Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
Kürtcenin yasak olduğu yıllara ait bir anı
Kategori: YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Eki 17th, 2010Ekleyen: Rıza Aydın
...

Kürtcenin yasak olduğu yıllara ait bir anı

Sevgili dost.

Senden gelen her şeyi çittiye alıp değer veririm. Bu iletini de böyle yapıp dediğin sözü tuttum ve linkteki filmi sonuna kadar izledim.

İzledikten sonra şu kanıya vardım ki, bu filim gerçekleri köreltmek için yapılan çok basit bir çabanın ürünü. Niye diye soracağını bildiğim için, bir tartışma açmayım diye bir anımı yazmak istiyorum. 1979 yılının ortalarıydı ben o zaman Adana Askeri cezaevinde solcuların yattığı bölümün koğuş temsilcisi idim, bir binbaşıda (Halil D.) -adı aklımda ama şimdi yazmak istemiyorum, adı önemli değil- devleti -yani sıkıyönetim komutanlığını temsilen bizim muhatabımızdı. Siyası koğuşta o zaman doğu illerindeki mücadele yakalanmış Kürt arkadaşlarımızda yatıyordu. Burada çok ilginç simalarla birlikte kaldığımı, onlarla dostluklar kurup arkadaşlıklar ettiğimi söyleyip yazmışımdır(Kemal Pir Hasan Urumoğlu gibi).

Urfa’dan oğlunu görmeye gelen 70 yaşının çok üzerinde bir kadın oğluyla görüşürken askerler bunu engellediler ve biz ilginç bir sorunla karşı karşıya kaldık. Yaşlı kadın Kürtçeden başka bir dil bilmiyordu, oğluyla bildiği dilden konuşuyordu, konuşmak istiyordu, ta Urfa’dan kalkıp bunun için buraya gelmişti. “Yok” dedi, orada o zaman, devletimizi temsil eden askerler siz Kürtçe konuşamazsınız ve bu konuşmayı engellediler.

Sol Siyası koğuşun komite başkanı olarak askerlerin, orada devletin – askeri sıkıyönetim komutanının temsilcisi olan bin başının huzuruna çıktım, vardığımda bir albay gelmişti masada albay oturuyordu askeri cezaevinin sorumlusu olan binbaşıda (H.D) onun yanındaydı.

Onlarla şunu konuştum, şu konuşma aramızda geçti yani. Komutanım askerler oğlunu görmeye gelen şu yaşlı kadınla oğlunun konuşmasına izin vermiyorlar, lütfen bu konuda anlayış gösterin dedim. Komutan “bu o askerin tavrı değil, bu bütün devletin tavrı, bizim tavrımız, burada Türkçeden başka bir dille konuşmak yasak” dedi. Komutan(ım), bu yaşlı kadın Türkçe bilmiyor, oğluyla da kendi diliyle konuşması lazım dedim. Hayır dedi komutan burda Kürtçe konuşulmasına izin veremeyiz. Peki, ne yapalım dedim, askeriyenin temsilcisi komutan tercüman getirelim dedi. Komutanım bunun bir mantığı var mı, kadın tercümana da Kürtçe konuşacak, kadının konuştuğunu da anında tercümandan önce oğlu zaten anlayacak. Yani sonuç olarak konuşulmasını istediğiniz dil yine burada konuşulacak, bu yaşlı kadın Kürtçeden başka bir dil bilmiyor, ne olacak konuşunca, bu kadın oğluyla Kürtçe konuşunca kıyamet mi kopar dedim. Devletin oradaki temsilcisi, görünen yüzü askeri komutan, olmaz dedi. Bir uzlaşma çaresi olarak devletin orda ki temsilcisi, bize devlet olarak görünen yüzüne, komutanım bu kadının oğluyla konuşurken tehlikeli sözler edeceğinden endişe ediyorsanız, en iyisi siz bunların yanına Kürtçe bilen bir ajan koyun konuşmaları dinlesin, kadınla oğlunun neler konuştuklarını size rapor etsin diye önerdim. O anki çaresizlik içerisinde önerecek başka bir şey aklıma gelmedi, siz benim yerimde olsanız ne önerirdiniz bilemiyorum. Sözü uzatmadan sonucu söyleyim, sonuç olarak bu yaşlı kadınla oğlunu görüştüremeden, yaşlı kadını ağlata ağlata, gerisin geri Urfa’ya saldık.

