|
Pir Sultan Abdal
Kategori: Ozanlar/DeyişlerEklenme Tarihi: Eki 13th, 2010Ekleyen: sercesme
...
Alçakta yüksekte yatan erenler Pir Sultan Abdal’ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur. Doğum ölüm yılları bile bilinmiyor. Yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatıla gelen menkıbelerden, bir de yakınlarının ya da başka ozanların onu anlatan şiirlerinden çıkarılır. Gene de bu yollardan epeyce bilgi edinilmiştir, çünkü Pîr Sultan, bağlandığı tarikatın din anlayışını, dünya görüsünü yansıtmakta ya da derinleştirmek için soyut şiirler yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır. Şiirlerden, halk söylentilerinden çıkarılan bilgilere göre, Pîr Sultan Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyünde doğmuştur. Yıldız dağı eteklerinde, Çırçır’a kırk sekiz kilometre uzaklıkta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çoğu tek katli kerpiç evleri, soğuktan korunmak için yari yari yarıya toprağa gömülü bir köy… Banaz’da bugün de Pîr Sultan’ın olduğu söylenen bir ev, önünde sairin yaşadığı dönemden kaldığına inanılan bir söğüt ağacı, ağacın altında, asâsının ucuna takip Horasan’dan getirildiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. Pîr Sultan yaz aylarının güzel havalarında bu taşın üstüne oturup karısıyla sohbet edermiş. Köylüler bu evi, ağacı, taşı kutsal sayarlar. Kızının yaktığı ağıtta uzun boyluluğuna, biçimliliğine değinilen sairin asil adi, şiirlerinde belirttiğine göre, Haydar’dir. Bir yerde soyunun Yemen’li olduğunu, bir yerde Peygamber’in öz torunu olduğunu söyler, bir yerde de İmam Zeynel-Âbidin’den “Zeynel dedem” diye söz eder. Uzmanlara göre, Pîr Sultan’in bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttırmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, “seyyid”liklerini ileri sürmek tarikat uluları arasında bir gelenektir. Genel kani, sairin İran’ın doğusundaki Türk yurdu Horasan’dan, önce Iran Azerbaycan’ında ki Hoy kasabasına, oradan da Anadolu’ya göçüp Sivas’a yerleşen bir Türkmen soyundan geldiği yolundadır. Çocukluğu çobanlıkla geçen Pîr Sultan’ın okuma yazma bildiği anlaşılıyor, ama bilgin bir kişi olduğu söylenemez. Tekke eğitimi çerçevesinde kalmıştır. Halifeler tarihini, peygamber menkıbelerini, evliya menkıbelerini, tarikat kurallarını, Yunus Emre’yi, Hatâyî’yi bilir. Bunlar dışında, çağının bilimleriyle ilgilenmediği gibi, divan edebiyatı ile de ilgilenmemiştir. Şiirlerinde Yunan mitolojisinin, Iran mitolojisinin izleri pek yoktur. Ayrıca, genel olarak bütün tarikatların kaynaklandığı Tasavvuf felsefesinin yüksek konularına da girmez. Söylentiye göre, Pîr Sultan’ın üç oğlu, bir kızı varmış. oğullarından Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanındaki çam korusunda,Pîr Muhammed Tokat’in Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim’de gömülüymüşler. Adi Sanem olan kızının Pîr Sultan asıldığı zaman söylediği ağıt çok ünlüdür. Bazı uzmanlar bu ağıtı Sanem’in ağzından bir tarikat ozanının yazmış olabileceğini belirtirler. Pîr Muhammed ise babası gibi sairdir. Delikanlı iken attan düşerek öldüğü, Pîr Sultan’in “Allah verdiğini almaz dediler / Bana verdiğini aldı n’eyleyim” derken bu olaya değindiği söylenir. Şiirlerinden uzun yasadığı, çok çocuğu bulunduğu açıkça anlaşılan sairin, sağlığında iki oğul acısı görmüş olduğunu ileri sürenler de vardır. Pîr Sultan Alevî-Bektasî tarikatindandir. Tarikata girme arkadasi, yani musaibi, Ali Baba’dir. Baglandigi tekkenin pîri ise, Ahmet Yesevî’nin Anadolu’ya gönderdigi dervislerden Koyun Babanin tekkesinde, Bektasîligin kurucusu Haci Bektas Veli’nin