Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
Tarihe Bakış Açımız Değişmeli
Kategori: YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Eki 17th, 2010Ekleyen: Rıza Aydın
...

Aşağıdaki düşüncelerimi bu konuları tartıştığımız bir arkadaşıma yazmıştım.

kısaca şöyle bakıyorum konuya.
—————————————-

Kısaca çala kalem şunu yazayım.

Bugüne kadarki Türkiyeli tarihciler sanki Osmanlının basın yayın -enfermasyon bürosu gibi çalışmışlar. Ben hem Çukobirlikte hem de Seyhan Belediyesinde Basın bürolarında çalıştım bunların nasıl işlediklerini, mantıklarını bilirim; sistemin mantığı aynı kalmış: bağlı olduğun -ekmeğini yediğin, maaş aldığın- kurumu yağlayıp ballayacaksın.

Anadolunun asıl tarihi ise farklı. Anadoluda bir çok beylik var. Her beyliğin kendine has bir yaşamı var. Osmanlı batıda kuruluyor Edirne’den sonra 1453 de Konstantino polisi (yani İstanbulu’u( alıp başkant yapıyor. Bizansın geleneklerini alıp onu yaşatıyor.

Aynı tarihlerde yani 1453 de doğuda yükselen güç Uzun Hasan’ın liderliğindeki Akkoyunlular Devleti Amet’i (yani Diyarbakır’ı) alıp başkent yapıyorlar. Batıda Osmanlı patişahına Büyük Fatih, Akkoyunlu Devletinin Patişahına ise küçük Fatih diyorlar; biri istanbulu fethetmiş diğeri ise Diyarbakırı fethetmiş. Uzun Hasan liderliğindeki Akkoyunlular Misırdaki Memluklu devletinede şeklen bağlı. Şah ismailin babası Uzun Hasanın bacısının oğlu olarak Diyarbakırda doğuyor, 9 yaşına kadar burada yaşıyor 9 yaşında Erdebile geçiyor. Uzun Hasan bacısın oğlu Şah Haydara kendi kızını veriyor.

Bu yüzden, 13. YY dan 15.YY kadar Batıya (Avrupaya) yada Doğuya (Mısıra- Kahireye) giden oraları irşad etmeye çalışan Işıkcı yada Kızılbaş tayfasına bağlı olarak adlandırılan dervişlerin Osmanlının adamları olması mümkün değil. Çünkü ne Abdal Musanın yaşadığı, Kaygusuz abdalın yetişti Antalyadaki tekke Osmanlının ülkesi nede Hacıbektaş tekkesinin bulunduğu Sulucakara höyük osmanlı toprağında. Bunlar bugün müslümanlık denilen Sünni anlayışlarla hiç bir ortak yönü yanı olmayan misyonerler. Ne Mısıra (Kahireye)giden Kaygusuzun nede Avrupayı fed eden Saru Saltuğun bir devlet adamlığı ile ilişkileri yok. Bunlar dünyayı yeniden irşada çıkan serden geçtiler, yol oğlu kamile yoldaş olmuş dervişler. Bunları Osmanlının Basın bürosu gibi calışan üniversite hocalarınca sunulan kitaplar yanlış gösteriyorlar. Bunlar Işıkcı – Kızılbaş inancını orlara yayp oraları irşad etmeye çalışan misyonerler. Yunus Emrenin şirlerini inceleyenler bilir Yunus “Yukarı ileri” gezdim diye ta azarbeycana gittiğini söyler. Yunus bir devletin adamı değil bir inancın düşüncelerini oralara yaymak isteyen bir nevi misyonerlerdir. Bu dönemde daha Osmanlı devleti henüz yok bile.

Osmanlı gerçek anlamda Anadoluya 1517 den sonra Yavuz döneminde hakim oluyor. Örneğin Kalenden Şahın huruç eylemi boyunce onu desdekleyen sonunda onunla beraber kellesi kesilen Dülkadiroğlu Veli beyin beyliği olan Dülkadır Oğulları Beyliği Çaldıran Savaşından sonra Osmanlılarca ilhak ediliyor; bu İsmail Hakkı U zunçarşılı’nın “Anadolu Beylikleri” kitabında var ( bak saya 173). O zamanki Dulkadir oğlu beyi osmanlılarca yenilince dört oğluyla beraber katlediliyorlar. Bu acı hemen unutulacak bir olay mı, bak kerbelanın acısı hala acıyor canımızı yakıyor. 2 Temmuz dün gibi hala acıyor yüreğimizde. 1527de, Çelebilerden Şah Kalender huruç eyleyince Dulkadir Oğullarıda, onun beyleri obalarıda onunla (Şah Kelenderle) beraber hareket ediyorlar. Bunlar bu yüzden bir isyan değil, o coğrafyayı istila eden zorba Osmanlıya karçı meşru direnişler. Şöyle düşün, Irak’ı işgal eden ABD ye karşı gösterilen tepkiye ne deniyor yada ne denecek; bunlara isyan denirmi, isyan değil direniş denecek değl mi? Düşün ki, yarın Saddam ailesinin yada BAAS Partisinin desdekleyeceği, onların öncülük edeceği büyük bir halk hareketi olursa bu nasıl adlandırılacak. ABD nin işgaline karşı direnişler vs denecek. Durum böyle kavranıp duruma böyle bakılmalı. Orta doğuda “yenenin yenilmesi” kuralı gereği geleceğin manevi lideri, ABD’ya asla boyun eğmeyen Saddam Hüsyin ile onun hergecen gün şanı büyüyecek ailesi olacak. İstemem dilemem adam (Saddam Hüseyin) adaşı Üseyinin Yezide Emevi imparatorluğuna direndiği kadar ABD ye direndi asla boyun eğip ona biyat etmedi. Bugün ABD atına binip çaka satanlar yarın utançla anlacaklar, kimse çocuğuna onların adını vermeyecek; bugün şimil, yezit, mervan adı verilmediği gibi. Amarikan uşakları o sülaleden oldukları bilinmesin diye soy adlarını değiştirecekler ne büyük bir yük değil mi gelecek kuşaklar için, neyse bunu geçelim.

