|
CHP 15. KURULTAY CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK
Kategori: Aleviler, Makale, Manşet, YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Ara 19th, 2010Ekleyen: Mihrac Ural
...
CHP Kurultay ardından seçimlere gitme stratejisi benimsedi. Bu eğilim, siyasi bir parti için olumludur, güç ve daha demokratik bir duruş, davranıştır. CHP bir biat partisi değildir. Dolaysıyla çok hizipli, tartışmalı, gergin ve çekişmeli ortamlarda bulunması çok doğaldır. Sosyal demokrat eğilimli partilerin tümünde durum aynıyla böyledir. Özellikle darbe gibi bir süreçten çıkıp gelen yeni CHP yönetimi, seçimlere ayakları yere basan ve güçlü bir imajla gitmeyi düşünmesi yerinde bir davranıştır. Bu kurultay (15. Kurultay), önceki kurultaylar gibi heyecanlı sabırsız bir beklentiyi de yansıtıyor. Özellikle CHP’deki yönetim kavgasını kaybetmiş, farklı hiziplerin, kanat liderlerinin kurultayda olması dikkat çekiciydi. Bunlar arasında birbirini deviren, Önder Sav ve Deniz Baykal’ın çevreleriyle etkin katılımı kurultayın ağırlığını göstermesi açısından önemli bir veridir. Blok liste-çarşaf liste tartışmalarını arasında, eski yöneticilere rağmen, blok siteyle kurultaya girileceğini belirten Kılıçdaroğlu’nun hissedilir bir ağırlıkla ortaya çıkması bu kurultayın önemli gelişmelerinden biri olmuştur. CHP’liler gibi, halkın da beklentileri arasında yer alan CHP’nin gerçek, tutarlı, uyumlu bir yönetime ve önderliğe kavuşma gereği, bu kurultayın en önemli işlevi olacaktır. Kurultayda yapılacak konuşma ve tartışmaların detayları ve yorumları da bir ölçüde buna bağlı şekillenecek gibidir. Bunun dışındaki tüm söylemler, doğrularıyla yanlışlarıyla sonunda vereceği notu da belirleyecektir. Buna rağmen CHP’lilere ait olacak bu algılar, bu satırların yazarı için ikinci derece önemli verilerdir. Bizi ilgilendiren, CHP’nin nispi de olsa bir değişim sürecine girerek, eksik olan ana muhalefet rolünü sosyal demokratik bir çizgiye yakın olarak ikame edip edemeyeceğidir. Buna rağmen kimi görüntülerin ilk gözlemde Kurultay için söylenmesi gerekenleri de ortaya koyduğunu ifade etmeliyim. Kurultay salonunu süsleyen Deniz Gezmiş ve 68’ıller ruhunu dile getiren pankart, Nazımın şiirleri, faşizme karşı omuz omuza nidaları CHP’nin bir kıpırdanma içinde olduğuna işaret sayılabilir. Aşırı milliyetçiliğiyle bilinen eski ittihatçı Baykal ya da sinsi rakibi Önder Sav’ın zamanında böyle bir şeyi düşünmek hayaldi. Ancak bu görsel verilerin hiç biri, tarihsel, köklü bir partinin temel parametreleri üzerinde birden etki yaratma şansına sahip değildir. Bu partiyi farklı yazılarımda Statülerine mahkum parti, Osmanlının Cumhuriyetteki Osmanlı akıl uzantısını üzerinden atamamış bir parti olarak da değerlendirmiştim. CHP, zaman zaman milliyetçilik yarışlarında Modern Faşist yönetimlerin sultası altına da girdi. Bu olumsuzluklar altında ezilip halktan kopan CHP’nin Kılıçdaroğluyla yakaladığı halkayı, gerçekçi dönüşümlere yöneltip yöneltemeyeceği ise bu kurultaylı da aşan uzun bir sürecin sonunu görmeyi gerektirir. Bu ön değerlendirmeler ardından, Kılıçdaroğlu’nun şu dakikalarda biten (saat:1:45) konuşmasının genel bir değerlendirmesini yaptığımızda CHP’de ne yapısal ne de ideolojik olarak çok şeyin değişmediğini görüyoruz. CHP, statüleri kadar milliyetçiliğin ağır baskısı altında ideolojik yenilemesini yapamayan, yapma niyeti bile göstermeyen bir parti görüntüsü sergilemiştir. Yeni diyebileceğimiz bir eğilimden çok, sosyal devlet, emek ve özgürlükler çerçevesinde süren konuşma, bildik sosyal demokrat söylemlerden de geri bir konuşmaydı. Özelikle, altı doldurulamayan vaat ve alternatif önerileri dinleyiciyi tatmin etmekten çok uzaktı. Kurultay kitlesini heyecanladırmakta da zorlanan konuşma, ülkenin