tekkesinde posta oturmus, yani en üst makamlara getirilmis Seyh Hasan’dir. Pîr Sultan, baglandigi tarikatça yalniz dinsel önder degil, devlet baskani olarak da görülen Iran Sahlari adina, Anadolu halkini Osmanlilar’a karsi kiskirttigi,ayaklanmaya çagirdigi, belki de bir ayaklanmaya öncülük ettigi için, Sivas Valisi Hizir Pasa’nin emriyle tutuklanmis, yolundan dönmeyecegi anlasilinca da asilmistir. Söylentiye göre, asildigi yer Sivas’da eskiden Keçibulan adini tasiyan, sonra uzun süre Daragaci diye anilan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarsisi’nin karsisinda Mal Pazari olarak kullanilan bu alanin Gazhane bitisiginde, sira sögütlerin bitiminde bulunan, boyu bes metre, eni bir metreden fazla, bakimsiz toprak yigini onun mezaridir. Üstündeki moloz taslar, asilmasi sirasinda Hizir Pasa’nin emriyle halkin attigi taslardir. Mezarinin, bir menkibeye göre Erdebil’de, Bektasî gelenegine göre de Merzifon’da oldugu söylenir. Daha baska söylentiler de vardir, ama gerçege en yakin görünen söylenti asildigi yere gömüldügü, yakinlarinin, tarikat erlerinin, hükümet baskisi yüzünden ölüsünü alip köyüne bile götüremedikleridir. Siirlerinden, halk söylentilerinden çikarilan bu daginik bilgileri degerlendirebilmek için, önce, Pîr Sultan’in ne zaman yasadigini saptamak gerekir. NE ZAMAN YASADIGI Aslini sorarsan Sah’in ogludur Sah Tahmasb’in saltanat döneminin (1524-1578) büyük bir bölümü, Kanunî Sultan Süleyman’in saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmisteki aci olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasinda barisi saglayamamislar, Iranlilar ile Osmanlilar, 1534′den 1554′e kadar, tam yirmi yili anlasmazliklar, çatismalar, savaslarla geçirmislerdir. Kanunî Sultan Süleyman 1534′de yaptigi dogu seferinde, Iranlilar’in elinde bulunan Bagdat’i Osmanli topraklarina katmis, Sah Tahmasb 1548′de Anadolu’ya girerek Kemah’a kadar ilerlemis, 1552′de Ercis, Ahlat kalelerini geri almistir. Pîr Sultan’in siirlerindeki olaylarin Sah Tahmasb dönemindeki olaylara uymasi, daha sonraki Iran sahlarinin Anadolu üzerine “yürüyüs eylemis” olmalari, bazi uzmanlarin kesin konusmalarina, sairin bu dönemde yasadigindan süphe edilemeyecegini söylemelerine yol açar. Oysa bu dönemde Sivas’da valilik etmis bir Hizir Pasa yok, ama 1552′de Köstendil, 1554′de Sam, 1560′da Bagdat beylerbeyliklerinde bulunmus bir Hizir Pasa var. Uzmanlar 1567′de ölen bu Hizir Pasa’nin, Bagdat’a giderken, Sivas’a ugrayip oradaki ayaklanmayi bastirmis olabilecegini söylüyor. Bu görüs dogruysa, Pîr Sultan 1560′da asilmis demektir. Pîr Sultan’in dili on altinci yüzyilin ikinci yarisinin dilidir, diyen bazi uzmanlar ise sairin 1560′da asilmis olabilecegini kabul etmiyorlar. Onlar halk söylentisini degerlendirerek baska bir yoldan gidiyor, Sivas’da valilik etmis Hizir Pasa’yi ariyorlar. Sofi Aziz Mahmut Hüdâyi Efendi’nin I. Ahmed’e yazdigi bir mektupta, Alevîler ile Seyh Bedreddin’e bagli olanlari iyi taniyan, onlarla ugrasmasinin bilen bir Hizir Pasa’dan söz ediliyor. Belgenin ilgili bulundugu dönemde ise iki Hizir Pasa yasamis. Birinin özellikleri söyle: Deli Hizir Pasa, Van Beylerbeyi (1582), Kars Beylerbeyi olarak Iran seferine katilma (1587), Erzurum Beylerbeyi (1588), Sivas Valisi (1588), Diyarbakir Valisi (1589), gene Sivas Valisi (1590), Tuna Muhafizi (1602), Budin Muhafizi (1605), ölümü (1607). Deli diye anilmasi gözü pek, acimasiz bir kimse oldugunu gösteriyor. Ayrica Iran seferine katilmis, yani Safevîlere karsi savasmis. Safevî yanlisi Alevîlere düsmanlik besleyebilir. Iki kere Sivas’a vali gönderilmis, ikincisinde oldukça uzun