Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
ÜÇÜNCÜ RESMİN FARKI
Kategori: YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Eki 17th, 2010Ekleyen: Rıza Aydın
...

ÜÇÜNCÜ RESMİN FARKI

Sayın Zülfikar Yalcınkaya.

Aşağıya aldığım, yazdıklarınızın üzerinde düşününce, iyi hoşta, birkaç sorun var burada diye düşündüm. Siz “Biraz kaba olacak amma Ebubekirin ,osmanin, ömerin, maviye ve yazidin cizdigi yolu zaten islam olarak kabul etmiyoruz. Eden varsa buyursun” diyorsunuz. Bence de haklısınız, bunların çizdiği yola, bu süreğe İslam denemez, denmemelide. Bunların sürdürdükleri yola İslam demek gerçkliğe saygısızlık olur. Ama “buyurmak” ne kelime bu asla haddimize düşmez ama gelin yinede bunun üzerinde biraz düşünelim mi, ne dersiniz? Örneğin önce soruyu şöyle soralım mı; Bu kişileri Peygamberle damadı Ebu Talip oğlu İmam Ali (yani Hz. Ali) Müslüman kabul etmiş mi? etmemiş mi? İmam Ali ile ilgili bişey diyemem ama sanki amcası oğlu, kayın pederi Muhammet Mustafa etmiş gibi gibi bence biraz böyle; ama bu tarihsel süreci göz önüne alıp bakmakta yinede yarar var.
Sorun İslam güçlerinin Mekke’yi kuşattığında yaşanan kırılmada başlıyor -bence. O anda Muhammet kendisine bağlı olan Mekke’yi kuşatan güçlere izin verse de onlar Mekke’yi zaptetselerdi hem İslam tarihi Hem de dünya bu günkünden farklı olurdu. Mekke’yi kuşatan güçler, Mekke’yi fethederken büyük ihtimalle o zamana kadarki İslam’ı çevrelere düşmanlık eden güçlerin başında olan Ebu Süfyan, eşi Hind oğlu Muaviye ile Yezit gibi önemli şahsiyetler öldürülmüş, onların malı mülkü ganimet olarak pay edilmiş olurdu. Belki bu yüzden, dene bilir ki tarih böyle yaşansa idi, insanlık ne Emevi iktidar gibi bir zulüm dönemini görür nede Kerbela faciası yaşanırdı. Bu uzlaşma, gelişip güçlenmekte olan İslam’ı çevrenin Mekke’nin eski egemen güçleriyle bir uzlaşmaya varıp güçlerini birleştirmesi gelecekteki felaketli sonuçların önünü açmıştır. O zaman Muhammed’in çevresinde olanlardan buna karşı olanlar olmalı ki Hz. Muhammet’in “Eski Müslümanların sonradan Müslüman olanlardan bir üstünlüğü yoktur” dediği rivayet edilir. Bu ayette olsa hadiste olsa önemle üzerinde durulması gereken bir durumdur. İslam tarihi bundan sonra toplumun eski egemenlerinin ( yani sonradan Emevi adıyla ünlenecek olan Ümeyye oğullarının), bu defa İslami bir görüntü altında yavaş yavaş güçlenip “İslam’ın parlayan yıldızı” olarak tekrar topluma egemen olmaya çalışıp, bunda başarılı olduklarının işaretleriyle doludur. Toplumun eski egemenlerinin, yenin içinde yeni kimlikleriyle tekrar yükselip yeni iktidarı ele geçirmelerinin deneyleriyle doludur. Mekke’nin teslim alınmasından sonraki tarih incelenirse görülecektir ki Muhammed’in bundan sonraki hayatı İslamın bu yeni çehresiyle mücadele ile geçer. Bunu, şu gelişmelerde görürüz, Muhammed’in isteğiyle, kölelikten azat edilmiş Zeydin oğlunun komutasında bir ordu oluşturduğunda bu güçler, bir kölenin oğlunun komutanlığını kabul etmeyiz diye savaşa katılmadıklarında, yaptıkları caminin yıkılmasında görülür. Söz konusu caminin için inen Tevbe Suresi’nin 107. ayetteki ilginç saptamayı üzerinde düşüne bilmek için buraya alıyorum. “Bir de şu var ki, tuttular bir cami yaptılar, inadına zarar vermek için, kafirlik için, müminlerin arasına ayrılık sokmak için ve bundan önce Allah’a ve peygamberine karşı savaşan herife bir pusu yeri yapıvermek için… Bununla beraber “iyi niyetten başka bir muradımız yoktur.” Diye yemin de edecekler. Fakat Allah tanıktır ki bunlar şeksiz şüphesiz yalancıdır.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır , Meâli). Bu ayetteki “… ve bundan önce Allah’a ve peygamberine karşı savaşan herife…” sözüne durumu açıkça gösteriyor. Bu konuda Halil Öztoprak “ Kur’an’da Hikmet Tarih’te Hakikat ve Kur’an’da Hikmet İncil’de Hakikat” adlı eserinde Tarihi Teberi’nin 2. cildinden şu bilgiyi aktarıyor: “ Vakti saatle müslümanız diyenlerin yaptıkları camiler de namaz kılmak için Hazreti Muhammed’e teklif edilmiş idi. Bu teklif üzerine Cebrail Aleyhisselâm nazil olup, “ol Camilerin yıkılmasını sana emretti” ayeti kerimesini getirince, namaz kılmak için yaptıkları mescidi Hazreti Resulullah farzı Kur’an’la yıktırdı. Hazreti Muhammed’den sonra camiyi Halife Ömer yaptırdı”. (sayfa: 23) Bundan sonra bu güçlerin önlenemeyen yükselişini gören Muhammed kendisinden sonra bir ayrılık yaşanacağını böylesi bir ayrılık durumunda Hz. Ali’den yana tavır alınmasını söyler. Bu yüzden olmalı ki, Ebu Bekir’in Halifeliği zamanında toplanan Muhammed’inin sözleri imha edilip yasaklanır. Buna gerek duyulmasının nedeni Muhammed’in bu tavrıdır. Bu yüzden Ömer, Hz. Muhammed’in ölüm döşeğinde vasiyet yazdırma isteğini engellemiştir. Muhammed’in Vasiyet yazdırma isteğinin engellenip cenazesinin neden bulunduğu odaya, geceleyin, gizlice defnedilmek zorunda kalınıldığını “Tarihe Doğru Bakmak” başlıklı yazımda anlatmıştım. Bu konuda Abdülbakiy Gölpınarlı’nın yazdıklarını iyice incelemek gerekir diye düşünüyorum.

