|
ÇELEBİ CEMALETTİN’İN RÜYASI ÜZERİNDE DÜŞÜNMEK
Kategori: YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Eki 17th, 2010Ekleyen: Rıza Aydın
...
ÇELEBİ CEMALETTİN’İN RÜYASI ÜZERİNDE DÜŞÜNMEK Zamanın bahrinde, bir konuyu anlatmak için, o konuya şöyle bir tarihi anekdotu anarak başlamıştım. Halk hikayeleri yada bizim Bektaşi fıkralarımız böyledir işte, onlar anahtar gibidirler, bazen darda kalıp sıkışanın carına yetişir, onun derdini anlatmasında ona yardım ederler. Anahtarı nasıl kapıyı açınca kaldırıp atmaz gerekince yine kullanırsanız bunlarda öyledir işte, darda bunda kalanca Hızır gibi gelir carınıza yetişirler. Ben yine o hikayeyi anarak bu defa kafamdaki farklı bir soruyu aktarmak istiyorum. Hikâyeyi meşhurdandır, daha sonraları -beşinci- halife olarak anılacak olan Şam Valisi Muaviye ile İmam Ali arasında nihai savaşın hazırlıklarının yaşandığı; o soğuk savaş döneminde şöyle bir olayın yaşandığı anlatılır. Medineli, ticaretle uğraşan bir kervan sahibi Şam sokaklarında gezerek malını satmaya çalışırken Muaviye ile karşılaşır. Muaviye kervancının Medineli olduğunu öğrenince kervanda olan bir erkek deveyi gösterip “bu dişi deve benim, sen bunu dişi deveyi nerden aldın” der. Kervan sahibi biraz şaşkın “aman efendim Muaviye hazretleri, etmeyin, tutmayın, nasıl olur bu deve benim evimde yetişti, kimseden almadım bu deve benimdir, ayrıca gördüğünüz gibi bu devenin kocaman daşşağı var, bu deve nasıl olurda dişi olur, bu deve dişi değil erkektir” der. Muaviye ısrar eder “hayır” der, “bu deve erkek değil dişidir, vallahide billahi de bu dişi deve benimdir” der. Anlaşmazlık uzadıkça uzar, konu çetrefilleşip devenin dişimi erkek mi olduğu noktasında yoğunlaşır ama bir anlaşmaya varamazlar. Sonunda ehli hukuka danışılmasına karar verilir. Muaviye hazretleri bir emir verip bütün Şam ahalisinin Şam’ın orta yerindeki o alanda toplanmasını emreder. Alanda toplanan ahaliye Muviye seslenir: “ey Şam halkı bu gördüğünüz dişi deve benimdir, bu Medineli ise bu devenin kendisinin olduğunu iddia edip bu devenin dişi değil erkek olduğunu söylüyor, şimdi sizler ehli hukuk olarak karar verin, bu deve dişi ise benim olacak erkekse de Medinelinin, şimdi söyleyin bakalım bu deve erkek mi yoksa dişi mi?”. Şam ahalisi deveye bakıp, devenin etrafında dönüp dolaştıktan sonra, inceden inceye düşünüp tartışıp sonunda hep beraber derler ki “Ya Hazreti Muaviye, elbette ki bu deve dişidir, elbette ki bu sizin devenizindir, sizden yalan tasir olur mu hiç.” … Ahali dağılınca, neye uğradığını bilemeyip, şaşkın bir halde, başına gelenin ne olduğunu anlamaya çalışan Medinelinin yanına gelen Muaviye Medinelin “Aman efendim Muaviye hazretleri bu başıma gelen nedir, ben şimdi ne yapacağım” demesi üzerine, Muaviye Medineliye derki “ şimdi deveni de kervanını da al doğruca memleketine git, orda Ali’nin yanına uğra, burada olup bitenleri, gördüklerini olduğu gibi anlattıktan sonra, ona deki “Şam’da Muaiye yanına on bin tane adam toplamış, adamlar devenin dişisi ile erkeğini bile birbirlerinden ayırt edemiyorlar, Muaviye ne derse onu yapıyorlar” de, Ali bunun mesajını alır” demiş. İşte böyle, büyük kişilerin bir durumu anlatması, mesajlaşması da bazan bizlerden farklı oluyor, bunu anlamak lazım.” Nuri Dersimi’nin anılarını okurken bir parça gözüme takıldı. Cemaletin Çelebin, kendilerini oluşturulan Mücahit Alayına davet edişi anlatırken, Cemalettin Çelebinin kendisine şöyle bir rüyasını aktardığını o rüyasında kendisine verilen bu tarihi görevi yerine getirmek için konağından kalkıp