|
SEMAH KONUSUNDA SORULAN EKSORULARA CEVABIM
Kategori: Aleviler, Makale, Manşet, YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Ara 31st, 2010Ekleyen: Rıza Aydın
...
Sayın Velayet Aytan Can, semahlar hakkında sorduğu sorulara verdiğim yanıtları yeterli bulmayıp yeni sorular sormuş. Sorularını okuyunca yazdıklarımın anlaşılmadığını anladım. Bir şeyi anlattığınızda karşıdaki bunu anlayamıyorsa kusurun sizin anlatımınızda olacağına inandığım için, o yazdıklarımı tekrar okudum. İyi ki de tekrar okumuşum, bazı eksiklerimi görüp düzelttim, ayrıca konunun daha iyi anlaşılması için devriye konusunda bir iki çift söz daha ekledim. Ekli dosyada bunu yeniden gönderiyorum. Tamda dostumuzun sorusunda olduğu gibi, “Alevi inancında Hz. Muhammed’in katıldığı Kırklar Cemi, her hangi bir Kırklar Cemi değildi, bizzat Kırkların Hazır bulunduğu bir cemdi” ama bu Kırkların ilk cemi değildi. Bunun böyle olduğunu anlamak için Devriye konusunu işleyen nefeslere bakmak yeterlidir. Benim Devriye konusunu anlattığım yazımı, oradaki nefesleri okuyunca bunun böyle olduğu anlaşılacaktır. Bakınız, Şiri ne diyor: “Anasırdan bir libasa büründüm / Nâr-ü bâd-ü hak-ü âbdan göründüm /Hayrul beşer ile dünyaya geldim / Âdem ile bir yaş idim ben”, “İsmail göründüm bir zaman ey can / İshak, Yakup, Yusuf oldum bir zaman / Eyüp geldim, çok çağırdım el’aman / Kurt yedi vücudum, kan yaş idim ben”, “Mübarek asayı Musa’ya verdim / Ruhulkudüs olup Meryem’e erdim / … Gâhî nebi, gâhî veli göründüm /Gahi uslu, gahi deli göründüm / Gahi Ahmet gahi Ali göründüm / Kimse bilmez sırrım kallaş idim ben” Konuya böyle bakınca “… Hz. Muhammed’in katıldığı Kırklar Ceminden önce, yol erenlerin birden çok kereler kırkların toplanıp cem olduğunu söylemek pek ala mümkündür; hatta hatta bu bir zorunluluktur. Aleviler Guruhi-Nacıden buyana sürüp geldiklerine İsa’nın da Musa’nın da Davud’un da kendilerinden olduğunu kendilerinin de onların haklı davasında onlarla beraber olduğuna inanırlar. Şairin “Havva anan dünkü çocuk sayılır Anadolu’yum ben” dediği gibi Hz. Muhammed’in Kırklar Cemine mihman olması bu tarih açısından pek eski bir tarih sayılmaz. Bizler ortaokula gelip “Din derslerinde” Sünni hocaları dinleyene kadar İsa Peygamberin, Musa peygamber’in bizim dışımızda bize yabancı bir dinden olduklarını hiç mi hiç duymamıştık.[1] Bizim ana ocağından aldığımız dini terbiyeye göre, dört kitabın dördü de, dört peygamberin dördü de bizdendi, Haktı. Ama buna ek olarak biz “Eğer dört ırmağın gözün sorarsan Serçeşmeden gelir suyun durusu” diye inanıyorduk. Serçeşmeden akan bu duru su, onların yaşadığı zaman diliminde, o kültürel ortamlarda böyle akıp, bu tadı vermişti, zaman geliştikçe daha da gelişerek zamanımı –bu günlere kadar ulaşmıştı. Bu yüzden bu yoldu önemli olan bu yola yoldaş olmaktı. Zorunlu din derslerindeki hocalar, bu inancımızı zedeledi, bizden onlardan başka bir şey olduğumuzu böylece anladık. Bilinç farkı fark