Bilirsin, biz Aydından göçüp Sivas’a yerleşen, göçebe, Türkmen bir soydan geliriz, safiyane bir Türk aransa, bizim köyde, bizlerin içinde bulunabilir, ancak diye düşünüyorum, yani Türkoğlu Türküm ama bu içimde bir acıdır. Urfa’dan onca zahmete katlanıp Adana Askeri cezaevinde yatan oğluyla konuşmak için gelen yaşlı bir Kürt kadınını oğluyla görüştüremedik, konuşturamadık; kadında, oğlu da, bizde kadını aylaşa ağlaşa gerisin geri Urfa’ya gönderdik. Bu içimde bir acıdır, ne zaman aklıma gelse içimi acıtır. Empatı yapıp, ben bir Türk olarak böyle bir şeyle yüz yüze gelsem ne yapardım diye düşünürüm, benim yerime amcamın kızı olarak seninde, bunu bir kerecik düşünmeni istiyorum. Bir kerecik böyle düşün.

O zamanlar ülkemizde Kürt var Kürtçe diye bir dil var demek yasaktı. İlk TİP bu yüzden kapatılır. Devleti yönetenler bunu yasaklamışlardı. Şimdi iş işten geçtikten sonra devlet Kürtçe yayın yapan televizyon kuruyor.

Sakın beni yanlış anlama, devletin bu girişimini, bu açılımını doğru buluyorum. Ama yetersiz ve tutarsız görüyorum. Şöyle yapsa daha samimi ve anlamlı olurdu.

Ben devlet olarak, bu zamana kadar Kürtçe yoktur, Kürt yoktur diye diretmekte hata ettim. Bu hatamdan dolayı Kürt insanlarıma acı verdim, sıkıntı çektirdim, bunlardan dolayı bu vatandaşlarımdan özür diliyorum. Bu hatamın sonucu kırdığım kalpleri, onarmak için elimden geleni yapıp, gerekli her adımı atacağım.

Benim devlet olarak yaptığım bu hatadan dolayı, yani Kürt yok Kürtçe yok diye diretmemden dolayı haklı olarak Kürt vatandaşlarımızda tepkiler oluştu, başka çareleri kalmadığı için bu yüzden silaha sarılıp dağa çıkanlar oldu. Benim bu hatalı tutumum olmasaydı bütün bu sıkıntılar yaşanmayacaktı, bunca akan kan, bunca gözyaşı, benim bu hatamdan dolayı oldu, şimdi bunu anlayıp bu yaraları sarma zamanıdır.

Bunun için, yanı benim bu hatama karşı direnen, silaha sarılıp dağa çıkanlarda dâhil herkesi affedip bağrıma basıyorum. Bu ülke hepimizin, gelin bu ülkeyi barış ve dostluk içinde birlikte yüceltelim.

Ben devletten bunu beklerdim. Şimdi yapılması gerekende bu. Bu olmadan Kürtçe televizyon açmak hiç bir yarayı sağaltmaz.

Sevgili dostum, ben soruna böyle bakıyorum. Gönderdiğin linkteki filmin hepsini seyredince bu duyguları sana yazama hakkım ve isteğim doğdu. Böyle düşündüğüm için umarım seni kırmamışımdır yanı bana kızmamışındır.

Sağlıcakla kal

Sevgilerimle.

Abin Rıza


Sitemiz Yazarlarından