|
Seyyid Nesimi (1369 – 1417)
Kategori: Ozanlar/DeyişlerEklenme Tarihi: Eki 13th, 2010Ekleyen: sercesme
...
Harf gizemciliğinin kurucusu ve büyük üstat olan Esterebatlı Fazlullah’la tanıştıktan sonra ona duyduğu derin aşk ve muhabbetle kendinden geçmiş, adeta bendine sığmaz bir ırmak gibi taşmıştır. (bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam.) Onun bu ruhaniyet’ini şu dizelerinden de anlamak mümkündür: “Derya-yı muhit cuşa geldi, Kevn ile mekan huruşa geldi. Sırr’ı ezel oldu aşikara, arif nice eylesin mudara.” demiştir. Seyit Nesimi “Ey Nesimi, bu gün Tanrı sırlarını yakından bilen kişi sensin. Sen bu sırrın manasını kudret diliyle söylerken sarhoşsun.” Allah aşkı, tüm varlıkların yaratıcı ile beraber bulundukları ezel meclisinde başlamış, alem içindeki akıbet sırrını kavrayan ermişlerde ilahi aşk şarabıyla kendilerinden geçmişleridir. Nesimi “Alemin yaratılan ve yaratan diye ikiye bölünemeyeceğini Allah’ın varlığı içinde eriyip yok olanlar (Fenafillah) Allah’tan başka bir şey görmez gönlünde şüphesi olmayan kişi bilir ki Allah birdir.varlık ancak birdir. Birlik ve benlik ancak tanrıya yaraşır biz, siz, onlar hepsi bir şeydir.sonsuza değin var olan Allah’tır.bu makamda yol ve yolcu birleşir. Enel Hak (hak bende) sözü bu alemde yalnızca bir sestir” Nesimi: “Daim Enel Hak söylerem Hakk’dan çü Mansur olmuşam / Kimdir beni berdar iden bu şehre meşhur olmuşam.” Dizeleriyle inancını dile getirmiştir. Kimi bilgeler, Nesim’i ve benzeri Batıni sufilerin içsel cezbe hallerini şu sembolik anlatımla dile getirirler: “ Aşk vadisine giren gönüller, tanrının sırlarını taşıyamaz hale gelince çaresiz kalırlar, inleyip sızlanırlar. O zaman da gizlenen, gün gibi ortaya çıkar.” Fazlullah’ın kurucusu olduğu hurufiliğe göre, kainatın erişilmez kuvvet ve kudreti olan Allah harflerde ve insanın suretindeki belirgin hatlarda tecelli etmiştir. İnsan yüzünde 1 saç, 2 kaş, 4 kiprik’ten oluşan 7 kıl kümesi vardır. Çocuk anadan bu 7 hat üzeri doğar. İnsan yukardan aşağıya bölünmesini ifade eden hattı üstüva iki yanında kalan hatlar 32 rakamına ulaşır. Bu itibarla insan yüzü Allah’ın cemali’nin aynada görünen aksidir. Bu inançla secde insanadır. İnsan, bundan dolayı sadece kainatın değil aynı zamanda Allah’ın da zuhur ettiği bir aynadır. Fazlullah’ın kur’an’a getirdiği bu yepyeni ve aşkınsal yorum şeriat ulamasının toplum üzerindeki hakimiyetini sarsmış ve Fazlullah’ı bundan dolayı korkunç bir işkenceyle öldürmüşlerdi. Büyük üstadın bu korkunç akıbetinden sonra onun izinden giden hurufiler, Timur’un baskısından kaçarak Osmanlı topraklarına sığındılar fakat burada da yine şeriat ulemasının verdiği fetvalarla kimileri idam edilirken kimileri de diri diri yakılmak suretiyle katledilmişlerdir. Fazlullah’ın dışında genç Nesimi’nin etkilendiği ikinci kaynak, kendinden yüzlerce yıl önce yaşamış olan aşk şehidi Hallac’ı Mansur’dur. Gazel türünde yazdığı yüzden fazla deyişinde Hallac’ın ismi ve meşhur sözü olan Enel Hak ben hakk’ın kendisiyim- cümlesi geçer. Mansur Enel hak söyledi, haktır sözü, hak söyledi“ sözleri bütün şiirlerine yayılmıştır. Hz. Ali ve Hz Muhammed’i