ta buralara geldiğini söylediğini yazar. Ben hep düşünmüşümdür sizi de bu düşünceye ortak olmaya davet ediyorum: acaba Cemalettin Çelebi bu rüyasını naklederek ne anlatmak istemiştir. Bu rüyası ile gelecekte olacak olan 1938 faciasını kastetmiş olabilir mi acaba? Nuri Dersimi, Cemelettin Çelebi’nin kendisine şöyle dediğini naklediyor, dinleyelim: “-Asırlarca önce ceddim Hacı Bektaş Veli, Dersim mıntıkasına vaaz ve nasihat edici bazı kimseler göndermişti. Bu zâtlar ceddimin verdiği talimat dairesinde haraket etmişler ve Dersim aşiretlerini Ceddim Hacı Bektaş Veli’ye bağlamaya çalışmışlardır. Fakat bu zatların ölümünden sonra bunların evlâtları her nedense ceddimi unutmuşlar, tamamet tamamen Kürtleşmişler, kendi rey ve rızalarına uygun, akıl ve mantık dışında bir din icat etmişler ve Dersimlileri de bu inançları peşinde sürüklemişlerdir. Tekkede bir bahçemiz var. Ben yılda ancak bir kere bu bahçeye çıkabilirim. Bu defa çıktığımda bir rüya gördüm. Rüyamda ceddim bana göründü ve dedi ki, “Sevdiklerimiz ve özellikle Dersim müritlerimin başında bir kara bulut görünmektedir. Size emrediyorum. Gidiniz, kendilerini irşad ediniz. İleride hükümetin kendilerine bir fenalık yapması ihtimali vardır. Harbe iştirak ederek bu kuşkulu durumdan kurtulsunlar. İşte, ben bu emre göre konağımdan çıktım geldim. Şimdi, hem Dersimlileri cihada iştirak ettirerek maruz kaldıkları tehlikeden kurtarmak ve hem de bazı cahil seyid ve dedeler vasıtasıyla âdet edindikleri tarikati ıslaha ve kendilerini doğru yola sevk etmek isterim. Bu sebeple maiyetimdeki bir-iki alay mürid ve muhibbanla ben daha ileriye, hatta harp cephesine kadar gidiyorum. Ceddimin batini emirlerine göre kendilerini de davet ediyorum. Ben, kendilerine yazmıştım. Siz dahi yazınız ve Dersime kadar gidiniz. Dedi. Çelebi Efendi, yukarıdaki sözlerine ilaveten “milli haklarla ilgili Kürt isteklerinin, ecnebi tahrikatıyla vuku bulduğunu işaret ederek Kürtlerin her ne isteği varsa bunu harbin sonunda ileri sürebileceklerini nasihat etmeyi de unutmadı. Seyit Aziz’i Sivas’a geri gönderdiğini de sözlerine ekledi. Bir müddet sonra Çelebi Efendi alaylarla Erzurum’a hareket etti. Dersim aşiretleri harbe girmek için mütemadiyen teşvik ediliyordu. Fakat bunlar, itidallerini(soğukkanlılıklarını) muhafaza ve kurnazca bir siyaset takip ederek Türk ve Rus ordularının durumunu gözetliyorlardı. Çelebi Efendi, Erzurum’a yetişmişti. Harp, bütün şiddetiyle devam ediyor ve Türk orduları gerilemeye yüz tutuyordu. Dersimlilerin cihada iştiraki isteği durmadan tekrarlanıyor, fakat Dersimliler aldırış etmiyordu.” Şimdi bu rüya ışığında kafamda oluşan şu soruyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir anlamda İttihatçıların rahleyi tedrisatında yetişmiş, onların farklı bir kolu olan Cumhuriyetin Kurucu İradesindeki kadroların Dersimlilere böyle bir ceza vereceğini Cemaletin Çelebi rüyasında önceden sezinlemiş olabilir mi? Acaba kıssadan hisse anlatmak istediği bumuydu? Yada Cemaletin Çelebi İttihatçı paşalarla Hükümetin en yetkili kişileriyle örneğin Enver paşayla vb. görüşmesinde böylesi tehditleri duydu, belki onların bu tür planlarından haberi oldu ama bunu bir sır olarak sakladığı için, böyle bir rüya gördü, bunu kendi rüyasında gördüğü bir formatı içinde anlattı. Bunu bilemiyoruz. Cemalettin Çelebi sır saklamayı bilen özel konuşmalarını kendinde saklayan bunu bir sır gibi saklayıp başkalarına kolay kolay anlatmayan biri. Bunun daha iyi anlaşılması için onun hayatından bilinen bir kesiti azıcık vermek gerektiğine