her konusuna değinmesine rağmen hiçbir ciddi çözüm önerisi taşımıyordu; söylenin sadece biz CHP’yiz biz çözeriz olmaktan öteye gidememiştir. Kılıçdaroğlu, “iktidara yürüyen CHP”den söz etmesine karşın, ne akademik ne de siyasi propaganda anlamında ikna edici bir konuşma yapamadı. Konuşması somut hiçbir önerme ve önerinin gereklerini içermedi. Yapacağız edeceğiz demekten başka bir şey duyulmadı. Kılıçdaroğlu, ülkenin tüm sorunlarına değindi. Ama birine hiç girmedi, öteledi, değinmemek için genellemeler içinde yuvarlanıp durdu; dile getirmediği konu bu ülkenin en önemli ve en temel sorunu olan Kürt sorunuydu. Kürt kelimesini bile ağzına almadı eski mantık algılarıyla genellemeler içinde bölge adaletsizliğinden söz etmekle yetinde. Bu konuda dile getirdiği en ileri düşünce ise Lozan anlaşmasını başının üzerine koyduğunu kabul ettiğini söylemekten ibarettir. Buna tekrar döneceğiz. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında yeni hiçbir şey yoktu. Bildik politikacı eskilerinin yöntemiyle, vaatlerde bulundu. Bu vaatlerini de iktidar olma koşuluna bağladı. Bunda haklıydı ancak, vaatlerin gerçekçi olabilmesi için gösterdiği somut bir veri yoktu, kaynak yoktu, böylesi ikna edici verilerin olmadığı üzerinde durulmadığı konuşmanın ayakları havada kalacağı açıktı. Kılıçdaroğlunun, kesik kesik önermelerle, birbirine iyi bağlanmamış cümlelerle süren konuşmasında önemle öne çıkan özgürlük ve emekten yana politikalarla ilgili olanlardı. Bu değerlendirme ve öneriler özellikle üniversite özerkliği, özel özerk bütçesi, öğrenci hakları, YÖK’un kaldırılacağını ilan etmesi gibi) önermeler CHP’de değişimi belirtilerini hissettiren tek alan oldu. Öğrenci, Üniversite, basım yayım, sanatçı, işçi ve sendikal alanla ilgili özgürlükler ülkemizin en önemli sorunları arasındadır. CHP’nin kurultayında bu sorunlar üzerinde yoğunlaşması önemli ve gereklidir. Bu noktada eksik ve yetersiz olanlara karşın olumlu gözlemlerden söz edilebilir. CHP lideri b.ol kepçe özgürlük ve demokrasi vaat etti; 1978 Ecevit hükümeti Milliyetçi Cephe yerine geçerken de aynı söylemleri duymuştuk ama CHP bunları yerine getirmek bir yana, baskıcı devletin bir aracı olarak baskılara devam etmekten başka bir şey beceremedi. Yeni yönetimi ve lideriyle CHP bunları ne kadar ikame edebilir, bu söylemlerle halka ne kadar yaklaşarak, iktidar olma yollarını aralayabilir, bunu önümüzdeki süreçte daha iyi anlayacağız. Bunların olumlu yaklaşımları olduğunu, özgürlük alanlarını genişleten her adıma olumlu bakmak gerektiğin söylemekle yetineceğim. CHP ülkemizdeki sorunları sahiplendiği ölçüde taraf olacaktır. Halktan yana taraf olmak ise özlenen iktidara geliş olmazsa olmaz bir koşuldur. Kılıçdaroğlunun konuşmasın da özenle vurgulanan, emekliler, işçiler ve sendikalarla ilgili söylemleri aynı kapsam içinde değerlendirmek yanlış değildir. Köylüler için dile getirdikleri, işsizlik için dile getirdiği ise daha çok sıradan politik söylem ve vaatlerdi. Bu güzel vaatler iradelerle, kelimelerle ikame edilemeyecek başka etmenlerin varlığını gerektirir. Bunun için ne iktidar ne de siyasi irade yeterli olmaz. Gerçekçi kaynaklar gerektirir. Bunları üzerinde ise Kılıçdaroğlu hiç konuşmadı, “biz yaparız, biz söyledik mi, mutlaka yaparız, biz CHP’yiz öyle ise yaparız” gibi kendini tekrar eden ayakları havada ifadeler dışında ikna edici bir şey ortaya koymadı. Belli ki CHP bu sorunlar üzerinde yeterli hazırlıklar yapmamıştır. Özgürlükler üzerinde çokça duran Kılıçdaroğlu’nun “daha özgür bir anayasa” yapacakları söylemine rağmen, bu söylemin anayasanın “değiştirilemez, değiştirilmesi bile önerilemez” maddeleriyle ilgili açık ve net bir belirmeyeli içermemesi, bu konuda çok samimi olunmadığına bir işaret sayılabilir.
