerdir. Bunları okuyunca insan, “bu yaşananlar bir kader miydi, bunca yaşanılanlar önceden yazılmış bir planın, alın yazısı denilen muazzam bir senaryonun gereklerimiydi yoksa herkes kendi iradesiyle kendi hayatını mı kuruyordu” diye sormadan edemiyor; hemen söyleyeyim ki, “Hüsniye” gibi ben de, bunun bir kader olmadığını, herkesin önceden çizilmiş bir plana göre değil, kendi “özgür iradesiyle[2]” konumunu belirleyip, var olan tarihsel koşullar içince, “kendi rolünü oynayıp”, kendi hayatını oluştururken bir yerlerde konumlandığını, kendi hayatını özgürce yaşarken bu tarih sahnesindeki yerini belirlediğini, yanı herkesin varolan tarihsel koşullar içinde kendi yaptıklarından kendi yaşantısından kendilerinin sorumlu olduğunu düşünüyorum; buna da yürekten inanıyorum. Yanı kimse alınyazım buymuş diye sucu Allah’ın yada başkalarının üzerine atıp kurtulmaya çalışmasın; bizlerde alınyazıları buymuş, taksiratı af olsun diye kimseleri aklamaya çalışmayalım.

Bilindiği gibi Ömer ilk hamlesini, Muhammed’in vasiyet yazdırma isteğini reddederek başlatır. Muhammed gibi bir zatı muhteremin en doğal hakkı olan vasiyet yazdırma isteğinin reddedilmesi bugün akılların alacağı bir şey değildir; ama tarihte bu işte, bugün akıllara durgunluk verse de o tarihte bu olmuştur, bu böyle yaşanmıştır; Muhammed’in tüm ısrarlı çabalarına rağmen, Ömer vasiyetin yazılmasını, yani Muhammed’in vasiyet yazdırma isteğini engellemiştir[3]. Ömer’in bundan sonraki, en az ilki kadar akıllara durgunluk veren hamlesi ise, Muhammet ebediyete intikal edince yaptığı hamladır; Ömer Muhammed’in öldüğünün[4] bilinmesini, bunun halka söylenmesini yasaklamıştır. O an, Ebu Bekir başka bir şehirdedir, derhal ona haber gönderilir, Ebu Bekir gelince de hemen halifenin kim olacağı arayışına girilir. Dikkatinizi çekmeme gerek var mıdır bilmem ki, o tarihin yaşandığı zamanlarda olaylar kadar havalarında sıcak olduğu bir dönemdir, zaten o toprakların buralar gibi soğuk kış ayları hiç olmaz oralarda havalar hep sıcaktır, o dönemde Mekke’de buzdolabı, morg vari teknoloji henüz kullanılmamaktadır; sanırım bunun doğuracağı sonuçların anlatılmaya ihtiyacı yoktur.

