Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
ALEVİ CEPHESİNDE NELER OLUYOR?
Kategori: Aleviler, Makale, ManşetEklenme Tarihi: Oca 13th, 2011Ekleyen: sercesme
...

Türbede Memed’Alevi Şov

Geçtiğimiz aylarda ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil, Star TV’de sunduğu Çarkıfelek programında Erzincan’da bir aileyle yapacağı canlı bağlantının gerçekleşememesi üzerine her zamanki soytarılığıyla “Niye bağlanamıyorsunuz? Yoksa mum söndü mü oynanıyor?” gibisinden bir söz ederek Alevilerin büyük tepkisini çeker. Bu büyük gaf ve cahilce davranış karşısında Alevi vatandaşların bir kısmı Star TV önünde toplanarak olayı protesto ederler, Alevi dernek temsilcileri de Erbil’i kınayan açıklamalarda bulunur. Olayın sıcağı sıcağına Mehmet Ali Erbil, kendi “cehaletini” ortaya koyan bir açıklama yaparak tüm Alevi camiasından özür diler:

“Benim amacım şov yapmak, eğlence programı yapmak. Bu laf, hayatımızda çocukluğumuzda kullanılmış bir laf belki. Ben Alevi kesimle can ciğer olmuş biriyim. Alevi kesimde binlerce dostum var. Bir yanlış anlaşılma olduysa özür diliyorum. Onların en azından iyi niyetime güvenip, onları incitecek, rencide edecek bir laf çıktıysa ağzımdan özür diliyorum.”

Erbil’in açıklamaları üzerine, bizim fetva makamı Ali Yıldırım da katıldığı bir TV programında “Özür dilediğine göre en azından bu konu bu akşamlık kapanmış oldu” diyerek Erbil’in bir yerde affedildiğini söyler ve Mehmet Ali’yi rahatlatmış olur.

Tabi bu özür ve “konunun o akşamlık kapanmış olması”na karşın yaptığı gafın karşısında beklediği yanıtı bulamaz ve ortalığı bir “sükunat” (!) kaplar. Ancak bu “sükunat”, geçtiğimiz günlerde, 16 Aralık’ta, Ankara’da Hüseyin Gazi Tepesi sırtlarında bozulur. Hafif karlı bir kış günü, bizim şovmen Memedali’miz, yaptığı gaftan dolayı Alevi camiasını üzdüğü için o kadar üzülmüş olacak ki kendini affettirme yolunu arar ve bunun için de en uygun mekan olarak da Hüseyin Gazi Türbesi’ni ve kendisini aklayacak kişiler olarak da yine Hüseyin Gazi Türbesi Derneği ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez yöneticilerini bulur.

Bu arada şunu da söyleyelim, Memedali Bey, ağabeyine birkaç kez ABF’nu arattırır, fakat olumsuz yanıt alır.  Bunun üzerine Hüseyin Gazi yokuşunu tırmanmak farz olur. Gerekli ön görüşmelerden (!) sonra, aklama ritüeli, yani dâr’a durup tövbe etme seansı için ortam hazırlanır… Evet, Memedali Bey, uzun ve meşakkatli bir yolculuktan (!) sonra yokuşu tırmanarak Hüseyin Gazi Türbesi’ne varır. Dernek “protokolu” tarafından karşılanır, hoş sohbetten sonra Hüseyin Gazi’nin mezarını öper.. sözde ikrar vermiş olur.. Daha sonra Alevi ceminde dâr’a durdurma ritüelinin ciddiyetine yakışmayan bir şov gösterisiyle (Erkan değneğini zorla almaya çalışması, gülmeler, sırtına 3 kere vurulurken gösterdiği şova yönelik hareketler) Hüseyin Gazi Derneği Dedesi Cemal Dede tarafından 3 kez “Tövbe estağfurullah” dedirtilerek özürü kabul edilir ve böylece Memedali Beyimiz, büyük bir günahtan arınmış olur, yani düşkünlükten kurtulur.

Mehmet Ali Erbil’in GAFI, Aleviler’i sokağa döktü

Ünlü şovmen daha sonra canlı yayında özür diledi.

Ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil, dün akşam Çarkıfelek programında, espri yapmak isterken ‘mum söndü’ dedi. Bunun üzerine Alevi örgütleri protesto eylemleri yaptı. Ankara’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Fevzi Gümüş, Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez’in de katıldığı eylemde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, Erbil’i kınayarak, “Gitsin Kıbrıs kumarhanelerinde kumar oynasın. Erbil’in bu sözlerini, Başbakan Erdoğan’ın referandum mitinglerinde Alevilere yönelik rencide edici sözlerinin yenilenmesi olarak görüyoruz” diye konuştu. Açıklamaların ardından grup sessizce dağıldı.
Yaşanan kriz daha sonra, zorunlu din derslerini konu alan CNN Türk’teki ‘Tarafsız Bölge’ programına da taşındı. Programa katılan Fevzi Gümüş ve Alevilik Araştırma Merkezi’nden hukukçu Ali Yıldırım, Erbil’i kınadıklarını dile getirdi. Bu sırada Mehmet Ali Erbil canlı yayına bağlanarak, kullandığı ifadenin anlamını bilmediğini, bu sözün Alevileri rencide ettiği konusunda bir bilgisi olmadığını belirterek şöyle konuştu: “Benim amacım şov yapmak, eğlence programı yapmak. Bu laf, hayatımızda çocukluğumuzda kullanılmış bir laf belki. Ben Alevi kesimle can ciğer olmuş biriyim. Alevi kesimde binlerce dostum var. Bir yanlış anlaşılma olduysa özür diliyorum. Onların en azından iyi niyetime güvenip, onları incitecek, rencide edecek bir laf çıktıysa ağzımdan özür diliyorum.” Erbil’in açıklamaları üzerine, Ali Yıldırım, “Özür dilediğine göre en azından bu konu bu akşamlık kapanmış oldu” dedi.

Evet, Memedali’nin ta İstanbul’dan yollara düşüp Ankara’ya gelmesi, Hüseyin Gazi Türbesi nezdinde Alevilerden özür dilemesi, ilk başta çok anlamlı ve takdir edilmesi gereken bir davranış olarak nitelenebilir.

Ama burada şu soruları da sormak gerekiyor: Mehmet Ali Erbil, olay yeri olan İstanbul’da kendini “aklayacak” bir türbe, bir dergah bulamamış mıdır? Örneğin Üsküdar’da Karaca Ahmet Dergahı’na, Merdivenköy’de Şahkulu Dergahı’na neden gitmemiş de o karda kışta ta Ankara’ya gelip o yokuşu tırmanmak zorunda kalmıştır? Eğer gerçekten Alevilerden özür dilemek istemişse, -iyi niyetle bunu istediğine inanıyorum- neden Alevi ve Bektaşilerin Serçeşmesi olan Hacıbektaş ilçesine gidip orada postnişinimiz Veliyettin Ulusoy’un huzuruna çıkıp af dileme gereğini duymamış? Şurası açıktır ki Sayın Veliyettin Ulusoy, Anadolu ve Balkanlarda, hatta Avrupa’da bile büyük saygınlığı olan, Hacı Bektaş Veli’nin torunu olarak kabul edilen, söyledikleri ciddiye alınan saygın bir kişi, bir “mürşid” dururken, geçmiş yıllarda “Dedelek Yoldaş”la bir araya gelmeyi onur sayan, “Alevileri Şiileştirme” politikası güden İran’a sefer düzenleyen, olumsuz “icraatları”yla Alevi camiasında eleştirilere uğrayan ve itibar kaybeden bir derneği seçmesi, ne kadar isabetli bir seçim olmuştur? Biraz bu işte şov+senaryo olduğu izlenimi yatmaktadır. Star TV’nin görüntülü olarak yaptığı haberde, bu işin organizasyonu içinde tanıdığım kadarıyla bizim Pir Sultancıları (aslında Pir Silvanuscular demek daha uygun olur),  yani genel başkan ile bir yönetim kurulu üyesini de görüyoruz. Üstelik de sözüm ona iftar yemeğini de (sanırım Memedali için iftar saati daha erkene alınmış olsa gerek; tavuklu bir menü (!)) birlikte yiyorlar. Herhalde PSAKD Genel Başkanı, geçmişini çabuk unutan, işine geldiği gibi hareket eden birisi olsa gerek, Hüseyin Gazi Derneği başkanının İran’a yaptığı geziyi şiddetle eleştirmesini, ona “Gülağöztullah” diyerek mollalaştırıcı ağır sözler söylemesini unutmuş olacak ki şimdi kanka gibi kol kolalar.