KURULTAYIN İKİ ÖNEMLİ EKSİĞİ Kurultay Kürt sorunu ve inanç konusunda ciddi bir eksiklik sergiledi. Birincisi Kürt sorunundaki eksiklik; Siyasi-Sosyal politikalar, ülkede iktidar olmaya yetmez. Özellikle siyasal programda Kürt sorununu, var olan siyasal çözüm önerilerin de ötesine götürmeden, iktidar olmayı hayal etmek bile güçtür. Bu sorun aynı zamanda ülkemizdeki tüm etnik toplulukların haklarıyla da iligilidir. CHP hala, böylesi eksiklikler içinde bocalamaktadır. Kurultay CHP’nin beklenen değişimlere yönelemediğini gösterdi. Değişim yönünde bir adım dahi ileri gidilemediğini gösterdi. Eski ittihatçıları yönetimden ötelemenin yeterli olmadığı açıktır. Bu kurultayda Kürtler ve sorunları yine yok sayılmıştır; üzeri çok kapalı bölgesel örnek ve genellemeler, Lozan anlaşmasına neden gönderme yapıldığına ilişkin hiçbir şeyin söylenmemesi dikkat çekiciydi. Lozan anlaşması üzerine yapılan gönderme, bu anlaşmanın Cumhuriyetin kurucu anlaşması olarak önemsendiğine işarettir. Başı üzerine koyarak, yüreğine de katarak bu anlaşmayı anmak ise hiçbir şey ifade etmez. Bu anlaşmada sarih olarak belirtilmiş olan gerçekleri açıklamak ve bunlara bağlı olan bir CHP’nin iktidara talip olduğu açıklaması beklenirdi. Lozan anlaşmasının konuyla ilgili en önemli yanı 39. Maddesinin 4 ve 5. Fıkrarlarıdır. Bu konuda uzun makaleler yazdım. Bunlardan biride şunları dile getirdim. “Lozan anlaşmasının 39/4-5 maddesi ise açıkça şudur. “Türkiye vatandaşlarından hiç birinin gerek özel ya da ticari ilişkilerde, gerek din, basın veya her türlü yayın hususunda ve gerek genel toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına karşı hiçbir kayıt koyamayacaktır. Resmi dil mevcut olmakla birlikte, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk vatandaşlarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için uygun kolaylıklar gösterilecektir” (Lozan Anlaşması 39. madde son iki paragrafı, 4. ve 5. Fıkra) Bu medenin lafzı da ruhu da yoruma gerek duyulmayacak kadar açıktır. Bunu ihlal eden bir mantık, Cumhuriyetin Kabe’si diye kutsanan Lozan anlaşmasını da tartışmaya açmış demektir. Böylesi bir tartışma bir kez başlarsa geride tartışılmayan hiçbir şey kalmayacağını hatırlatarak, hak gaspının bumerang gibi sahibine döneceğini hatırlatmakla yetineceğim.” ( Mihrac Ural, ”KCK Davası, Anadiil ve Empati” makale 22 Ekim 2010 http://mirural.blogspot.comk/ ) Bu gerçekler ışığında, Kılıçdaroğlu’nun sadece Lozan hatırlatması yaparak yarattığı muğlaklıkğın ne anlama geldiğini anlamak zor değildir. Bu duruş, bir CHP duruşudur. CHP cephesinde yeni bir şeyin olup olmadığı da tas tamam bu noktada belirginleşiyor. CHP, bu kurultayda da aynı hata üzerinde yürüyeceğinin işaretlerini verdi. Tek boyutlu milliyetçi duruşunu aşamadı. Statülerine esir düşmüş olmaktan kurtulamadığı belirginleşti. Oysa ülkemizin temel konusu Kürt sorununda net olmadan, siyasal sahnede etkin olmanın imkanı yoktur.budur. Genelkurmayın bile açıklama yapmayı gerekli gördüğü, “iki dilli yaşam” konusunda CHP’nin her şeyi içeren bir ilan sahası olarak kurultayda hiçbir şey söylememesi, en geri sosyal-demokrasi açısından bile kabul edilebilir bir duruş değildir. Bu handikabın içinden çıkmayan bir CHP, Kürt halkından oy alma defterini kapatmış demektir. Özellikle Kürdistan bölgesinden bir tek oy bile almayacağına inanmış demektir. Bu inanç CHP’yi ebede kadar iktidardan uzak tutar… “İki dilli