...
Devletin halkımız üzerinde oynadığı politik çalışmayı yalnız CHP, MHP
ve Ordu yapmıyor. Alevilerin tasfiyesinde önemli bir rol oynayan
devletin kurucusu ve temsilcisi rolünü üstelenen CHP’nin Aleviler
içerisinde önemli bir güç olması, devletin yıllardır uygulanan
politikasının bir etkisidir. Aleviler cellatlarına taptırılmıştır.
Bunun yanında faşist Özal tarafından, 12 Eylül darbesinin bir ürünü
olarak devlete bağlı Alevi derneklerinin kurulması, Aleviler
içerisinde bir azınlık grubun ekonomik olarak güçlendirilip, onlara
sahte Türk İslam ideolojilerin yayılması görevinin verilmesi, Bütün
alevi köylerine cami yapılması, bilinen zorunlu din desleri ile
alevilerin asimilasyonuna hız verilmesi ve nihayetinde bugünkü acı
tablonun yaratılması başarılmıştır. Beyni yıkanan aleviler
düşmanlarının kölesi rolüne bürünmüş ve Osmanlı devamı bir din
devletinin yaratılmasında maşa olarak kullanılmaya başlanmışlardır.
Faşist çeteler şimdi bunu çok ciddi oranda başardılar. İslam devleti
yaratılması yolunda büyük adımlar atılmış ve Alevi gençlerinin gözleri
önüne kalın perdeler çekilmiştir. Böylece ipleri düşman elinde olan ,
‘Alevi İş Adamları’, Alevi dernekleri, Cem evleri gibi kurumlar,
islami politik hedefler doğrultusunda, Arap- Türk karması yeni
şekilenmenin inşaat malzemesi haline getirilmişlerdir.
Ergenekon çetesi belgelerinden ortaya çıktığı gibi, devletin
genelkurmayı, Alevilerin yoğunluklu olarak yaşadıkları bölgelerden,
zorunlu kitlesel göçlerin devreye sokulmasını hedeflemiş ve bunu
devlet planı olarak kozmik odada saklamıştır. Alevilere karşı topyekün
bir yok etme planıyla karşı karşıya olduğumuz çok aşikardır… Ortada
tam anlamıyla bir insanlık suçu var fakat ne yazık ki suçlu tek
değil.. Sıradan Alevileri bir tarafa koyarsak, bu uğraşta kendince yer
edinmiş hangi kim varsa, en ufağından en büyüğüne kadar bir sürü
işbirlikçi var… Sıradan bir dernek başkanından tut, en büyük Alevi
kurumunun başındaki zata kadar, Alevilik tarihi adı altında yalanlar
üreterek Alevi gençlerini peşine takan yazarlara kadar herkes bu suçun
ortağıdır…Cem evi kuracağız diyerek halkın parasını çalanların
Alevilikle ne alakası olabilir? Yurtdışı Alevi örgütlenmeleri ise tam
bir kosolos örgütlenmelerine döndürülmüş, alevilerin hak ve
çıkarlarına ters politik projeler ile onların Avrupa halklarındn
kopartılması hedeflenmiştir.
Aleviler adına sahte söylemlerle yola çıkan yapmacık dernekler
başından beri TC devletine bağlı yürütülen çalışmalarda Alevi toplumun
sorunlarına yönelik somut bir adım yerine, diyanet, milli görüş,
fetullah ve diğer faşist devlet uzantıları ile ortak hareket etmiş ve
Alevilerin islam`a peşkeş edilmesi için gerekeni yapmışlardır.
Bütün kavga Aleviliği İslamın içinde eritme çabasıdır, bu çabanın en
büyük aktörü durumundaki açık simsarlar halkı soyup soğana çeviren
dernek örgütlenmelerinin başında ki kodamanlardır. Devlet
örgütlenmlerinden zaten başka neler beklenebilir? Bunların amacı kendi
devletlerinin çıkarlarını korumaktır. Yurtdışında ise tarikat adı
altında devletin gizli konsolosu gibi çalışmaktan ileri gitmiyorlar.