Osmanlı Alanya beyliğinide 1517 den sonra ilhak ve işgal ediyor ilk baş kaldırı olan Şah Kulu Huruç eylemide burdan başlıyor.

Kızılbaşlık Osmanlıya karşı, alttan alta süren sesli – sessiz direnişin adıdır. Kızılbaş köyleri konfederal devletler gibi kendi kendilerini yönetip kızılbaş yaşamını sivil bir yaşam olarak örmüşlerdir. Bu köylerdeki (Salma, Hakkullah, Salgada adıyla) vergi toplayan kendi yasalarını halkın katıldığı halk meclisleri niteliğindeki cemlerde belirleyen bunlara uymayanları dara çekip -aynı cemlerde- yargılayan cana kıymak yasalarında olmadığı için onulmaz sucluları dahi düşkün edip kendinden uzaklaştıran ilginç bir devlet biçimiydi. Halkından kopuk bir silahli devlet gücü, hapsanesi, bürokrasisi vs yoktu ama gerektiği zaman kadın çuluk çocuk demeden herkes silahlanıp savaş meydanlarına çıkıyorlardı. Çelebizedelerin önderliğinde başlayan Şah Kalender in huruc eylemi böyledir. Tarihciler Kızılbaşlar isyanlarında kadın erkek çoluk çocuk birlikte katılırlardı diye yazarlar, bu malumun ilamıdır. Cemal Bardakcı kızılbaş köyleri kendi başına bir devletti derken bunu kasdediyorki bu tespit çok yerinde bir tespittir. Bu Kızılbaş köyleri bir nefı konfederal devletler gibi bir birine bağlı olan yapının kendilerine has bir edebiyatı kendileri has bir edebiyat dilleri var. Osmanlı ozamanlar gerek Enderunda gerekse sarayda devlet işlerinde Osmanlıca denilen başka bir dil konuşuyorlar kendilerine has bir edebiyatları var. Ama bugün topluma eğemen olan dil Kızılbaşların edebiyattan ibadete geliştirdiği dil. Bu dil Yunustan, Kaygusuzdan, Hatayiden, Pir Sultandan, Şiriden, Hasretiden Aşık Velkiden buyana gelen Kızılbaşların şiirlerinde konuştuğu dil. Bugün Kahirede yaşayıp 1444 de Hakka yürüyen Kaygusuzun şiirleri herkesce anlaşılırda Osmanlının dilini konuşan şairlerin diliyle yazılmış şiirler anlaşılamaz. Kızılbaşların en büyük başarısı buralarda aranmalıdır. Bu sivil devlete bağlı olmayan bir halk hareketidir. Kızılbaşlık bilinmeden bu toplumun ne türküleri ne şirleri ne hayatı ne bişeyi anlaşılamaz.

Biz kızılbaşlığa böyle bakacağız.

Köleliği hiç bilmeyen, köleliği yaşamayan, kendi içinde son drece eşitlikci bir yaşamdan gelerek gelenekselleştirdikleri bir yaşam tarzları olan bu insanların bir üst yapı biçimi olan Kızılbaşlık, gelenekleri görenekleri olan bu yaşam tarzı bu güne kadar sürüp gelmiştir.

Biz bunlar böyle çala kalem değilde üzerinde uzun uzun konuşup her söyleyeceğimiz sözü pişirerek düzgün bir tarzda yazıp anlatacağız.

Bizim geçmiş tarihe ve topluma bakışımız Osmanlı propağandıslerininkinden temelde farklı olacak.

Sabırla şimdilik okuyalım. Biriken su ugun bir yerden bir gedik bulup akmaya başlayarak kendine bir su yolu bir yatak oluşturur; bizde öyle olacağız.

selamlar

Ali Rıza Aydın


Sitemiz Yazarlarından