Hz. Ali’nin Arap coğrafyasındaki, yani işin men bağındaki taraftarlarının bugün sergilediği Şiiliğin bir resmini yapın, birde her türden Sünniliğin resmini yapın, onları yan yanana getirip iyice bakın, birbirleriyle uyuştuklarını göreceksiniz. Kabaca iki resmede bakalım: ikisinin de ibadet yeri camidir, ibadetlerine kadın giremez, kadına bakışları aynıdır, kadını erkekten eksik görürler, çok karılı, çok eşli evlilik her ikisinde de vardır vs. Şiilikte, her türden Sünnilikte Ramazan orucunu tutarlar, hacca giderler. Her ikisi de Müslüman’ı Müslüman olmayandan üstün görürler; her ikisi de, Osman’ın toplayıp bu günkü şeklini verdiği Kuranı, onun kurallarını (şeriatını yani) savunurlar. İslam’ın doğuşundan buyana İslam’ın bu kollarının temsilcileri İslam’daki köleliği, çok eşli evliliği, kadının erkekten aşağı görülmesini, Osman’ın toplayıp son şeklini verdiği kitabın ne kendini nede içeriğini sorgulamamışlar. İşte İran’daki, Irak’taki Şiileri görüyorsunuz Sünnilerde özde bir farkları var mı? İşte hergün televizyonlardan seyrediyoruz Şiilerde sunilerde hem birbirlerine hem de dışındaki guruplara -Yahudilere Hıristiyanlara vb- vahşet yağdırıyorlar, adeta vahşet sergilemekte birbirleriyle yarışıyorlar; burada hal böyleyken Kızılbaşlar “bin kez zulüm gördüysen de bir kez zulüm kar olma” diyorlar. Bugün belki Şiilik daha katı daha acımasız, daha haşin …. diye uzata biliriz bunu. Bu iki gurubun (Şiilerle Sünnilerin) bir birleriyle muhalefeti, egemen sınıf içindeki bir iktidar mücadelesi; egemenlerin bir kılık, sen mi iktidarda olacaksın ben mi iktidarda olacağım türü sen ben kavgasıdır. Yani Şiiler köleciliğe, kadınların aşağılanmasına, çok karılı evliliğe dayanan sisteme karşı değiller, egemenlik bizde olsun diyorlar, sadece; bu gün ki Şii İran’ın Sünni Sudi Arapistan’dan ne farkı var. (Benzetmek gibi olmasın ama bizim Demirellerle Erdal İnönüler yada Erdal İnönülerle Türkeşler arasındaki fark gibi en fazla). Hz. Ali’den buyana bu böyle gelmiş böyle gidiyor. Hz. Ali’nin (Ebu Talip oğlu Ali’nin) köleliği kaldırmak, kadınlarla erkekleri eşit kılmak için bir eylemini, çok eşli evliliğe karşı bir icraatını duydunuz mu hiç? Hz. Ali eşi Fatima ölene kadar Ebu Bekire biat etmiyor. Fatima dünyadan göçtükten bir müddet sonra biat ediyor, bundan sonra ilk üç halifeye danışmanlık yapıyor; yaklaşık olarak çeyrek asır süren bu südre Hz. Ali’nin -ilk üç halife döneminde- bir muhalefeti, yönetime karşı bir davranışı yok. Halifeliğin boyunca Ömer bir müşkülle, çetrefil bir sorunla karşılaşınca “Bana Ebûl Hasan’ı çağırın” diyor, Hz.Ali’den o çetrefil sorunu çözmesini istiyor. O ne hüküm verirse onu kabul ediyor. Hz. Ali 60 yaşını geçmiş Halife Ömer’e genç yaşındaki kızı Ümmü Gülsüm’ü vererek onunla akrabalığını pekiştiriyor. ( Bu konu benim hep içimi acıtmıştır her nedense).