Halkımızın başına çöreklenen ve Alevilikle bir ilgileri olmayan bu
çeteler acımasız çapulculardır. Alevilerin kanını emen bu sömürücü
çeteler kendilerini laiklik yanlısı gibi göstererek, esas amaçlarını
maskelemeyi başardılar. Bu hainler yıllardır kontrgerilla denilen, adı
defalarca değiştirilip(özel harp dairesi, ergenekon, jitem vs.. vs..)
ve şimdilerde YSK diye adlandılrılan Alevi düşmanı bir kuruma bağlı
olarak da çalışmaktan utanmıyorlar. Alevilik gelinen noktada artik
kendine sahip çıkmalıdır. Osmanli Türk Müslüman takımının onu Islamin
icine sokma faaliyetlerine karsi cikmalidir. Alevilerin cahil
kesimlerinin kandirilmalarina karsi cikmanin zamani gelmistir. Biz
Aleviler olarak kendi kimligimize sahip cikmali, halkimizin dunyanin
en geri ideolojisine suruklenmesine karsi cesaretli adimlar atmaliyiz.
1400 yılı aşkın bir zaman süreci sonucu zulmü ve baskısıyla içlerine
nüfuz etmiş İslami bir sızma bulunduğunu görmeli ve temizlemeliler. Ve
yitirdiklerini yeniden keşfetmeliler.
Peki alevilik nedir?
Alevi topluluklara baktığımızda Alevilik kriterleri kendiliğinden
ortaya çıkacaktır.
1- Bir dede (ya da pir, şeyh) grubundan olan, ya da bu gruba talip
olarak bağlı olan
2-Cem yapan. Buna bağlı olarak yıllık görgü ve sorgudan geçen
3- Ahiret kardeşi (musahip) olan
4-Hızır orucu tutan (üç ya da yedi günlük)
5-Muharrem orucu tutan. (Muharrem orucu yalnızca Alevilerin tuttuğu
bir oruçtur. Yaygın kanının tersine Şiiler Muharrem orucu tutmaz,
Muharrem yası tutar. 1324 yılında Güneydoğu Anadolu’daki Fırat
boylarını gezen bir Arap yazar, buradaki halkın bir bölümünün Muharrem
orucu tuttuğunu yazmıştır. Bu halk, Kuran’ın tahrif edildiğine de
inanmaktadır. Sözü edilen topluluk Alevilerdir.)
6-Evliliğin şart olduğu, tek eşliliğin esas olduğu, çok özel durumlar
dışında boşanmanın yasak olduğu
7- Kurbanlı ibadetin temel olduğu, (tavşan yemenin yasak olduğu)
8-Turna, güvercin gibi kuşların, nergis gibi çiçeklerin kutsal olduğu
9-Kirvelik kurumunun çok önemli olduğu
10-İçki yasağının olmadığı, tam tersine 12 Hizmetten birinin dem olduğu
11-Erkeklerin özel bıyığı
12-Dede ile talibin evlenmesinin yasak olduğu
13-Kadının sosyal konumunun öteki inançlara göre çok yüksek olduğu
gibi kriterleri sayabiliriz.
Pir adı neden kutsaldır, nedir bu pir, hangi dildir, neden Koca Sultan
Abdal, Pir unvanını aldı? Mesela Kürdçe’de Pir, yaşlı kadın demektir.
Kürd Alevilerden bazıları, Allah kadındır derler. Şaka olsun diye
Allah karımdır, anamdır diyenlere de rastlanır. Ama, bu da Allah’ın
kadın olduğuna vurgu yapar. Alevilikte bu gün ‘dede’ denen kurumun
aslı ‘Pirler ocağıdır’, Pirler (kadınlar) doğurgandırlar. Bir tür
yaratıcılıktır doğurganlık. O halde, Pirler ocağının Pir yetiştirme
merkezi olması yadsınamaz! Kürd Alevilerde bazı sülaleler kadın adıyla
anılır. Kırklar meclisi de dahil, bazı toplantılara kadınlar girmeden
başlanmaz. Bütün bunları İslam’ın neresinde bulabilirsiniz?