yaşam”, meclisin gündemindedir. Tüm siyasi lider ve devlet erkanının dilindedir. Bu bir anadil sorunudur. Anadille ilgili haklar, hakların en doğalıdır. Bu hakkı yeryüzünün hiçbir kudreti yok edemez. Ortaçağın karanlık kıyım dönemlerinde yok edilemeyen bir anadilin, bilişim çağında, 21.yy iletişim teknolojisi çağında yok edilebileceğini sanmak aşırı aptallıktır. Bu gibi yaklaşımlar ilkel bir milliyetçi duruş değilse, bu hakkı öteleyerek siyaset yapılamayacağını söylemeye bile gerek yoktur. CHP bu konuda hala politikasızdır. Milliyetçi bölücülüğün bilinçaltı refleksleriyle “anadille eğitim özgürlüğüyle başlarız sonu nereye varır Allah bilir” gibi çağdışı bir düşüncenin rotasında yürümektedir. Bu politika, Baykal’ın, MHP’li milliyetçi faşistlerle birlikte oluşturduğu bir politikadır (Kadim MHP’li, Yaşar Okuyan, Baykal’ın CHP’sine destek sunma gerekçesini açıklarken, bunu dile getirmiştir). CHP hala bu siyasetin izi üzerindedir, bundan sıyrılamamıştır. Ülkemizde, Kürtler Araplar dahil, farklı etnik topluluklardan oluşun, neredeyse nüfusun yarısına yakını özgün anadiliyle konuşmaktadır. Tüm vatandaşlar gibi her türlü yükümlülüğü yerine getirip, vergilerini ödeyen bu etnik topluluklar, devletin resmi okullarında çocuklarının anadilleriyle eğitim görme istekleri, bir haktır. Bu hak hakların en doğalıdır. “Bu hak kullanılırsa bölünürüz” diye korkanlar ve halkı kışkırtıp gerginlik yaratanlar, kanlı ve kirli bir savaşla bölünmeye razı olanlardır. Benim bu kurultaydı TV ekranlarına yansıdığı kadar gördüğüm, CHP’nin cesaretini yitirmiş, gerçekleri isimleriyle çağırmaktan çekinen bir parti konumundadır. Bu duruş halkın partisi olmaktan çok devletin partisi olmakla ilgilidir. CHP devletin partisi olma faturasını çok ağır ödedi; Halk onu, 60 yıldır iktidardan uzaklaştırarak cezalandırdı. CHP bu sorun aşmak için, daha cesur bir siyaset üretmekle yükümlüdür. Unutulmamalı, bu devlet öylesine kirlidir ki, ona sahip çıkan, onun kiriyle harakiri yapmaya gönüllü olmuştur demektir. Bu hataya düşeni ise halkımız unutmaz, seçimlerde ağır fatura ödetir. CHP bu politikaların faturasını çokça ödemiştir artık ders alma zamanı. İkincisi farklı inançlar konusunda; CHP bu kurultayda İnançlar üzerindeki baskıya hiç değinmedi yokmuş gibi davrandı. İnançlar üzerindeki baskı sadece mezhepler değil diğer dinler üzerindeki baskıyı da içermektedir. Özellikle, farklı din ve etnik yapıda olanların çektiği akıl almaz zulüm, bu konu içinde de önemli bir yer kapsamaktadır. CHP bunların farkında değildir. Kılıçdaroğlu, ülkenin iki önemli sorunu olan etnik ve inanç konusunda bir oto kontrol içinde gibi konuştu. Tutuk ve tutsak gibiydi. Hem Kürt hem de Alevi olmanın dayanılmaz ağırlığı altında, bu hayati ülke sorunlarına değinmek istememesi bir psikolojik tepkime ise, siyasette buna yer olmadığını söylemek gerek. Ancak bunun olduğu kanısında değilim. Kılıçdaroğlu, kurultay konuşmasında devletin egemen inanç sistemi tarafından yüzyıllardır ötekileştirilen inançlarla ilgili bir söylem ortaya koyamaması dikkat çekicidir. Çocukların, sınav – okul – ev üçgeninde, çocukluklarını yaşayamadığını dile getirirken, çok daha hayati ve önemli olan, “zorunlu din dersi” konusunda bir tutum belirlememesi önemli bir eksik ve hataydı. Zorunlu din dersleriyle amaçlanan uzun erimli politikanın gelecek kuşakların tahribinde nelere yol açacağı ise bu yazının konusu dışındadır. Ama