bir birinden ayrılmaz bir bütün olarak gören Nesimi, Hz. Ali’ye Kur’an’da geçen tanrısal sıfatları yüklemekte hiçbir sakınca görmediğini görürüz ve Oniki imamlara duyduğu derin ve samimi inancı bütün şiirlerinde göze çarpar. Oruç, namaz, hac gibi şeriat kurallarını gereksiz ve anlamsız görür. Allah’a ulaşmak ve onun ilahi sırlarına ermenin yolunun derin bir aşk ve sevgiyle ulaşabileceği inancı tamdır, o bundan asla şüphe etmez. Bu yolda ilerleyen herkesin aynı menzile erebilme fıtratına sahip olduğunu çekinmeden dile getirir. Şeriat baskısından bunalan Nesimi, hurufiliği yaymak için üstadı Fazlullah’ın katledilişinden sonra Anadolu’ya gelir ve on yıl kadar bir süre Anadolu’nun çeşitli illerinde dolanır. Kendisinden yarım asır önce yaşamış olan Yunus Emre ve Mevlana’nın şiir ve rubailerini inceler. Alevi-Bektaşi felsefesine yeni boyutlar kazandırır. Ancak Osmanlı topraklarında da etkisi hızla yayıldığı için şeriat mollaları onu rahat bırakmazlar. Özellikle Vahdeti Vücut inancı şeriat mollalarının saltanatını sarsmaya başlar. Vahdeti Vücud (varlık birliği) inancında kainat, Mutlak Varlık’ın zuhurudur. Bütün alem, Mutlak Varlığın bilgisinde sabit olmuş, bu subut kainatı izhar etmiştir. Göklerin dönüşünden unsurlar meydana gelir; göklerle unsurların birleşmesinden cansızlar,bitkiler ve canlılar zuhur eder canlıların kemali insanda zahir olur. insan en son ve en olgun yaratıktır. Kainatın özüdür. Tanrının tecelli yeridir. Seyyid Nesimi, Vahdeti Vücud inancını, yani Allah’ın insanda tecelli ettiği fikrini harflerin esrarına dayanarak dile getirmekteydi. O bunun böyle olduğuna öylesine inanmaktaydı ki, hiçbir şey onu bu inancından döndürmeye yetmedi. Sonunda din softaları, onu halk huzurunda derisi yüzülerek öldürülmesi yönünde fetva verdi. Nesimi’nin yüzülmesine fetva veren müftü, Nesimi yüzülürken sağ elinin şehadet parmağını sallayarak, « bunun diyormuş, kanı da pistir. Bir uzuva damlasa, o uzuvun kesilmesi gerekir”. Ve tam bu sıra Nesimi’nin bir katre kanı müftünün şehadet parmağına sıçramış. Meydanda bulunan hal ehli bir can; müftü efendi fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi lazım. Müftü, “nesne gerekmez“ demiş. „Biraz suyla temizlenir » Bunu duyan Nesimi kanlar içinde: Zahidin bir parmağın kessen döner Hakk’dan kaçar Gör bu miskin aşıkı ser-pa soyarlar ağlamaz Nesimi Halep’te katledildiğinde henüz kırk yaşları civarındaydı. Türkçe bir divanının yanısıra farsça ve arapça da şiirler yazmıştır. Gömülü olduğu yerin değil de, yüzülerek katledildiği yerin türbeye dönüştürülmesi oldukça anlamlıdır. Nesimi’nin bu korkunç akıbeti Alevi toplumunda derin bir üzüntü yaratmış ve onu ölümsüzleştirmek için cem ayinlerinin önemli bir öğesi haline getirmişlerdir. Nesimi darı ona duyulan derin saygı ve sevginin bir ifadesi olarak yüzyıllarca Alevi cemlerinde uygulana gelmiştir. KİME NE Ben yitirdim ben ararım o yar benim kime ne Gah giderim öz bakıma gül dererim kime ne Gah giderim medreseye ders okurum hak için Gah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne Sofular haram demişler şarabın bir katresine Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne Ben melamet hırkasını deldim taktım eğnime Ar-ı namus şişesini taşa çaldım kime ne Ah Yezid seccadeni al yürü mescit yoluna Pir eşiği benim kabem kıblegahım kime ne Kelp rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah Ben severim sevdiğimi günah benim kime ne Nesimi`ye sordular ki yarin ile hoş musun Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne ALi EVVEL ALi AHİR Gözün aç gör ey talip Alidir her kan-ı server Muhammed aşk ile derya Alidir kıymeti gevher Muhammed ilme kan oldu oldu Ali nutk-ı beyan oldu Ana her sır beyan oldu Alidir hace-i kanber Ali’dir cümlenin canı Muhammed’dir Ali kanı Hakikattir Ali şanı Alidir yar-ı peygamber Hezaran türlü cümbüşler Ali emri ile işler Varır yazlar gelir kışlar Alidir cisme can perver Ne bilsin cahil ü nadan Muhammed ya Ali kimdir Muhammed serveri dindir Alidir cümleye rehber Ali evvel Ali ahir Ali zahir Ali batın Ali şems-i münneverdir Alidir nur ile enver Alidir her şey için can Alidir yar ile mihman Ali rahim Ali rahman Alidir cümleye server Ali vahid Ali ehad Ali ferd ü Ali samed Alidir cümleye rahmet Alidir şaf’ i mahşer Ali sultan Ali süphan Ali cennet Ali Rıdvan Ali dindir Ali iman Alidir sak-i Kevser Alidir ol veliyyu’llah Alidir mazhar-ı Allah Ali nurundan eyva’llah münneverdir yedi kişver Alidir Haydar-ı Kerrar ol aldı kal’a-i Hayber Alidir katil-i küffar Alidir miri her leşker Nesiminin dil ü canı münevverdir Ali nuru Ali vala Ali a’la Alidir server-i safder BENDE SIĞAR İKİ CİHAN Bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam Cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam Kevn ü mekândır âyetim zâta gider bidâyetim Sen bu nişân ile beni bil ki nişâne sığmazam Kimse gümân ü zann ile olmadı Hakk ile biliş Hakkı bilen bilir ki ben zann ü gümâna sığmazam Sûrete bak vü ma’nîyi sûret içinde tanı kim Cism ile cân benim velî cism ile câna sığmazam Hem sadefim hem inciyim haşr ü sırât Bunca kumâş ü raht ile ben bu dükâna sığmazam Genc-i nihân benim ben uş ayn-ı ayân benim ben uş Gevher-i kân benim ben uş bahr ile kâna sığmazam Arş ile ferş ü kâf ü nûn bende bulundu cümle çün Kes sözünü uzatma kim şerh u beyâna sığmazam Gerçi muhît-i a’zâmım adım âdem durur âdemim Dâr ile kün fekân benim ben mu mekâna sığmazam Cân ile hem cihân benim dehr ile hem zamân benim Gör bu latifeyi ki ben dehr ü zamâna sığmazam Encüm ile felek benim vahy ile melek benim Çek dilini vü epsem ol ben bu lisâna sığmazam Zerre benim güneş benim çâr ile penc ü şeş benim Sûreti gör beyân ile çünkü beyâna sığmazam Zât ileyim sıfât ile Kadr ileyim Berât ile Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam Şehd ile hem şeker hem şems benim kamer benim Rûh-ı revân bağışlarım rûh-ı revâna sığmazam Tîr benim kemân benim pîr benim civân benim Devlet-i câvidan benim îne vü âna sığmazam Yer ü gökü düzen benim geri dönüp bozan benim Cümle yazı yazan benim ben bu dîvâna sığmazam Nâra yanan şecer benim çarha çıkar hacer benim Gör bu odun zebânesin ben bu zebâne sığmazam Gerçi bugün Nesîmîyim Hâşîmîyim Kureyşîyim Bundan uludur âyetim âyet ü şâna sığmazam Ali YÜCE Kaynak: Nesimi Divanı |
|