Bugün büyük ölçüde tahribata uğratıldığı aleni olan dinlerini, özgün
hale getirmek isteyen Alevilerin iradelerini başkalarının eline
vermemeleri son derece önemlidir.
Alevilerin İslam’a, Hiristiyanlardan daha uzak oluşları, Avrupa
kiliseleri tarafından resmen kabul edildi. Hiristiyan bir insan İslam
ile ortak noktalarını bulurken, Alevi insanı İslamın temeli olan 5
şartın hiç birini kabul etmez. Nasıl oluyorda Aleviler İslamın içine
sokuluyor da Hiristiyanlar değil? Bölge coğrafyasında Müslümanlarca
kuşatılan bir alanın insanlarından bir bölümünün can korkusu nedeniyle
kendilerini Müslüman diye göstermeleri geçici bir olaydır. Kaldı ki
her din, her kültür bir diğerinden etkilenir. Bu bir doğa kanunudur.
Her toplum bir diğerinden bir şeyler alır ve verir. Alevilerin,
Müslümanların bazı adet ve alışkanlıklarını devr almaları doğaldır.
Bazı ağız söylemleri, Allah, Ali ve Muhamet gibi kelimeleri
kullanmaları bu anlamdadır. Almanya’ da 2 nesil sonrası, gençlerin
God, Jesus gibi adları ağızlarından düşürmemeleri bunun benzeridir…
Yani şimdi bu olay yurdışında yaşıyan Türklerin hemen hemen % 60 nın
Hiristiyan olduğunu mu ispatlıyor? Aleviler 1400 yıldan beri
direniyor. Müslümanların ağır baskı ve zulümleri altında bu kadar
yüksek bir direnç göstererek onların politik ideolojilerini
redetmeleri tarihin en şanlı sayfalarından birisidir. Ortadoğu ve
Anadolu Hiristiyanları bu başarıyı gösteremediler ve hemen hemen hepsi
Müslüman oldu. Şimdi ki Türkiye sınırları içinde yapılan en son
Osmanlı seçimlerine göre 1912 tarihinde, halkın % 30 u Hiristiyan idi.
Bunlar da 1 nesil sonra tamamıyla Müslümanlığı kabul ettiler veya
Müslümanlarca yokedildiler. Karadeniz ve Ege Alanlarının yerli
halkları tümüyle kendi düşmanlarının idoloji ve inançlarını kabul
ettiler, ama Aleviler hala direniyor.
Aleviliği din mezhebi gibi, temel dayanağı şeriatlı (kanunlu) olan
bir oluşum gibi algılamak imkansızdır. Türk-Arap Şii sunni, şafi vs..
tüm mezheplerine, şeriatımız nedir? diye sorarsanız, kestirmeden Kuran
derler. Aleviliğinin İslam’ın 5 şartıyla olan mesafesini bir yana
bırakalım, bütün islami tarikatların dokusu gereği, Kuran’ın yetersiz
kaldığı yerde, kanun üretmek fetva vermek için her yola başvurulur.
Alevilik de kendi tutarlılığı gereği; bu tutucu, donuk, değişmeyen
yasalara, uzak yakın dönüp bakmıyor. Yaşadığı çağın kolektif akıl
ürünü yasalarını içselleştirip, yoluna devam ediyor. Aleviliğin Batini
yanları, ritüelleri, laikliğini akıl yöntemiyle beslemeye devam
ediyor. Isadan once 622 de Mezepotamya topraklarinda binin uzerinde
tanri ve din vardi. Zerdüşt bunlarin içinde en belirgin, ilk kitapli
ve tek tanrili dini inanışı ile öne çikanlaridir.. Diyerleri ise
mitolojiye dayanan kökü anadolu ve eski Yunana kadar uzananlardir.