kalmis. Alevîleri iyi tanidigi, onlarla ugrasmasini bildigi anlasiliyor. Pîr Sultan’i astiranin Sivas Valisi Deli Hizir Pasa oldugunu söyleyen uzmanlarin görüsü dogruysa, sairin ölümü 1588′de, ya da 1590′dan sonradir. Gene uzmanlara göre, Pîr Sultan 1534′de Bagdat’in Osmanlilar’a geçisi üzerine, Iran Sahina, Güzel Sah’im çok yerlerden görünür Böyle uzun bir ömür sürdügü kabul edilirse, uzmanlar arasindaki görüs ayriliklari da sona erebilir. Çünkü bu uzun ömre hem Pîr Sultan’in siirlerindeki olaylara uygun düsen Sah Tahmasb dönemi, hem de Deli Hizir Pasa sigdirilabiliyor. Gene de bazi durumlarin açiklanmasi kolay degil. Örnekse, Pîr Sultan’in siirlerinde bir Alevî ayaklanmasindan söz ediliyor, oysa Deli Hizir Pasa döneminde Sivas’da böyle bir ayaklanma olmamis. Uzmanlar arasindaki görüs ayriliklarinin ötesinde, kesin olan sudur: Pîr Sultan abdal on altinci yüzyilda Anadolu’da, Sivas yöresinde yasadi. KITAPLAR Konuya ikinci önemli yaklasim Pertev Naili BORATAV ile Abdülbâki GÖLPINARLI’nin birlikte hazirladiklari, 1943′de yayimlanan Pîr Sultan Abdal adli kitaplar olmustur. Diger yayinlar: Pîr Sultan Abdal,Abdülbâki Gölpinarli, Varlik Yayinevi SANATI On altinci yüzyilda yazildigi bilinen bir yazmadaki, genellikle eski yazmalardaki Pîr Sultan siirleriyle sonradan bulunanlar arasinda, gerek dil, gerek söyleyis yönünden büyük ayriliklar oldugu gerçektir. Bu durumu gözönünde tutan uzmanlar, Pîr Sultan’in sanati üzerine konusurken, özellikle eski yazmalardaki siirlerinden, onun söyledigine kesin diye bakilan siirlerden yola çikiyorlar. Görüsleri söyle özetlenebilir: Pîr Sultan Halk edebiyati geleneklerinden hiç ayrilmamis, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyis özellikleriyle, bir halk ozani görünümünü hep sürdürmüstür. Siirleriin genellikle hece ölçüsünün 11′li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8′li (4+4 ve 5+3) kaliplariyla yazmis, arada 7′li kalibi da kullanmistir. Aruz ölçüsüyle siiri yoktur. Yalniz, gene heceyle yazdigi bir siirinde gazel düzenini denemistir. Bunun disinda siirleri hep dörtlikler biçimindedir, kosma ya da semaî biçiminde… Çogu zaman yarim uyak kullanmis, ses azligini rediflerle giderme yoluna da sik sik basvurmustur. Siirlerinden Pîr Sultan’in saza bagliligi açikça anlasiliyor. Iyi bir çalgi ustasi oldugu da düsünülebilir. Konularini yalnizca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarindan almamis, yasamin çesitli yönleri üzerine kesinlikle din disi siirler de söylemistir. Tarikat siirlerinde ise, Ali, On Iki Imam gibi genel konularin yani sira, kendi kavgasini, yasadigi günlerdeki çatismalari, ayrintilariyla yansitmis olmasi çok ilginçtir. Kurumsal konulara, örnekse Tasavvufun derin sorunlarina girmemis, yasam karsisinda hep sonut, hep disa dönük kalmistir. Inançlarinin,kavgasinin yilmak bilmez, sözünü sakinmaz bir propagandacisidir. Onun siirlerini okurken Anadolu’nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler ediniriz. devlet düzenini bozuklugunu, mezhep ayriligindan dogan iç kavgalari, bu yüzden Alevîlere yapilan zulümleri, kadilarin haram yedigini, müftülerin yalan yanlis fetva verdigini, Siilerin karsilastigi güçlüklerin Sünnî halktan degil, Sünnî Osmanli Devleti’nden geldigini ögreniriz. Alevî Türkmenlerin, yönetimi durmadan bozulan, dinsel hosgörüden uzaklasan Osmanlilar’dan nasil kopup, Mehdî diye, kurtarici diye Iran Sahlarina sarildiklarini, siyasal kaygilara nasil araç edildiklerini görürüz. Bu baglanisin altindaki çaresizlikleri, giderek bu baglanisin yarattigi umut kirikliklarini sezeriz. Pîr Sultan din disi konular islerken halk