Şimdi bu babda sevgili Kazım Balaban’ın hazırladığı (yazdığı), seceat arz ederken sirkatin söyler misali Hz. Ali’yi övdüğü “Hz. Ali’in Erdemleri” adlı kitabının “HZ.ALİ’DEN İLİM VE ADALET” bölümünden bazı yerler aktaracağım:
“Hz. ALİ’NİN ADALETİ.
Hz. Ali’nin adaleti irdelenirken, olguları günümüz şartlarından değil, o günün koşulları ve değerleri açısından ele almak ve öyle değerlendirmek gerekir. Dünya haritasında o dönem kölelik sisteminin tüm dünyada uygulandığını, söz konusu uygulamanın yasal olarak ancak 19. Yüzyılın sonlarına doğru kaldırıldığını, tüm bunlara rağmen yer yer 20. Yüzyılın ilk yarısında da görüldüğünü unutmamak gerekir.” Sayfa 123. Burada araya girip iki konuyu not etmek isterim F. Engels “Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” adlı kitabında çoban kavimlerde köleliğin gelişmediğini, olmadığını söyler. Örneğin Türk kavimlerinde kölelik sistemi de kölelikte yoktur . Bildiğim kadarıyla Kızılderililerde de kölelik yok. Bunlardan daha önemlisi İslam’dan yaklaşık olarak 7 asır önce gelen İsa’nın dininde (Hıristiyanlık ta) köleliğe karşı çıkılır, yani kölelerin dini olan Hıristiyanlık köleliği reddeder. Hz. Alinin Kayın validesi Hz. Hatice’nin bacısı İncili Arapça’ya çeviren insandır, bu yüzden Hz. Ali’nin Hıristiyanlığın bu özelliğini bildiğini sanıyorum. Sonuç olarak diye biliriz ki ne Hz. Ali ne de İslam köleliğe karşı değildir. Köleliğin olduğu bir yerde, köle sahibinin bir hayvanına duyduğu gibi merhamet duyup kölesine iyilik yapması, yani ona iyi davranması örneğin anlatıldığı gibi Halife Ömer’in kölesini ata bindirmesi adalet değildir. Asıl hala bunu adalet diye anlatan, bu mantığın kendisi sorgulanmalıdır.
Sevgili Balaban’ın adı gecen kitabından bu konuyla ilgili yazdığı iki bölümü daha aktarmak istiyorum: ” Esbağ bin Nübâte’den nakledilmiştir: “Beş kişiyi zina sucuyla Halife Ömer’in yanına getirdiler. Halife onların her birine şer’î had uygulanması için emir verdi. Orada hazır bulunan Hz. Ali şöyle buyurdu: ” Ya Ömer, bu onların hükmünde verilmesi gereken hüküm değildir.” Ömer “O halde (uygun) haddi onlara siz uygulayın dediğinde, Hz. Ali, onlardan birini önüne alıp boynunu vurdu; diğer birisini recm etti; bir diğerine kırbaç haddi uyguladı; dördüncüsüne bir haddin yarısı kadar (50 kırbaç) vurdu; beşincisini ise mazur gördü ve serbest bıraktı.

