|
Kızılbaş Nefesleri Söylemek
Kategori: YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Eki 17th, 2010Ekleyen: Rıza Aydın
...
Diğer bir sorun devriye kuramı insanı kamil olan Alinin Hakla özdeşleştirilmesi.
Öncelikle şunu söyleyeyim. Geçen gün Şeyh Bedrettinden uzun bir pasaj aktararak “Hakka yakın” olmaya Kızılbaşların üç kategoride baktığını yazmıştım. Hakka yakın olma konusunda üç tabir vardır, “ilmen yakın”, “aynel yakın” “Hakk’al yakın”. Şeyh Bedrettin Varıdat’ında bunlar açıklamış. Hakkal yakın olmak bizzat o olmak anlamında kullanılıyor. Ayrıca ona yakın olmak la o olmak ayrı şeyler. Enel Hakk demek ben oyum bende Hakkım demek. Bu kavramın kuranda yâda diğer kitaplarda olduğundan kuşkuluyum. Sayın Viyana’dan yazan dostumuz şöyle diyor: “… Bunu Kuranda ifadesini nasıl bulmuş, birde ona bakalım: “Biz, insana şah damarından daha yakınız.” Kaf 16”. Burada bir anti parantez açıp şunu söyleyeyim: Ben Arapça bilmem Kur’an uzmanı değilim, hepiniz gibi onu okuyup anlamaya çalışıyorum o kadar. Ama bu konuları yazarken herkesin dinine saygımdan dolayı özen göstermeye çalışıyorum; gösteriyorum da. Yolumuzun öncülerinden Yunus “biz kimsenin dinine kötü demezük” demiş, bende ona bağlı kalmaya özen gösteriyorum. Bende kötülemeden onları anlayıp farklılıkları göstermeye çalışıyorum. Her şey olduğu gibi anlaşılsın istiyorum. Örneğin Kuran sözü ile Kur’an sözü aynı değil(miş). Bu yüzden yazılırken de söylenirken de farkı fark ettiriliyor. Türkçede böylesi özellikler olmadığından çoğunlukla farkı fark etmiyoruz ama bu dil farklı. Söylerken Kur’an biraz Fransızların aksanı gibi genizden söyleniyor, yazarken de yukarıdan virgülle ayrılıyor. Kuran sözcük anlamı olarak körler demekmiş Ferit Develioğlu Lugatına baktım orada öyle diyor, Kur’an da vahi yoluyla Muhammed’e geldiğine inanılan, Halifeliği sırasında Halife Osman’ın toparlayıp son şeklini verdiği kitabı anlatıyor. Şimdi KAF suresinin 16. Ayetiyle başlayan bölümü birlikte inceleyelim bakalım bu anlam çıkıyor mu? Bende bir kaç tane Kur’an çevirisi var. Şimdi Y. Nuri Öztürk ile Elmalılı Hamdi Yazır’ın çevirilerine baktım ikincisinden yazıyorum: Kaf 16. “Andolsun ki, gerçekten insanı biz yarattık ve nefsinin onu ne ile vesveselendirdiğini biz biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız. Kaf 17. iki zabit memuru zabit tutarken; biri sağdan oturmuş, diğeri soldan. Kaf.18. Her ne söz söylerse, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.” Bu ayetler apaçık ki Ceorge Orwell’in 1984 adlı kitabındaki insanları gözetleyen o “Büyük Birader’ gibi bir olguyu anlatıyor. Bunlar Kızılbaşlıkta ki insan kavramından da devriye kavramından da Hakk kavramından da uzak şeyler. Bu ayetler de, insana diyor ki biz sana çok yakınız, seni sürekli gözetliyoruz, gönlünde geçecekleri biliyoruz, sağında solunda kreman kâtipleri var dikkat et, yaptıklarının hesabını sana soracağız diyor. Bunlar açık gizli bir tehdit, insana korku veriyor. Kızılbaşlıkla diğer dinler arasındaki en büyük farklardan biride diğer dinlerin insanı- kulu, korkuyla, cezayla mükafatla doğru yola getirmeye çalışmasıdır. Sirklerde hayvan eğitenler bilirler hayvanla da böyle korkuyla mükâfatla eğitilirler. Hâlbuki Kızılbaşlığın tanrısı korkulacak bir olgu değildir, Kızılbaşların Hakk dediği olgu onun içindedir onlar ondan korktuğu için değil onlar onu sevdiği için