From: “seyh bedrettin” ahretyolcusu@hotmail.com

To: alewiten@yahoogroups.com; pirsultanca@yahoogroups.com

Sent: Saturday, August 09, 2003 2:39 PM

Subject: (pirsultanca) Gülagöztullah tan inciler

Sayın Gülağöztullah

Size yazdığımı sizin mailinizden okudum yani ben böyle okuyorum yoksa siz kabe yazıp kıble mi okuyorsunuz. İste aşağıda kendi mailiniz kabem laik demokratik Atatürk Türkiyesi Kıblem laik demokratik Türkiye dir.Yani Kabe ve Kıble dinin çok önemli kelimeleridir Demokratik ve laiklik ile ayni cümle içinde kullanmanız herhalde geniş Alevi Kültüründen aldınız. (…) Devletin bir organı bir karar olmadan bir bütçe olmadan Tuvalete bile kağıt alamaz bizlere lütfen hangi kararla hangi il müdürdü neye dayanarak ödeneği yaptı Bu yazınız delil olarak gösterip Savcılığa suç duyurusunda bulunacağım eğer sizden en kısa zamanda bir karar kopyası nı bize ibraz etmeseniz tabii sözünü ettiğiniz Türkiye Cumhuriyeti il Turizm Md. ise. (…) . siz Irana Turist sefer düzenleyecek yoksa Ak Parti ile ortaklaşa Hacıbektaş a İranlı Mollalarımı getireceksiniz (…) Yani dışişleri bakanlığı içeride bize mum söndürüyorlar cümbüş yeri çalıştırıyorlar diyenler sizi niye elçi tayin etsinler sizdeki cevher ne.

From: Gulağ Oz sgulag@y…

Date: Thu Aug 7, 2003 3:54 pm

Subject: Şeyh Bedrettin adını kullanan dost

Sevgili hemşerim

Sen mesleğini yap. Ben avukatlıktan sen Alevilikten anlamazsın. Liderlik peşinde koşmadığımı herkes bilir, sen de dahil. Laik demokratik cumhuriyet seni rahatsız etmemeli. (…)

From: Gulag Oz sgulag@y…

Date: Fri Jul 18, 2003 3:59 pm

Subject: Kabem laik demokratik, Atatürk Türkiyesidir.

Sevgili Fevzi

Benim Kıblem laik demokratik Türkiye’dir. Buna itiraz da bulunup da iki de bir ortalık karışsın diye bir şeyler yazıyorsun. Komşumuz İrana değil’de katil Amerika’ya gidilseydi hiçbir g.. (eksik çıkmış)….. mıydı? Yoksa Amerika’yı İran’dan, İrak’tan Suriye’den, Türkiye’den  daha mı çok seviyorsun? Tercih hangisi İran’a Şah İsmail’i, 8.İmam Rıza’yı, Hacı Bektaş’ın doğum yeri Nişapur’u ziyaret neden seni zıplattı. Yoksa Alevi dünyasında bizden daha mı laik, bizden daha mı şeriat karşıtsın? Ya fermani Altun doğru yolda ya da biz. Çünkü birilerimiz (gurubumuz) İranda başı dik, anlı açık Atatürk Türkiyesini, laik, demokratik Türkiye’yi savundular? Bunun neresi Bedevi ya da mollal.. Bedeviler’in Arap olduğunu, İranlıların Fars ve Türklerden oldu… (tabi kürt ve arap azınlıklar da var) bilemeyecek kadar tarih bilgisinden yoksunsun.