bu alandaki toplumsal riski germemek mümkün değildir. Laiklik üzerine de hiçbir konuşmanın yapılmaması CHP’de bir çok şeyin daha da geriye gittiğine bir işaret gibidir. İnanç ve laiklik konuları artık eskisi gibi revaçta konular olmadığı, ülkenin sokulduğu karanlıklar nedeniyle anlaşılabilir bir şeydir. CHP lideri bu nedenle gerginlik üzerinden politika yapmamak adına bu alana girmemişte olabilir. Halkın tüm kesimlerini kucaklamayı hedeflemenin bir avansı olarak mazur görülebilecek bu yaklaşım, sanki sokakların, mahallelerin baskısına göre çizilmiş bir politika gibi durmaktadır. Demokrasi ve özgürlük için mücadele etme iddiasında olan bir partinin sokakların bu izbe köşelerine gere siyaset yapması düşünülemez. Dini toptan dışlamak kadar yanlış olan bu yaklaşım yerine, tüm dinlerde olduğu kadar insanı mesajları öne çıkararak, inançlı seçmene bir yaklaşım gösterilebilir. Hokkabazların semavi mesajları şeytan ayetine çevirmeleri kadar, barış, eşitlik, adalet söylemlerine de çevrilebileceğini dışlamaz; bunun için yüzlerce ayet ve süre bulmak zor değildir. CHP, kendini Sosyal demokrat bir parti olarak konumlandırmak istiyorsa bilim merkezli, laik algılı, inancı da dışlamayan bir siyaset oluşturabilir; dinin çağdaş olmayan yaşam dayatmaları karşısında çağdaş yorumlarla inananları oya dönüştüre bilir. Ancak bunların yerine gelse de (ki, mutlaka yerine getirilmelidir) ezilen mezhep ve inançların sorununu çözemez. Bu ülkenin devleti kendine bir din ve mezhep seçmiştir. Vatandaşın vergileri orada bütçe oluşturur. İnanç bütçesidir bu. Bu bütçeden hiçbir farklı mezhep ya da din yararlanamaz. Bu bütçe de öyle bir bütçe ki eğitim bütçesini çok aşar. Devlet ve iktidarlar bu gerçeğe hiç dokunamaz, sihirli bir koruma altında dinin halka afyon olarak dönmesini sağlarlar. CHP bu soruna parmak basmamıştır. Alevileri başta olmak üzere farklı inançların, inanç haklarına nasıl bir çözüm bulacağına ait bir önerisi olmamıştır. Bu ülkede sayısal bir arayış partilerin seçmen politikalarında etkili ise Alevilerin 20 milyona yakın bir nüfusa sahip olduklarını bildirmekle yetineceğim. Sonuç: Ülkemizde yasal yollarla bir sorun çözmek gerekirse, CHP olmadan bu mümkün değildir. CHP’nin düşünsel olduğu kadar yapısal olarak buna hazır olmasının da çok büyük önemi var. Bu açıdan CHP’nin ikna edilmesi kadar, CHP’nin de iktidara gidiş için halkı ikna edecek önermelerinin de olması gereklidir. Bu iki talep ikame edilebilirse CHP, 60 yıldır iktidardan uzak oluşuna son verme şansını yakalayabilir. CHP’nin iktidar sorunu, CHP’lilerin sorunudur. Ancak bilinmesi gereken gerçek, sorunları görmezden gelerek, milliyetçilik batağında kalarak, önermelerin altı doldurulmayarak varılacak bir yer yoktur. CHP, yeni yönetimi yine karmaşık bir yönetim olarak belirmektedir. Son ittihatçılar, yönetimden uzaklaştırmış gibi, ancak onların ilkeleri hala yönetimdedir. İttihatçılar kolay pes etmez, yapı ve statüler onlar için hala en uygun zemindir kendileri olmadan görüşlerini kalıcı kılan da budur. CHP Kılıçdaroğlu önderliğinde bir çıkış araşışındadır, “duvarları yıkıp yıkamayacağı” esprisi de bu nedenle yapılmaktadır. Türkiye’de siyasetle ilgili herkesin yakından takip ettiği, cevabını bulmaya çalıştığı soru da budur. CHP bu soruya cevap vermelidir. Bu ülke hepimizin ortak ülkesidir her siyasal olayı ilgi alanımızdadır. CHP’yi bu kaygılarla izlemeye devam edeceğiz. |
|