Bunu gören Halife Ömer hayrete düştü; insanlarda şaşırıp kaldılar. Ömer şöyle dedi: ” Ey Ebalasan, tek bir olayda suçlu olan beş kişiye ayrı ayrı beş hüküm uyguladın ki hiçbirisi diğerine benzemiyor (bunun sebebi nedir)? Hz. Ali şöyle buyurdu: “Bunlardan birincisi zimmî ( İslam devletinde yaşayan kitap ehli) idi; (işlediği suç ile) zimmîlik vasfını kaybettiği için haddi kılıçtan başka bir şey değildi. İkincisi evli bir kişi olduğu için haddi recm idi. Üçüncüsü bekar olduğu için haddi yüz kırbaç idi. Dördüncüsü köle olduğu için cezası kırbaç haddinin yarısı idi. Beşincisi ise akılsız bir deli idi (ve dolayısıyla her hangi bir cezayı hak etmemişti).”

“BİR ERKEK VE BİR KIZ ÇOCUK ÜZERİNDE İHTİLAF EDEN İKİ CARİYE

Câbir Cu’fi, Temim b. Huzâm el- Esedî’den nakledilmiştir “Halife Ömer’in yanına bir erkek ve bir de kız çocuk üzerinde ihtilaf eden iki cariye getirildi. Ömer şöyle dedi : “Sıkıntıları gideren Ebûlhasan (Ali) nerededir?” Hz. Ali’yi yanına çağırdılar ve o olayı kendisine anlattı. Hz. Ali, iki şişe istedi ve onların ağırlığını tarttı. Daha sonra cariyelerden her birisinin şişelerden birine sütlerini sağmasını emretti. Ardından sütleri tarttı ve biri diğerinden ağır geldi. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Erkek evlat, sütü ağır gelen cariyenindir, kız evlat ise sütü hafif olanın.” Bunu gören Halife Ömer “Bu hükmü neye dayanarak söyledin Ey Ebulhasan?” diye sorunca, Hz. Ali şöyle buyurdu: “Çünkü Allah, erkek bebeğin payını kız bebeğin payından daha fazla belirlemiştir” sayfa: 124-125.