Sevgili hemşerim bırak sanal dünyada sanal yalan ve uydurmaların peşinde dolaşmayı, biraz gerçeklerle haşır neşir ol. Doğru şeyler içinde de yazacak şeyler bulunur. (…) Elbette Aleviliğe zarar veren, Alevilik adına yanlış yapanları eleştirme hakkı herkesin vardır. Gerçeği araştırıp ona göre konuşmaksa en büyük erdem ve namusluluktur. İrana gittiler sözü kolaycılıktır. Ne yaptılar, derleri neydi? Ne sonuç çıktıyı bilmek en iyisi değil mi? Selamlar  Gülağ

(NOT: Yazım hataları ve kural bozuklukları yazanlara aittir)

Alıntı:http:// us.f127.mail.yahoo.com/ym/howLetter?Msgld=2411_2186427_22916_2920_1… 13.08.2003

Son olarak şunu sormak istiyorum: Ünlü şovmenimiz, bu organizasyonu düzenleyen Dernek için her hangi bir bağışta bulundu mu ya da halk arasında “kumbara” diye anılan o kutuya (?) ne kadar para attı? Öyle ya her şeyin bir karşılığı olmalıdır…

Sahi bu arada şunu da sormak istiyorum: Madem Memedali’yi akladınız pakladınız.. Peki bu arada yine Star TV’de bir programda yarışmacı hamile kadına “Sen Kızılbaş mısın?” diyen Güneri Ümit’i de çağırıp aklasaydınız daha iyi olmaz mıydı? Sizin göreviniz madem hakaret edenleri aklamak, özrünü kabul etmek, o zaman Güneri Ümit’in ne günahı var? Bari onu da çağırsaydınız da çifte kavrulmuş lokum gibi daha tatlı olmaz mıydı? İşin ilginç yanı, bizim Pir Sultancıların, ABF Danışma Kurulu toplantısında hâlâ ateşli bir şekilde bu şovu savunmaya kalkmış olmalarıdır.

Erbil ve Gümüş barıştı. Kenanoğlu ‘düşkün kaldırmaya’ itiraz etti

Deniz KARAHASANOĞLU/Gazete YOL

‘Çarkıfelek’ programında kullandığı “Mum söndü mü yapıyoruz burada?” cümlesi nedeniyle Aleviler’den büyük tepki gören ve programı yayından kaldırılan Mehmet Ali Erbil, önceki gün Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin başkanı Fevzi Gümüş ile Ankara’da bir araya geldi.

Yanlış anlaşıldığı için üzgün olduğunu belirten Erbil, “Yaşadığım olay nedeniyle kötü günler geçirdim. Alevi kardeşlerimin beni yanlış anlamasına üzüldüm. Asla onları incitmek istemedim. Dernek başkanımızla bir araya gelmek, benim vicdanımın rahatlaması için de gerekliydi” diye konuştu. Barıştan yana olduğunu söyleyen Erbil, Gümüş’le el sıkışarak Aleviler’le barış imzaladı.

Kenanoğlu yaptığı açıklamada: “Mehmet Ali Erbil’in yaptığı sadece bir şovdur. Alevi derneklerinin de alet olduğu bu şov ile Alevi inancı bağdaşmıyor. Alevi olmayan bir kişi Alevi dedesince ne düşkün ilan edilir ne de düşkünlükten kaldırılır. Böyle bir ayıbı bir dedenin ortadan kaldırma hakkı yok. Alevi toplumu hoşgörülüdür. Erbil özür dileyebilir. Ama bunun yöntemi bu değildir. Özür dileyecekse bunun adresi de bir Alevi Dedesi değil Hace Bektaş Dergahı’dır. Gerçekten samimi ise oraya gider. Yanına kamera da almaz. Kimseye de söylemez. Gidip yapacağı sadece samimi bir özürdür. Dergahda bu özrü uygun bir yolla Alevi toplumuna iletir.