inanıyorum. Bir defa şu gerçeği iyice saptayıp üzerine basa basa vurgulamak gerek: Cemalettin Çelebi ilginç bir kişilik. Sırrına, özel görüşmemelerini bir sır olarak saklama özelliğine sahip. Bunu çok bilinen şu davranışıyla anlamaya çalışalım. Mustafa Kemal Sivas Kongresinden Ankara’ya giderken Hacı Bektaşa uğruyor (23.12.1919) Baş başa görüşüyorlar. “Başbaşa konuşmalarının bir yerinde Cemaletin Çelebi Mustafa Kemal Paşa’ya: “Paşa Hazretleri” diyor, “Cesaretiniz ve basiretli iradenizde, Türk Milletinin düşmanlarını kahredeceğine inancım sonsuz. Yüce Allah’ın Milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyetin ilânını düşünüyor musunuz?” Çelebinin “Cumhuriyet” kelimesini böylesine açık yürekle söylemesi üzerine, Mustafa Kemal Paşa heyecan ve dikkatle Cemâlettin Çelebinin gözlerine bakıyor, biraz daha yaklaşıyor, onun elini avucunun içine alıyor kulağına fısıldar gibi yavaş fakat kararlı bir sesle ” o mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak kaydıyla, evet Çelebi Hazretleri ” diyor. Cemaletin Çelebi bu sırrı ölüm anına kadar saklıyor, ancak öleceği zaman kardeşine bir sır olarak söylüyor. Yani diyor ki paşayla böyle bir anlaşmamız var bunun için onu destekledim bunu gelecek kuşaklara söyle. 1921 Nisanında Cemal Bardakcı yanına geldiğinde de ona lisanî münasiple bunu soruyor; bundan emin olmak istiyor. Çünkü hala kuşkuları olduğu anlaşılıyor bu diyalogdan. Bu konuşmanın bir kısmını buraya alıyorum. … Sonra bundan evvelki yazılarımdan birinde bahsettiğim Anadolu ayaklanmalarını bir bir tekrar ettim, hakiki sebeplerini anlatım. -Ara sıra “hem” yurdumuzu, hem padişahımızı kurtarmak için harp ediyoruz” sözleri duyuluyor da…. -Efendim, şimdilik ilk işimiz yabancı düşmanları yurdumuzdan tardetmektir bu işi gördükten sonra diğerlerine sıra gelecek. -Demek padişahlık ortadan kalkacak, sultanların kurmuş olduklarını söylediğiniz o resmi taassup binası yıkılacak, bizlerde artık (rafazıler, Kızılbaşlar, zındıklar ) diye hakarete uğramaktan kurtulacağız öyle mi? -Muhakkak efendim muhakkak…Millet kendi kendinin sultanı olacak herkes kendi kendisini Tanrıya ulaştıracağını sandığı yolu seçmek serbestliğini, düşünce vicdan hürriyetini kazanacak, ( dinde zor, ikrah yoktur diyen İslâmlığın bu hükmü yerine gelecek…” Görüldüğü gibi Cemalettin Çelebi Mustafa Kemal paşa ile arkadaşlarının ne yapacaklarından daha doğrusu Cumhuriyeti kurup kurmayacaklarından tam olarak emin değil. Ciddi kuşkuları var bu yüzden temkinli davranıyor. Cemettin Çelebi bu. Özel konuşmalarını, kendisine söylenilen özel planları acıda olsa açık etmiyor, edemiyor. Belki bu yüzden böylesi bir rüya görüyor bu gerçeği rüya gördüm diye açıklıyor. Bunu böyle anlamak gerektiğini düşünüyorum. Burada şunu da söylemeden geçmeyelim. Her yanıyla haksız olan bu savaşta İnsanlığı kana bulayan Almanya’nın yanına da yer alan Osmanlıyı desteklemek doğru değildi. Dersimlilerin Osmanlı Hükümetini savaşta desteklememesi son derece haklı. Ama ne olursa olsun Dersimlilere bu haklı davranışlarının faturası yıllar sonra böyle ödetiliyor. Bence. Şeyh Sait isyanının kapsamının (yayıldığı alanın) çok geniş olduğu halde, çok az bir adamın mahkemece cezalandırılmış olması, buna karşın bununla hiç kıyaslamayacak olan Koçkiri ile Dersimde bir kalkın toptan cezalandırılmaya çalışılmasının nedenleri buralardan kaynaklanmış olabilir mi? Acaba bunların cezası Birinci Dünya Savaşında Bu kuşku aklıma girdi gireli aklımdan bir türlü çıkmıyor. Bu soruyu düşünmeye ben devam edeceğim sizi bilmem. Ali Rıza Aydın. |
|