ona yaklaşırlar[5]. Bunlar iki ayrı yaklaşımdır. Alevilikte Ali ile simgelenen olgu tanrıdır. Mevlana’nın “İbtidasız evvel o idi, sonsuz ahirde odur… Gene Alinin vergisidir ki, Meryem’e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi…” demesi hem Sünni hem de Şii geleneğine göre Allah’a şirk koşmaktır bundan dolayı da en büyük günahtır. Virani’yi okuyun söylediklerinden Aliyi ilah gördüğü ayan beyandır. Aliallahiler Nusayriler bu olgudan çıkar diye inanılır. Kızılbaşların insanı kâmille yüklediği değer, örneğin Kur’an’ı natık sıfatı, onun Hakk olduğu inancı diğer inançlarca açıkça onların anlayışında ki tanrıya şirk koşmaktır. Bu diğer inançlarca küfürdür. Bu yüzden bunu bilen Kızılbaş önderler, “küfür içinde iman vardır seçe bilirsen gelberi” yâda “küfür her mezhepte küfür, küfür burda iman olur” diyorlar. Sünniliğin yâda Şiiliğin buna farklı bakacağını iddia etmenin manası yok. Bu konuda gönlünde güman olanlar gidip bunu bu inançtan olanlarla konuşabilirler. Ben babamdan dinlediğim Ali Allahilerin yada Nusayrilerin nereden çıktığını, niye bu adla anıldıklarını anlatan bir öyküyü yazarak konuyu bağlayayım. Buda Viyana’daki dostumuzun nezlin de tüm okuyanlara hediyem olsun. İmam Ali ile Nusayri yolculuk ederken bir ırmağın kenarına gelmişler, Nusayri Aliye buranın geçit yeri nere acep diye sormuş. Nusayri ırmağın kenarına varıp da “Ey cimcime” diye bağırınca bütün balıklar başlarını dışarı çıkarıp çığrışmaya başlamışlar, Nusayri hiç birine bir şey soramayıp tekrar geri gelmiş, müşkülünü Ali’ye söylemiş. Ali’de demiş ki “ırmağın kenarına var bu defa “Ey Cimcime oğlu Gergere” diye bağır, o zaman bir balık çıkar ona sor” demiş. Nusayri denilene uyup “Ey Cimcime oğlu Gergere” diye çağırmış. Bu defa ırmaktan bir tek balık başını uzatıp ne diyon ey insan oğlu demiş. Nusayri de “bu ırmağın geçidi neresi onu soracaktım” demiş. Balık gülmüş, Nusayriye demiş ki “ulan ey serseri, yanındaki adam kim biliyor musun?” demiş, “o seninle dalga geçiyor, o benim yedi göbek sülalemi biliyor da bu ırmağın geçidini bilmez mi hiç, var işine gir” demiş. Nusayri bunu duyunca ayıkmış bu defa Aliye gelip “Sen Allahsın” demiş. Ali kızmış, “Bir daha böyle dersen günaha girersin seni kılıcımla ikiye bölerim” demiş. Nusayri bu ihtarı dinlememiş “Allasın da Allahsın” demiş. Babam bunu anlatınca “yedi defa bir insanı öldürüp yedi defa ona yeniden can veren Allah’tan başka ne olabilir ki” gibi bir soru sormuştu kendi kendine. O günlerde bunların benim için bir anlamı yoktu ama yinede can kulağı ile dinleyip öğrenmiştim sadece. Bunu babamdan aynen böyle duymuştum. Onun kadar duygulu onun kadar içten anlatamadığımı biliyorum, o beni bağışlasın, o zamanlar bunları bir gün yazmak yâda anlatmak zorunda kalacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Kıssadan hisse Âlinin böylesi tanrılaştırılması Sünni anlayışlarca da Şii anlayışlarca da apaçık şirktir günahtır, küfürdür. Kızılbaşlar bu küfrün içindeki imanı görerek yoluna başlarlar. Bunları aynı sanıp aynı adla anmak bana göre mümkün değil. Bu yüzden Sünniliğe Sünnilik, Şiiliğe Şiilik, Kızılbaşlığa da Kızılbaşlık, Alevilik, Bektaşilik, Torlaklık, Babalılık yada ışık tayfası gibi bir ad verelim öyle analım diyorum. Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde dururlar, bunların adları da ayrı olur. Aşkı muhabbetlerimiz daim olsun |
|