Hatta bir diyeri ise, Mezepotamyanin cografi kosullari ve gelisen
zamanin zoraki goçleri ile, Hindistan-Cin-Japonyaya kadar giden
gunesin oglu gibileridir. Zerdüşttede güneşi goruyoruz. O gunesi
biraz daha belirginlestirmek için Atesi baz aliyor. Yine tum dinlerde
Ates-Toprak-Su yaraticiligin sirridir. Zerdüşttede oyle. İşte Alev-i
kavramının doğuşu buradandır, yoksa Ali değil, Alevilik islamdan çok
çok öncedir.
Zerdust doneminde bilge kisilerin bilgilik simgesi baslarina
giydikleri 12 dilimi Kirmizi-yesil-alti kirmizi-alti yesil uçgen
dilimlerden olusan bir kalpak olusu onlara Kizilbaslar, Yesilbaslar
denmisdir. Goruldugu gibi kızıl baş terimi bu temeldede karsimiza
çikiyor. Gunumuz Kizilbaslik terimi hakkinda ise islami soylemler var.
Bu soylemler Islam tarihinde Kizilbasligin temelini hz Alinin yine
kendisi gibi Muslumanlarla girdigi savasda kendi askerkerini diyer
askerlerden ayirt edebilmek için baslarina takdirdigi kızılbeze
baglarlar.
Bir diyer çogunluk ise savasa giren Alinin basindan aldigi yara ile
assagiya kanlar akar. Bu kanlar Alinin basini kizila boyar. Ali yinede
savasa devam eder. Bunu gorenler ise o gunden sonra kendilerini
kızılbaş derler. Islam içinde eritilmek istenilen Kizilbas terimine
bir kılıfdan başka bir şey değil.
Alevilik uzerideki diyer din, millet ve medeniyetlerin etkileri
kuçumsenemeyecek kadar fazladir. Aleviligin kaynaklandığı
Zerdüşttizmde Kizilbayraga rastliyoruz. Mazdekçilikce Din adamlarinin
Kizil kurdele giymeleri çikiyor karsimiza. Sumerlerde Kizila verilen
onem bilinir. Diyer dinlerde Kizil taclar, Kizil baglar vs vs.
Alevilik inanci zamanla birçok isim almis, bir çok isimlede yeniden
yenilenmisidir. Islam oncesi Kizilbaslikda etkilenilen dinlerin gunese
verdikleri onem ortada. Onlar Gunesi ve onun dunyadaki yansimasi olan
atesi hep kutsal saymislar, bu kutsalligida isimlerine tasimisdir.
Alev; gunes, gunesin rengi, gunesin tomurcugu, ates anlamlarina
gelir…
İşte burada kısaca sunulan kriterler kullanıldığında Aleviliğe an
yakın yapının Zerdüştlük olduğu apaçık ortadadır. Ahiret kardeşliği
(musahiplik), kirvelik, Hıxır orucu, pir-talip ilişkisi, tavşan
yemezlik gibi birçok öge her iki yapıda ortaktır. Kadının konumu da
her iki yapıda aynıdır. Alevilik ve Zerdüştlük arasındaki bu büyük
benzerlik gayet doğaldır. Çünkü her iki yapı Mezopotamya’da ortaya
çıkmıştır. Alevi topluluklar İran, Irak, Azerbaycan, Suriye, Lübnan,
Ürdün, İsrail, Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan’a Mezopotamya’dan
dağılmıştır, Aleviliğin temel kurumu olan dede ocakları da bu
coğrafyada ortaya çıkmıştır. Bugün bu toplulukların ve dede
ocaklarının Mezopotamya’daki yerlerini nokta nokta sunma olanağımız
vardır. Aleviler ne Orta Asydan nede Arabistan’dan gelmişlerdir. Bu
sahte bir idolojidir. Aleviler bu coğrafyanın yerlileridir. Orta Asya
toplumlarına bir bakın, hani nerde Pir, Rayber, Xızır vs.. vs.. hani
nerde o musahiplik, kirvelik, Hıxır orucu, pir-talip ilişkisi? Hangi
Arap veya orta asya ülkesinde bunlara rastlanıyor? Aleviliğin içinden
çıktığı cografya genel anlamda Mezopotamya bölgesidir. Bu bölge
halklari içinde Islamdan once en çok etkilenilen ve günümüz
Aleviliginin temellerini barındıran din ise Zerdüşt dinidir. Bu
topraklarda var olmus olan bu kültür, medeniyetlere,
Sumerleri,Asurlari,Balilleri,Medleri,Hititleri,Persleri,Grekleri
eklemek mümkün. Bu medeniyetlerin sekillendikleri ve Aleviligin
kendine temel alip Islam öncesi dinin ilk yöresel tek tanrılı din olan
Zerdüştlük oldugu ve bunun Iran kokenli halklar tarafından kabul
edildigi bilimsellikle araştırılıp kanıtlanabilir.