Bu yapılan Mum söndü gafından daha inciticidir. Görüntülere yansıyanlara baktığımız zaman bir show ve dalga geçme hali ortadadır. Bu konuda samimi olmadığı sadece vaziyeti kurtarma ve gelen tepkileri dindirme amacıyla yapılmış bir şov dan ibarettir. Bazı Alevilerin de buna alet olması çok üzücüdür.”dedi.(Gazete YOL– 17 Aralık 2010 Cuma 11:27)

Öte yandan Alevilikle ilgi bir sorun ya da konu olduğunda demeç vermekten, Aleviliğe aykırı davrananları “düşkün” ilan etmekten geri kalmayan sayın ”yoldaş”ımız, nedense bu konuda bir fetva vermekten, (AKP’lilerin düzenlediği Alevi iftarına katılanları düşkün ilan etmişti) Memedali’yi “düşkün” ilan etmekten kendini imtina etmiş gözüküyor. Sanırım televizyondaki özür karşısında söylediği söz, yeterli olsa gerek. Bilindiği gibi Düşkünlük olayı, Aleviliğe has bir olaydır. Alevi ceminde bir Alevi can, düşkün ilan edilebildiği gibi düşkünlüğü de kaldırılabilir. Peki Alevi olmayan birisini ”düşkün” ilan etmek ya da düşkünlüğünü kaldırmak hangi Alevi buyruğunda yazılıdır? Dede ünvanı taşıyan Cemal Bey, hangi kitabın hangi buyruk maddesine göre bu “hizmet”i yerine getirmiştir? Değilse, Memedali Bey’in durumunu hangi kategoride değerlendirmek gerekir? Sanırım sayın “yoldaş”ın bu konuda bir diyeceği vardır. Şu ana kadar, “..en azından bu akşamlık yeter” fetvasından başka bir gıkı çıkmadı. Hatta Fethullahçıların düzenlediği Abant Toplantısı’na katılmasının kendisini düşkün yapıp yapmadığını da sorgulamalıdır bence.

Sözümü oyun yazarı, PSAKD Ankara Şubesi eski başkanı Serdar Doğan’ın eleştiri yazısından alıntılarla bitirelim:

“Komedi, teatral anlatımın en zor, en eğitici dalıdır. Soytarılık ise sulu sepken, içi boş, belden aşağı ve Mehmet Ali Erbil örneğinde olduğu gibi “sapıkça”, hakaret dolu, binlerce yıldır gelen bir küfrün canlı yayında “samimi” ifadesidir. Bu bir gaf, laf-ı güzaf, öylesine ağızdan çıkmış bir anlatım değildir.

Komedyenlikle soytarılık arasındaki farkı bilmeyen bir “densizin” yüzümüze bakarak, içindeki kini kusmasıdır.

Sapla samanı ayıramayan bu açıklamalar yetmiyormuş gibi şimdi de Hüseyin Gazi Cem evindeki soytarılık eklendi.  Tam M. Ali Erbil’e yakışan bir şov. Soytarılığıyla bizim kutsalımız olan alanlar da kirletildi. Bu densizin “dar’a” çekilme görüntülerini izlemediyseniz lütfen izleyin.

Bu “soytarılığa” çanak tutan dernek “yönetemeyenlerimizin” soytarılıkta sınır tanımayan tutumlarına tanık olun.

O densizi, cem evimize, can evimize sokan, onunla aynı sofrayı paylaşan, Muharrem (yas) orucumuzu “kirleten” bu onursuz anlayışı şiddetle, nefretle kınayalım.

Madımak Oteli’nin tabelası sessizce indirilmiş ve akıbeti belli değilken tek laf etmeyenler, bir soytarıyı kurtarmak, aklamak için böylesine can siperane iş yapmalarını bütün öfkemle kınıyorum.

Bu tavrın iki anlamı var: Ya o ‘an’, ciddi bir akıl tutulması yaşıyorlardı . Özellikle Pir Sultan Abdal Başkanı ve ABF Sekreteri Fevzi Gümüş ile ‘yol’ arkadaşı Oktay Kandemir yahut Mehmet Ali’nin ulufesine el açmışlardı.

Hüseyin Gazi Cemevi yöneticilerine ve sözde Dedesine diyecek laf bulamıyorum. Yaptıklarıyla zaten ortadalar.

Acılarla sınanmış bir büyük camiayı artık temsil edemezsiniz. ‘Teslim’ ediyor olmanıza da biz izin vermeyeceğiz. İstifa etmeniz, en azından bunan sonrası için ‘onurlu’ bir davranış olur.”

İlhan Cem Erseven

10.01.2011/Ankara


Sitemiz Yazarlarından