Sevgili balabanın, överek, sanki iyi bir şeymiş gibi anlattığı Hz. Ali’nin bu tavırlarına eleştirel bir gözle bakılınca, en azından Hz. Ali ile Ömer arasında bu konularda bir farklılık olmadığı, ikisinin de köleliği içselleştirdiğini, kılıçla kelle uçurmayı, recm’i savundukları, kadınla erkeğin eşitsizliğini savunduğu görülecektir; hatta Hz. Ali’nin bunu (kadınların erkeklerden eksikliğini tanrın tarafından yaratılıştan geldiğini) ırkçılık boyutunda savunduğu acı bir gerçek olarak görülecektir. Bilindiği gibi Anadolu Aleviliği köleliği kökten reddeder, kadınlarla erkeklerin eşitliğini savunur. Söyleminde kadın erkek ayrımı dahi yoktur hepsine CAN der Canlar der, öyle hitap eder. Hiç bir Aleviye kadının erkekten Hak huzurunda eksik olacağını, Hakkın erkeğe kadından daha çok rızk vereceğini kabul ettiremezsiniz; bilimde bunu kabul etmez. Aleviler kadınla erkeğin cinsel olarak farklı yapıda olduklarını bilirler ama insan olarak onları eşit görürler. Bu Nazım Hikmet’in Rozanın etekliği ile Radekin pantolonu bizde aynıdır, …aralarındaki fark bacaklarının arasındadır” dediği gibi sadece cinsel acıdan farklılıktır ama insanı olarak, yaratılış olarak aralarında bir fark yoktur, bu yüzden onları birbirlerine eşit kabul ederler, insan olarak onlar birbirleriyle eşittirler. Hz. Alinin bu mantığını feministler duyunca nasıl değerlendirecek, tepkileri ne olacak bilmem ama bence son derece ilginç, son derece ırkçı bugün kabul edilemeyecek bir mantık. Bunu ne Anadolu Alevi’sinin “Çağ ve Ad değiştirmiş Ali” olarak kabul ettiği Hacı Bektaş’ta bula bilirsiniz nede Alevi inanç önderleri olan ozanlarının şiirlerinde bulabilirsiniz.
Anadolu Aleviliği sistemin karşısına bir sistem önerir. Yarın yanağından gayrı her şeyde her yerde bir olmayı, ortak olmayı, Rıza şehrindeki gibi bir yaşam tarzını önerir. Rıza şehri, T. Mor’un Ütopyasıyla karşılaştırıldığında ondan daha ileri, daha çağdaştır. Rıza şehrinde kölelik yoktur, kadının erkek eşitliği vardır, hatta kadınlar biraz daha eşittir. Bu bir sınıf mücadelesi, bir sistem karşıtlığıdır.
Bu acıdan sözü uzatmadan şunu söyleyelim Şiilikle Sünniliğin resimlerinin yanına üçüncü bir şık olarak Anadolu Aleviliğinin de bir resmini ( cem evinde ibadet edişlerini, kadın erkek eşitliğini, 72 millete eşit- bir gözle bakışını ..vb, vb) kuyun diğerleriyle (o ikisiyle) hiç uyuşmadığını göreceksiniz. Bu yüzden bu üçüncü resmi onlardan ayrı olarak adlandırmakta, kısaca Alevi yada tarihsel adıyla Kızılbaş diye adlandırmakta yarar var. “Yolları var bizim yola benzemez” diyerek bu günlere gelen Kızılbaşlık öz olarak ta biçimsel açılardan da bu iki resme –bu iki yola – hiç benzemez. Kızmayın ama bilimsel, yansız bir gözle bakan her göz bu gerçeği görür, er yada geç sizlerde bu yalın gerçeği göreceksiniz, zaman her derdin ilacıdır bizlerde bunu zamanla gördük, farkı fark ettik. “Çıkmayan canda umut vardır” derler, Mevlana Tebriz’li Şems’le karşılaştığında 50 yaşını aşmış, medreselerde ders veren camilerde konuşan, vaazlar veren biriymiş, Şems sayesinde gerçeği görüp -50 yaşından sonra- değişmiş, herkes değişebilir, Anadolu Alevisi – Kızılbaşlar herkesin gönlündeki sultanın bir gün uyarılıp değişe bileceğine inanarak hareket eder; Yunus boşuna “Kabul et Yunus’un ergen sözünü tezcek gelir başa geçte değildir” demiyor. Gerçekler inatçıdır, kendilerini göstermek için endam ederler.
Bu konuya birde bu açıdan görmeniz için bunları yazdım. Yazıyı bitirmeden bir dileğimi de söylemek istiyorum, kişileri tartışmadan konuyu tartışmayı becerebilirsek iyi olur. Aleviler son dönemde bir konuyu tartışırken konuyu bırakıp kişileri tartışıyorlar bu yanlış. Son derece etna, sade bir vatandaş da doğru bir söz söyleye bilir, bu yüzden bizim köyde “deliden akıllı cevap derler”. Bazen deliler yada şanı şöhreti vs olmayanlarda doğru bir şeyi görüp, -kral çıplak der gibi- doğru sözler söyleyebilirler. Bu yüzden bir sözün değeri o sözü söyleyenden değil, sözün içeriğinden, sözün kendinden gelir. Aslında birazda o sözlerdir o kişiyi büyülten.
Sevgilerimle saygılarımın kabulünü dilerim. Umarım sürçü lisan etmemişimdim.

