ALEVİ şeriatı mı, RÖNESANSI MI ?
Kategori: Aleviler, ManşetEklenme Tarihi: Kas 24th, 2010 Ekleyen: sercesme
...

Newsweek Dergisinden..
Yazılış biçimi başlık tamamen derginin 21- 28 Kasım tarihli sayısından alıntı. ( Buradan sonrası benim bilimsel olmayan sade yaşanmış duygularımın yazıya vurumu.)
Kim bu Diyanet , nedir bu Diyanet ?
Sayın İzzettin Doğan; “ Bugün Türkiye’yi yönlendiren ana güç Diyanet. Hiçbir parti de bunu göz ardı edemiyor. Bunu bana Başbakanda açık açık söyledi” diyor. Bu itaat edilmek zorunda kalınan Diyanet, yönetimi, inançlara bakışı, bütçesi, ülkenin her yerinde fetva veren vergilerimizle maaşını alan ve bizleri yok sayıp, ağza alınmadık hakaretler eden bu “DİYANET” neden tartışılamıyor. Sayın Doğan’ın dilinden dökülen Başbakanın söylediği sözler “Türkiye’yi yönlendiren” dediği Diyanet neden sorgulanamıyor? İlahiyat Profesörü Bahriye Üçok hunharca katledilirken neden bazı İlahiyatçılar omuzlarda gezdiriliyor. Protokol da sıralamada çok geride mi kalıyor da yeni başkan gelir gelme “ protokol sıralama yeri” değiştirilmek için hemen harekete geçiliyor? Bunlar neden sorulamayan sorular içinde yer alıyor? Neden Aleviliğin tarifini dahi yapmak bu memura düşüyor? Aleviliği bir kara kaplı kitap içine yerleştirme hakkını nereden buluyor bütün bu maaşlı görevliler.
Türkiye’de büyük ölçüde tabuların yıkıldığı, her şeyin sorgulandığı, yanlış ve eksikliklerinin ifade edildiği bir süreçten bahsedenler neden buraya gelince suspus oluyor? Basın yoluyla her şeye yanıt veren Başbakan neden Diyanet söz konusu olunca sesini çıkaramıyor? Eğer asıl olan bilimsel bir eğitiminde verildiği İlahiyat profesörlerinin zaman zaman inanç yol göstericilik görevleri varsa bu eğitimi alanlar hangi kategorilerden geçerek konuşma hakkına sahip oluyor veya susturuluyor?
Tartışılmasının doğru olduğuna inandığım bazı kurumlar yerin dibine batırılırken yine bazı kişiler çirkin biçimde itham edilirken neden bu kurum ve kurumdakilerin bitmek tükenmek bilmeyen dokunulmazlıkları.
Neden bu denli hiddetliyim şimdi sıra ona geldi; çok uzun süredir tartışılan “CEMEVİ VE CEM AYİNİ”.
Elbette biz Aleviler için her ikisi de çok büyük önem arz eden olmazsa olmazları. Ancak tanımaktan büyük onur duyduğum Hacı Bektaş Dergahı’nın son postnişi Velieddin Ulusoy’un dede olarak tayin ettiği Dertli Divani ( Gerçek adı Veli Aykut) Vakıf adına yaptığımız “Gavut Cem’in “ de ben bazı konularda yol bulmaya çalışırken söylediği nasihatlerle yolumun önünü açtı. Beni gideceğim yere daha çabuk ulaştırdı.
Söylenen 3 yıl önce söylenmişti ama unutmadım aynen şöyleydi “ Kutsal olan Cem Ayinidir” ve devam etti “ Biz eskiden köydeki evler içinde en büyük odası olan yerde yürütürdük Cemimizi”. Bunu çok iyi algılamıştım ve çok doğru bulmuştum bir de ehil ağızlardan çıkınca beni rahatlatmıştı. Çünkü bu süreçte o mütevazı cemevleri yerine koskoca, şaşaalı projelerin yarıştığı, altında ticaret hanelerin yapıldığı projeler uçuşuyordu havada. Belki de hiç ceme girmeyen kişilerin yaptığı sadelikten uzak projeler.
Dinlemek ve okumaktan mutlu olduğum çok önemsediğim, Ali Murat İrat’ın yazısını bugün NEWSWEEK’ de okuyunca onun sözleriyle de perçinleniyordu Dertli Divani’nin söyledikleri.