etmekle oluşur. Bizler yürüyen zaman içinde bu farkları fark ede ede bu günlere geldik. Bu yol bundan sonra bizleri nereye götürür bunu hep beraber yaşadıkça göreceğiz. Bu sualleri soran değerli dostumuzun yaptığı gibi, Kırklar Ceminin gerçekten vuku bulup bulmadığından kuşkuya kapılmak, bu yolun erbabı din ehlinin işi değildir, bunu olsa olsa, bu yolun dilinde ham ervah denilen, henüz gönül gözü henüz açılmamış, gerçeği göremeyen kişiler düşünüp kuşkuya düşerler. Ancak Yunus’un “Tezcek gelir başa geçte değildir” dediği gibi bunların gönül gözünün açılması içinde zaman geçmiş sayılmaz, yol erenleri bunları irşad etmek için çalışacaklardır. İlk cevabımda yazdığım gibi, Miraç inancı ne ise buda biraz öyle bir inançtır, bunun laboratuarda ispatı yapılamaz; en azından bunu ben yapamam. … Okuyan canlar, Miraç olayına olduğu gibi, buna da inanıp inanmamakta serbesttirler, ancak annemin buna yürekten inanıp, itikatla bağlı olduğunu bildiğim gibi, itikatlı Alevilerin de buna inandıklarını biliyorum; önemli olanda bu. Ama ben ne sizi, nede başka birini bunlara inanmaya çağıramam, benim böyle bir görevim yok. Bu aşkın deryasına dalmak, iyi bir gavvâs olmayı gerektirir, yoksa bu deryadan çıkamaz boğulur gidersiniz. Ben bildiğimi, aklımın erdiği kadarıyla anladıklarımı sizlerle paylaşıyorum, aklımın erdiği kadarını söylüyorum ki, günah benden gitsin diye, gerisi okura kalmış. Kırklar Cemi inancının Gadir-i Hum olayı ile doğrudan bir ilgisi yoktur. O konu buradan doğmaz. Ayrıca siz üzerinde durmamışınız ama hadislere güvenilip güvenilmeyeceği tezi burada da kendini hissettiriyor. Şöyle ki Gadir-i Hum[2] olayında yaşanılanlar ile ilgili Emevi geleneğinin bir tezahürü olan Sünnilerin, örneğin Diyanet İşleri Başkanlığının Gadir-i Hum’da dağıttıkları sözler bu konuda Alevilerin, Şiilerin kısaca söylersem Ehli Beyt’e meyledenlerin anlattıklarına hiç mi hiç uymaz; bakın karşılaştırın gerçekle yüzleşeceksiniz. Niye, çünkü Hadisler, Hz Peygamberin zamanında hatta O’nun bu dünyadan göçtüğü yıllarda toplanmamıştır, O’nun bu dünyadan göçüşünden –yaklaşık olarak- 85 yıl sonra, sağlıksız bir biçimde, toplayanların o günkü amaçlarına hizmet etmesi için toplanmaya başlanmıştır. Peygamberin yaşadığı kentte 17 kişinin okuryazar olduğu bilinen bir hakikattir. Kulaktan kulağa yayılan, bu sözleri, rivayetler olarak 85 yıl sonra toplamaya kalkarsanız sonuç böyle olur. Sünni geleneğini Gadir-i Hum ile ilgili yazdığı Peygamberin oradaki söylediği söylenen sözlere bir bakınız, aradaki farkın nerden doğduğunu birde sizler izah ediniz. Gerçeği göreceksiziz. Bu konuda bu kadar söz yeter. Aşk ola. 26.12.2010. Adana Ali Rıza Aydın [1] Ozan Mahzuni Şerif bu yüzden dört dinli olduğunu söylerdi. [2] Gadir-i Hum gününü bizim Nusayrı yada Aliallahiler diye tanımladığımız Arap Alevileri Alinin doğum günü olarak anlatıp bir bayram olarak kutlarlar, Anadolu Alevilerinde bu gelenek hiç olmamıştır bu günde yoktur. |
|