Muhammed’in canı teninden göçmüş, teni ölmüştür; Ömer de Muhammed’in öldüğünün halka söylenmesini yasaklamıştır. Olayı R. Yürükoğlu, şöyle anlatıyor: “Ömer daha sonra da Muhammed öldü diyenleri ölümle tehdit ediyor.”[5] Bu birçok tarihçinin anlatımında vardır. Örneğin: Abdülbakıy Gölpınarlı, “Tarih boyunca İslâm mezhepleri ve ŞÎÎLİK” adlı eseri başta olmak üzere konuyu andığı tüm kitaplarında olayı ayrıntılarıyla, böyle anlatmaktadır. Adı geçen eserde A. Gölpınarlı Hz. Âişe’nin şöyle bir anlatımını naklediyor: “Ömer ve Mugıyra b. Şa’be, izin alarak Rasûlullâh’ın hücresine girdiler; yüzlerine örtülmüş olan bezi kaldırdılar. Ömer bağırarak Âh dedi, Rasûlullâh nede şiddetli bir baygınlığa düşmüş; sonra çıkıp yola düştüler. Mugıyra, hücre-i saâdetten çıkarken Ömer’e, Andolsun Allah’a ki dedi, Rasûlullah dünyadan gitmiştir. Ömer, yalan söyledin dedi; Rasûlullah asla ölmedi. Fakat sen fitneci adamsın; onun için böyle söylüyorsun….” Yazar bu konuşmanın geçtiği kaynakları verdikten sonra konuyu anlatmaya devam ederek o konuşmanın şöyle sürdüğünü aktarıyor: “Hatta bu sözü de yeterli bulmadı; Resûlullah vefât etti diyeni ölümle tehdide başladı ve <Mûsâ nasıl kırk gün kavminden gizlendiyse, nasıl bu müddet içinde ona öldü (ölmedi. Olması gerek-R) dendiyse, Rasûlullah da onun gibi Rabbinin katına gitti, andolsun ki gene dönecek; bu şüpheye düşenlerin, öldü diyenlerin ellerini, ayaklarını kesecek> demeye başladı”[6]. Bu türden anlatımlar uzayıp gidiyor ama burada görülen o ki Ömer’de “Mûsâ nasıl kırk gün kavminden gizlendiyse, bu süre içinde ona ölmedi dendiyse” diyecek kadar bir tarihi bilinç vardır. Bu egemen sınıfın refleksi diye de okuna bilinir. Bu Ömer’in tavrının altındaki niyeti de açıklar; “Mûsâ nasıl kırk gün kavminden gizlendiyse, bu süre içinde ona ölmedi dendiyse” sözleri yorum gerektirmeyecek kadar açıktır, Ömer’in niyetini, onun eyleminin altındaki sebebini ayan beyan gösterir[7].

Bilindiği gibi, Muhammed’in toprağa verilmesi Ali ile yandaşları tarafından büyük bir gizlilik içinde gece yapılmıştır. Bu defin işleminden, aynı avludaki başka bir odada bulunan Ebu Bekir’inde kızı olan, Muhammed’in sevgili eşi Âişe’nin bile haberi olmamıştır, yani haberdar edilmemiştir; ondan bile gizlenmiştir[8]. Bunu A. Gölpınarlı “İSLAM TARİHİ” adlı eserinde şöyle anlatıyor:

“Rasûllullah (S.M) Pazartesi günü vefât etmişlerdi. O gün, Salı gecesi ve günü namaz kılındı. Çarşamba gecesi sabaha karşı defnedildi. Zevceleri (yani Âişe -R), biz, kazma seslerini duyup Rasûl’ün defnedilmekte olduğunu anladık der.” Sayfa:165. Tarik Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilk kitabında da aynı bilgi şöyle verilir: „ Hz. Âişe derki: „Biz, Hz. Resûlullâh’ın defninden, Çarşamba gecesi, kürek seslerini duyarak haberdar olduk“ sayfa: 65. Tabloyu öyle düşününki, Muhammed ruhunu teslim ettiğinde, sevgili eşleri Âişe’nin odasında bulunuyordu, cenaze dışarı çıkartılmadan bulunduğu odaya defnedilmiştir ama aynı avlunun yan odalardan birinde bulunan Hz. Âişe bundan haberdar edilmemiştir.

Muhammed’in öldüğünün bilinmesini, Ömer’in engellemek için, O’nun öldüğünün söylenmesini yasaklaması iyice anlaşılmazsa, Ali’nin Onu niçin gece gömme gereği duyduğu gerekçesiz kalır, tam anlaşılamaz, kanımca bu yüzden de anlaşılamamıştır. Mekke’de hava sıcaktır bir ölünün fazla bekletilmesi, hele de Ömer’in dediği gibi kırk gün bile bekleyebileceğinin dillendirilmesi, korkunç bir şeydir, bu yasak öyle bir cezadır ki Antigone’nin karşı karşıya kaldığı türden bir zulümle kıyaslanır ancak ; Ali bu yasaktan dolayı Muhammed’i gece, bulunduğu odanın içine gömmüştür[9]. Diğer yorumları, ne kadar edebi olurlarsa olsunlar, doğru bulmuyorum. Bilindiği gibi son derece nesnel, son derece değerli tespitleri olan -yada benim böyle gördüğüm- “MUHAMMED” adlı ünlü biyografisinde Maxime Rodinson, olayı şöyle anlatır:

“Ve o gece, alabildiğine anormal ve hiç beklenmedik bir iş yaptılar. Bu büyük ölünün şanına layık bir törenle Baki mezarlığına, oğlu İbrahim’in, kızı Rukiyye’nin ve sayısız yoldaşlarının yanına gömülmesi gerekirdi. Çok daha önemsiz nice kimseler parlak törenlerle gömülmüştü oraya. Ama öyle anlaşılıyor ki Ali, Abbas ve dostları, cenaze alayı(ni) yönetecek olan Ebu Bekir’in peygamberin tartışmasız halefi olarak kabul edileceği bir törene meydan vermek istemiyorlardı. Sezar’ın cenazesini bu amaçla kullanmamış mıydı Antonius ve Stalin bu amaçla kullanmayacak mıydı Lenin’in cenaze merasimini? Ali’yle dostları da peygamberi hemen o gece ölmüş olduğu kulübenin içine gömmeye karar verdiler. Ortaklarının birinin yanda (kumalarının birinin yanda diye anlayabilirsiniz- R) uyumakta olan Ayşe’ye bile haber verilmedi: Ebu Bekir’in kızı değil miydi! Hemen bir çukur kazıldı kulübeye, ceset alelacele yıkandı ve üç harmaniye sarıldıktan sonra çukura yerleştirilerek üzerine toprak atıldı. Kureyşli Muhammed ibn Abdullah’ın işi böylece bitmişti”.[10]

Bu yorum gibi yorumları edebi olduğu kadar güzel bulsam da, yukarda dediğim gibi katılmıyorum. Çünkü bu Ali’nin davranışını anlamamızı çarpıtıp, bir gerçeği yani Ömer’in Muhammed’in öldüğünün duyulmasını yasakladığı gerçeğini gizliyor. Ayrıca böylesi izahlar bundan sonraki Ömer’in yada iktidarı ele geçiren gurubun diğer hamlelerini, örneğin: -Ebu-Bekir’e biat ettirmek için, -Fatima’yı dövüp, kaburgalarını kırıp düşük yapmasına sebep olmasını[11], Muhammed’in sözlerini, konuşmalarını (bunlara o zaman hadis denirmiş, bunu bu günkü uydurma hadislerden ayırmak için Muhammed’in sözleri diyorum) toplatılıp, yaktırmalarını, Muhammed’in hadislerinin yasaklanmasını[12] açıklamıyor, hatta bunları anlamamızı zorlaştırıyor. Bütün bunları, örneğin, Muhammed’in hadislerinin yasaklanmasını ilk kez duyan sade bir vatandaşın aklı almıyor, ama Muhammed’in hadisleri de, 1. halife devrinde yasaklanmıştır[13]. Örneğin, Fatima, Ebu Bekir’e biat etmeden bu dünyadan göçüp hakkın rahmetine kavuşmuştur. Fatima bu dünyadan göçene karar Ali’de Ebu Bekir’e biat etmemişti. Bu Konularla ilgili bilgi için, örneğin Abdülbaki Gölpınarlı’nın andığım kitaplarına, Hüsniye’ye bakıla bilinir.