Evrende gorunen, gorunmeyen hersey tanrının yansımasıdır der Zerdüşt.
Alevilik ise “inan ve doğanın evrendekitüm varlıkların birliğine,
Tanrinin herseyin toplamı yada yansıması olduguna, insanın özünde
olduguna inanilir. Zerdüştün günümüze kalan Avestasi incelendigi
vakit görülecek ki “kadın ve erkeklerin esit ve arkadas olarak
yaratildigi fikri hakimdir. Zerdüştzmin yaygin oldugu topraklarda tek
eslilige geçildigi, kadin ve erkeklerin karmasik ibadet edebildigi
görülecekdir. Bu Alevilikdeki kadin ve erkek esitligi ile beraber
cemlere girebilme özgürlüklerinin bir temeli olabilir mi?
Zerdüştizm Inancinda dini ibadetlerde sarap içildigi bilinen bir
gerçek, bugunde içiyorlar zaten. Peki bu günümüz Aleviligindeki bazi
Cemlerde içilen şaraplarin temeli olabilir mi? Zerdüst Mazdaya
atfettigi kitabi Avestayı kutsar. Aleviler ise aşık ve ozanlarının
Tanriya atfettikleri ve ayet olarak nitelendirilebilinecek dörtlük ve
şiirlerini.
Nevruz basda olmak uzere kış ve ilk baharda yoğunlaşan bayramlar
birbirlerine çok yakindir. Gerek Zerdüştlukde gerekse Alevilikde
Kemer simgesel bir nitelik tasiyor. Yünden örme bu kuşak Kırmızı
renkdedir.
Bedenin ölmesi, ruhun devamliligi iki ogretidede ortakdir. Dogada kim
varlik ve agaçlarin kutsanmasi iki ogretidede ortakdir. Bilindigi
gibi Avestanin mazlum lirik parça niteligindeki Gathalar bolumunde
dini inanç alaninda qarki ve siirlerin okunmasi, enstrumantalarin
kullanilmasi gelenegi vardir.
Ilk kitabi olan din yine budur. Bu kitapda günümüz cemlerindeki
semahlari andiran dini ilahilerin olmasi, bu dini ilahilerle kadin
erkek karsilik ibadet etmeleri bir temel olabilir mi?
Bu dinin özünde yatan kadın erkek esitligi, kizil renge ve gunese
verilen onem, atesin kutsalligi bir temel olabilir mi?
Bugunun Aleviligindeki ocaga ve gunese verilen degerlerin temeli budur.
-İlk defa bu dinde tek kadınla evlilik, tarafların birbirini
boşamaması. Bu Alevilikdede aynidir.
-Zerdüşlükteki süt kardeşliğinin zamanla Alevilige sut ve musahip
kardesligi olarak girdigini goruluyor.