ozanlarinin kaliplasmis sözlerini kullandigi gibi, zaman zaman bunlardan bütünüyle uzaklasmis köy yasamini tertemiz, katkisiz bir gözlem gücüyle yansiyan siirler de söylemistir. Insan, hayvan, doga sevgisiyle örülmüs siirler… Kullandigi dil çaginin konusma dilidir. Yabanci sözcükler, din, mezhep, tasavvuf, tarikat araciligiyla yasadigi günlerin konusma diline girdigi oranda onun siirlerine de girmistir KAYNAK: MEMET FUAT Alçakta Yüksekte Alçakta yüksekte yatan erenler Oturup benimle ibadet kildi Üstümüzden gelen boran kis gibi Abdal Pîr Sultan’im gönlüm hastadir Sultan Suyu Gibi Çağlayıp Akma Yıkılır Mı Hakk’ın Yaptığı Havuz Pir Sultan Abdal’ım, Sırdan Sırada Bugün Yardan Haber Geldi Güzel Olanı Severler Baş Koydum Yarin Dizine Şekerden Şerbet Ezerler Pir Sultanım Gel Yanıma Bilene Danış Cahile Irak Ol Kamile Yakın Pir Sultan Abdalım Böyle Mi Olur Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez Kızılırmak Gibi Çağladım Aktım Elim Tutmaz Güllerini Dermeye Pir Sultan’ım Yaratıldım Kul Diye Gurbet Elde Gurbet elde bir hal geldi başıma, Hüma kuşu suya düştü ölmedi, Kağıda yazarlar ufak yazılar, Pir Sultan Abdal’ım böyle buyurdu, Kul Olayım Kalem Tutan Ellere Sivas Ellerinde Sazım Çalınır, Pir Sultan Abdal’ım Ey Hızır Paşa, Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş Dostun Bahçesine Bir Hoyrat Girmiş Bu Meydanda Serilir Postumuz Pir Sultan Abdal’ım Başımdan Başlar Gelmiş İken Bir Habercik Sorayım Gelmiş İken Bir Habercik Sorayım Alçağında Al Kırmızı Taşın Var Benim Şah’ım Al Kırmızı Bürünür El Ettiler Turnalar Bazlara Şah’ın Bahçesinde Gonca Gül Biter Ben De Bildim Su Dağların Sahisin
Ilgıt Ilgıt Esen Seher Yelleri Pazarlık Mı Olur Adil Dükkanda Bahçede Açılmış Yar Gonca Güller Abdal Pir Sultan’ım Da Kalbi Zar Olan Bugün Yardan Haber Geldi Güzel Olanı Severler Baş Koydum Yarin Dizine Şekerden Şerbet Ezerler Pir Sultanım Gel Yanıma Derdim Çoktur Hangisine Yanayım Derdim Çoktur Kangısına Yanayım Dürlü Donlar Giyer Gülden Naziktir Benim Uzun Boylu Serv-i Çınarım Dizar İle Muhabbete Doyulmaz Pir Sultan’ım Kati Yüksek Uçarsın Ötme Bülbül Ötme Deryadan Bölünmüş Sellere Döndüm Haberin Duyarsın Peyikler İle Abdal Pir Sultan’ım, Doldum Eksildim Yürüyüş eyledi Urum üstüne Doluları adım adım dağıdır Tarlaları adım adım çizili Magripten çıkar görünü görünü Pir Sultan Abdal’ ım görsem şunları Çıkardılar kisvesini başından Fatma Ana ağlar şol yaşın yaşın Mürekkebi Zemzem ile ezdiler Kasdettiler İmamlann soyuna Pir Sultan Abdal’ım hoş hava ile
Sabahtan Cemalin Sabahtan Cemalin Seyran Eyledim Seher Bülbülüsün Gider Gelmezsin Pir Sultan Abdal’ım Dervişler Gezer Çeke Çeke Bu Yurt Senin Değil Konar Göçersin Ilgıt Ilgıt Oldu Akıyor Kanım Abdal Pir Sultanım Deftere Yazar Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan Benim Pirim Gayet Ulu Kişidir Kadılar Müftüler Fetva Yazarsa Ulu Mahşer Günü Olur Divan Kurulur Pir Sultan’ım Arsa Çıkar Ünümüz Dünyanın Üstünde Kurulu Direk Dünyanın Üzerinde Kurulu Direk Ocağa Koymuşlar Köşe Taşını Pir Sultan Abdal’ım Farz Eylesinler Mürşide varmaya talip olursan Mürşide varmaya talip olursan Rehberin var ise olursun insan Mürşidin nazarı müşkülü seçer Şah-ı Merdan bir yol kurdu kuluna Tarikat babına girmek dilersen Pir Sultan’ım söyler bu hikayeti Gam elinden benim zülfü siyahım Gam elinden benim zülfü siyahım Gamdan hisar oldu mekanım yurdum Hasretine vasıl olam mı böyle Ne çekerse dertli sinem dağ olmaz Pir Sultan Abdal’ım haftada ayda Yürü bire yalan dünya Yürü bire yalan dünya Ali bindi Düldül ata Tanrı’nın Aslan’ın alan Bak şu kışa bak şu güze Pir Sultan’ım ne yatarsın |
|