İrat “ Alevilerin inanç olarak değil ama sosyolojik olarak zaten Sünnileşmeye başladığını öne sürüyor. “ 20 yıl önce Alevi hareketi sorunlarını ortaya başladığı zaman, cemevleri bu denli fetiş haline getirilmemişti. Çünkü Alevi inancında ibadet mekanı değil, Cem ritüelinin kendisi kutsaldır. Ama son 5- 10 yılda kutsiyet, cemden ziyade cemevine yöneltildi ” diyerek devam ediyor İrat “ Ceme giren biri sadece “can” olarak görülür, kadın ya da erkek olarak değil. Cemevlerinde camilerde olduğu gibi hiyerarşinin oluşması ciddi sorun. Normalde dedeler eşitliğin sembolü olarak cemaatle birlikte yere oturmalı, ama şimdi bazı şehirlerde cemlerde dedeler imamlar gibi cemaatte yüksek bir noktadan sesleniyor” diyor İrat, “ sosyolojik olarak Sünnileşen, itikadı olarak Şialaşmaya yüz tutan bir Alevilik var karşımızda. Bu, Alevi açılımında tartışılan meselelerden daha hayati ve tehlikeli” diyordu. Ben İrat’ın açıklamalarından sonra yeniden Dertli Divani’nin 3 yıl önce cemdeki nasihatlerini, söyledikleri sözleri bir kez daha anımsadım “ Eşikten içeri niyaz edip girdikten sonra erkek, dişi sual edilmez herkes bir “candır” diyordu. Ancak yine Dertli Divani’nin ifadesiyle gelinen bu günlerden bahsederken konuyu şöyle dile getiriyor, “ Geçenlerde Berlin’de bir cemde 9- 10 yaşındaki kız çocuklarının çoğunun başının bağlı olduğunu gördüm “ diyen Dertli Divani, bunu biraz da Aleviliğin felsefesinin ve teolojisinin yok olmaya başlamasıyla ilişkilendiriyor.
Bu karşılaştırmalı birkaç örnekten sonra söyleyeceğim sözler belki de birilerini rahatsız edecek ama ben bir yola, bu yola inandım bu inandığım yolda çok şey öğrendim. Bunlardan en önemlisi
“ Hatır kalsın, yol kalmasın” idi. Evet yol kalmasın. Bugüne değin Görgü Cemi dahil 20’ye yakın ceme girdim. “Görgü Cemi”’ni yürüten Banaz’lı Dedeler başta olmak üzere hepsine çok şey borçluyum. Ben o dedelerde çok şey buldum, çok şey öğrendim. Cemlere boş girdim dolu çıktım. Bugün “DEDELERİ EĞİTMEYE” çalışanlara söyleyeceğim en önemli söz Alevilik sadece kitap inancı değildir; gerçeği görmektir, gördüklerine inanmaktır, yol , erkanı yürütmektir cem, lokmanı paylaşmaktır cem, kibri ve kini eşiğin dışında bırakmaktır cem, secde cemal cemale etmektir cem, söyleneni dinlemek ve sorgulamaktır, gerektiğinde dedeye soru sormaktır, inanmadığı bir şey varsa onu eşmek, anlayana kadar didiklemektir, belki de bazı konularda dedeyi de ikna etmektir. Alevilik sadece kitaplara sığmaz, hele hele kalıplara asla dökülmez. Tek ses tek nefes, tek can olunur ibadet yürütülürken, Semah dönülürken, hizmetler yerine getirilirken ama muhabbet başlayınca konuşmaktır, sormaktır, aynayı yüzüne tutmaktır. Tüm bunları yapmak içinde yüreğin derinliklerinden inanmak gerekir inanmayanın özü başka sözü başka olanın sınav yeridir ve ne kadar gizlerse gizlesin insan bu açığa çıkar, su yüzüne çıkar. Böylesi bir inancı şekillendirmek, kalıba sokmak, sayfalara sıkıştırmak ve en önemlisi tartışmak devletin memurlarının ülkenin siyasetçilerinin hiç işi değildir. Siyasilerin yapacakları tek şey ahkam kesmek yerine ülkedeki herkesin eşit yurttaşlık hakkına sahip olmasının yasal gereğini yerine getirmektir. Her yerde söz sahibi olan devlet memurunun görevi ise değil Aleviliği tanımlamak, cem evine çerçeve çizmek, tarihini yazmak, şöyle yapsanız daha doğrudur diye konuşma hakkı asla olamaz. Bu çok konuşanlar unutmasın onlara bu konuşma hakkını, bu ulaşılamaz makamı bizim ödediğimiz vergiler sağlıyor. Onlar çok inanır ya “bedduaya” bir beddua edersek bir kez daha bellerini doğrultamazlar.
Evet bundan sonra artık Diyanette tartışılacak, dokunulmaz personelleri de daha fazla tartışılacak.Ancak bütün bunlardan bizim için çok daha önemlisi Ali Murat İrat’ın dediği gibi bizlerin” sosyolojik olarak Sünnileşen, itikat olarak Şialaşmaya yüz tutan Aleviliğin önünde set oluşturup asla yıktırmamaktır, örseletmemektir öğrendiğimiz bildiğimiz Aleviliği.