Bu tarih böyle yaşanmıştır, bunlardan dolayı yukarda, en başa koyduğum, “Tarihte Bu hafta” yazı dizisinde anlatılanlar yaşanılan bu tarihi gerçekliği olduğu gibi yansıtmıyor. Yazarın öznel nedenini – yani bunu niye böyle yazdığını- bilmiyorum ama o anlatım, anlatılanlar doğru değil. Bunun böyle bilinmesini isterim. Muhammed’in ölümü, kentin ileri gelenlerince, yani egemen sınıfların temsilcilerince yeni bir halife seçilene kadar halktan gizleniyor; çünkü bu haber duyulursa halkın Ali’nin etrafında kenetlenip, ahalinin (halkın) Aliyi halife seçmesinden korkulduğundan Muhammed’in öldüğünün söylenmesi yasaklanıyor, bu yüzden de Ali cenazeyi gece gömmek zorunda kalıyor. Cenazenin defini sırasında az kişinin bulunmasının nedeni de bu, yani cenazenin gizlice, geceleyin gömülmüş olması.

Okura şunu açıkça vurgulamak isterim ki, İmam Ali’nin Muhammed’i neden geceleyin, belirli bir gizlilik içerisinde, cenazenin bulunduğu odaya defnetmiş olmasının nedeni bugüne kadar, aradan bunca zaman geçmesine rağmen iyice anlaşılamamıştır. Aradan gecen bunca zaman sonra dünyada ilk defa bu yazıda bu (Muhammed’in belirli bir gizlilik içerisinde geceleyin bulunduğu odaya İmam Ali’in öncülüğünde- onun inisiyatifinde defnedilmesi) Ömer’in Muhammed’in öldüğünü yasaklaması ile bağlantı kurulup, ilişkilendirilerek açıklanıyor. İmam Ali’nin bu davranışının anlaşılması açısından bu tez çok önemlidir, bu yüzdende hak ettiği bir ciddiyetle değerlendirilmesi gerekir.

Ömer’in Muhammed’in öldüğünü söyleyeni ölümle tehdit etmesinin nedeni olarak, Ömer’in, devleti, hükümeti, Halifeliği nasıl anlarsanız artık öyle anlayın iktidarı, başkaları gelip ele geçirir korkusuyla yaptığı bundan önce söylenmiştir, yazılmıştır ancak cenazenin geceleyin belirli bir gizlilik içerisinde bulunduğu odaya defnedilmesi bu konuyla bağlantı kurularak anlatılması hiçbir yerde söylenmemiştir, işte bu yazıda yapılanda bu ikinci kısımdır. Abdülbakıy Gölpınarlı, Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik adlı kitabında bu konuda şu değerli bilgiyi verir: “Tarihçilerin bâzıları, o gün teessürden Ömer hazretlerinin aklını yitirdiğini yazar, İbn Ebi’l Hadid’se, <şerh>inde, Rasûl-i Ekrem’in (S.M) vefâtını anlayan, ansârın ve diğerlerinin hüküm ve hükümeti ele geçirmelerinden korkan, din ve devletin harimini korumak gayretine düşen Ömer hazretlerinin, Ebû-Bekr gelinceye dek bu çeşit bir harekete tevessül ettiğini söyler”[14] demektedir. Bu yazıda, İbn Ebi’i Hadid’e ilaveten Muhammed’in geceleyin, belirli bir gizlilik içerisinde bulunduğu odaya defnedilmelerinin de bu yasakla bir ilişkisi olduğu iddiasında bulunmasıdır. Bu iyice anlaşılıp bilince çıkarılmadan Alinin bu davranışını anlamamız zordur.

Özcesi şu ki, Ömer’in yasağı iyice anlaşılamadan, Ali’nin bu davranışı anlaşılamaz, bu yüzdende bu güne kadarda anlaşılamamıştır. Bu üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konudur. İmam Ali’nin davranışlarının hikmetini çözmeye, anlayıp aktarmaya çalışan hal ehli kişilerin bu konu üzende önemlice durup muhabbetlerine konu etmeleri gerekir, kanısındayım.

SAYGILARIMLA.


Sitemiz Yazarlarından