Rıza Aydın. Kaymak Köyü. Şarkışla

1- Abbasi halifesi Me’mun’la ilgili anlatılan şöyle bir rivayetin burada anılması uygun olur sanırım:
“Bir gün Abbasi halifelerinden Me’mun şairleri toplamış. Hepsine milletlerini övmeleri için emretmiş:
“Arap şair, Hazreti Peygamber’in Arap olduğundan, Kur’an’ ın Arap diliyle geldiğinden, Arap soyluluğundan söz etmiş.”
“Acem şair, kisraların saraylarından, Acem ihtişam ve daratından (debdebe, gösteriş) dem vurmuş.”
“Rum şair, eski Yunanın sanat, mimari vb. büyüklüğünü anlatmış.”
“”Sıra Türk şaire gelmiş. Me’mun, “sende övün bakalım’ demiş. İsmi geçen şairler, şaşkınlıkla bizimkine bakmaya; bu da ne söyleyebilir ki, söyleyecek neyi var ki, gibi bir davranışla (küçümseyen bir edayla-R) bakmaya başlamışlar.
“Türk şair demiş ki:
“Benim doğduğum Türk ellerinde, gerçi, ne Arabın, ne Acemin, ne de Yunanlının övündüğü şeyler yoktur. Fakat bu topraklarda Tanrı köle yaratmaz.” Kaynak için bakınız: Nihat Çetinkaya. KIZILBAŞ TÜRKLER. Say: 139. 5. baskı.

2- Kıyaslamak için analım. İsa suçlu görülüp taşlanarak öldürülecek (recm edilecek yani) bir kadınla karşılaşınca “ilk taşı sucusuz, günahsız biri atsın” diyerek kadını kurtarır.

Ek: Sayın Z. Yalçınkaya’nın söz konusu yazısı:
Sevgili doslar,

Kazim Balaban dosta katilyiorum.
Biraz kaba olacak amma Ebubekirin ,osmanin, ömerin, maviye ve yazidin cizdigi yolun zaten islam olarak kabul etmiyoruz. Eden varsa buyursun bugün isbasindakiler hala maviye ve yezidin yolundan gidenlere islamda demiyoruz
Düm dsolara sevgilerimle

Zülfiakr Yalcinkaya
www.Gercekilim.com
avrupa 1987 yilinda yayin hayatina baslayan ilk ALEVI BIRLIKLERI Yayin organidir


Sitemiz Yazarlarından