Bana
“Allah Allah Allah Allah Allah Allah
Üçlerin beşlerin
Gerçek erlerin ve şehitlerin
Yüzü suyu hürmetine
Akşamlar hayrola
Şerler defola
Yiğitler saf ola
Yardımcımız halk ola
Varlığımıza
Birliğimize
Bir olmamıza
Merhaba! “ demeyi öğreten,
Cemde “ Allah eyvallah kapısında döktüğün varsa doldur. ağlattığını var güldür, yıktığın varsa kaldır, doğru gel dost gönlünü incitme, elinle bırakmadığını alma, gözünle görmediğini söyleme, gelme gelme, dönme dönme” yolunu belleten başta Banaz’lı dedeler olmak üzere bütün inanmışlığı ve özgünlüğü ile yolumuzu aydınlatan dedelere teşekkür ederim, ellerinden öperim.
Ve en büyük teşekkürüm de ta 10- 12 yaşlarındayken yolumu aydınlatan
“ Bir nefescik söyliyeyim
Dinlemezsen neyliyeyim
Aşk deryasın boylayayım
Ummana dalmağa geldim
Ban Hak ile oldum aşna
Gönlümüzde yoktur nesne
Pervaneyim ateşine
Oduna yanmağa geldim
Aşk harmanında savruldum
Hem elendim hem yoğruldum
Kazana girdim kavruldum
Meydana yetmeğe geldim
Ben Hakk’ın edna kuluyum
Kem damarlardan beriyim
Ayn-ı cemin bülbülüyüm
Meydana ötmeğe geldim
Pir Sultan’ım der gözümde
Hiç hata yoktur sözümde
Eksiklik kendi özümde
Darına durmağa geldim” diyen Pir’im Pir Sultana sözüm var “ Birliğimiz, Dirliğimiz” bizim için çok önemli bu yolda elimden geleni ardıma koymadan emek verip mücadele edeceğim.
Emel SUNGUR
Son Yazıları
- PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi (Nisan 8th, 2012)
- “Artık İslam’la vedalaşmak gerekir; çünkü ümmet Yezit gibi bir yöneticiye duçar olmuştur..” (Nisan 6th, 2012)
- Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!” (Mart 31st, 2012)
- Sivas Davası Düştü! (Mart 13th, 2012)
- Suriye’de 3 Gün (Belgesel) (Mart 12th, 2012)
- serdar Doğan: ‘Sivas’ı hatırlamadan bir gün geçmiyor’ (Mart 11th, 2012)
- ‘Din dersi de kaldırılsın o zaman’ (Ocak 28th, 2012)
- Uğur Mumcu’yu kim öldürdü? (Ocak 24th, 2012)
- Türkiye Uğur Mumcu’yu anıyor (Ocak 24th, 2012)
- Sivas Katliamı sanıklarına oturma izni! (Ocak 22nd, 2012)
- Eşitlik, Özgürlük ve Devrim Yolunda 16 Yaşındayız (Ocak 22nd, 2012)
- Özgürlük ve Dayanışma Partisi 16 Yaşında (Ocak 22nd, 2012)
- Şimdi tüm gözler ‘resmi’ isimlerde (Ocak 21st, 2012)
- Bakan Ergin’den ‘Madımak’ açıklaması! (Ocak 21st, 2012)
- Meclis’te Cemevi sorusu (Ocak 20th, 2012)
- Devrimci Yol davası yine ertelendi! (Ocak 20th, 2012)
- Uludere Katliamı unutturulmayacak (Ocak 20th, 2012)
- Alevilerden Uludere ziyareti… (Ocak 20th, 2012)
- Türkiye Hrant için adalet için yürüdü (Ocak 20th, 2012)
- Alevi dedeleri, polise “Aleviliği” anlatacak (Ocak 19th, 2012)
- ‘Kim Alevi, el kaldırsın’ (Ocak 18th, 2012)
- 19 Ocak saat 1′de Taksim’den Agos’a HRANT İÇİN! (Ocak 18th, 2012)
- ‘Anneni TRT’de gördüm Hıristiyan olmuş, ne bu’ (Ocak 18th, 2012)
- Örgüt Hayal’miş!!! (Ocak 18th, 2012)
- Cemevi Başkanın’dan Şok Sözler.! (Ocak 17th, 2012)
- Savcılıkta “Dersim Kaydı” Yokmuş! (Ocak 17th, 2012)
- Dersim’den Bir katliam günlüğü… (Ocak 17th, 2012)
- Büyük Alevi Kurultayı Ankara’da yapıldı (Ocak 16th, 2012)
- BDP’den sonra sıra Alevi örgütlerinde mi? (Ocak 14th, 2012)
- Cemevi yapımı için istenen yere Cami inşaatı başladı (Ocak 14th, 2012)

Sosyal Etiketler:
...

|
|