-Her ikisindede aileler arasinda evlenme yasagi vardir.
-Alevi gulbeglerinde 17 Kemerbest olarak bilin olgunu temelinede
Zerdustlukde rastlaniyor.
-Zerdust dininde simgesel bşr nitelik taşıyan bu kemer yünden örmeve
kırmızı renktendir. Onlar bu kirmiziyi gunese adarlar. Ya bugunun
bizleri? Bir diyer yandan, Zerdustlukde tanrı bir insan kimliğindedir,
Alevilikte de.
Kısaca Alevilik İslamdan çok uzaktadır. Müslümanlar Alevileri en büyük
düşman diye görürler. Aleviliği İslamın içine çekmeye çalışanlar, bu
işi tam bir pazar malı gibi kullanıyorlar ve birileri bunun
simsarlığını yapıyorlar.
Sahte Alevi örgütlenmeleri, Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden
“halkımızın yüzde 99′u Müslüman’dır” peşin hükmünden hareketle,
toplumun bütününe Islami ideoloji dayatılmakta, diğer dini inanışlar
denklem dışı bırakılmaktadır. Dolayısıyla Alevilere tek bir yöne gidiş
zorunlu hale getirilmektedir. İslam tarih boyunca genelde yönetenlerin
elinde oyuncak olduğundan ve bir iktidar ideolojisi haline
getirildiğinden dün olduğu gibi bugün de toplumu önce “mümin-kâfir”
diye bölüyor.Bu anlayış nedeniyle olsa gerek, İslam coğrafyası iç
savaşlardan ve kardeş kavgasından ne dün ne de bugün bir türlü
kurtulamıyor. İslam politikasına göre, dünya da “Dar’ül İslam ve
Dar’ül Harp” şeklinde ikiye ayrılıyor. Yani İslam devleti hâkimiyeti
altındaki İslam beldeleri ve İslam’ı kabul etmeyenlerin yaşadığı
düşman ve kendilerine karşı savaşılması gereken ülkeler, alanlar.
Görüldüğü gibi denklem sürekli savaş ve çatışma üzerine kurulmuş.
Dar’ül Harp ülkeleriyle de birbirinin inancını kabul ederek öyle yan
yana barış içinde yaşayıp gitme anlayışına yer yok. İlk fırsatta bu
ülkelerle savaşılacak, halkı zorla da olsa İslam’a döndürülecek ve bu
mücadele buraları İslam hâkimiyetini kabul edene kadar sürecektir.
Anlaşıldığı üzere bir ülke şeriatla yönetiliyorsa orada kimseye rahat
yok. Hem ülke içinde hem de dışında yani komşularda İslam hâkim
oluncaya kadar mücadele edilecektir. Peki, şimdi bu noktada İslam ile
şttıfak kuran sahte Alevi örgütleri bu suça ortak olmuyor mu? Buna da
suçlu dayanışması denmektedir… Unutmamalıyız ki ortada tam anlamıyla
bir toplumsal suç var, toplumsal suçlarda suçlu yelpazesi geniş
olur…Devletin, Nakşîler, Süleymancılar, Fethullahçılar vs. gibi
tarikat ve cemaatlerin örgütlü çalışmaları toplumda karşılıksız
kalmıyor. aleviler de gittikçe İslamileşiyor. Din toplum yaşamının en
büyük belirleyeni haline gelirken, tabiatıyla toplum da dışlayıcı bir
yapıya bürünüyor. Bu normal, zira zaten yukarıda andığımız üzere İslam
özü itibariyle toplumu bölüyor ve kategorilere ayırıyor. Alevilik
adına hareket edenlerin büyük çoğunluğu bu bölme ve yoketme sürecinde
büyük rol oynuyor, onlara göre Alevilik gereksiz bir kültür ve artık
İslam-a teslim edilmelidir, bu hainlerin hepsinin tek amacı Alevileri
düşmana peşkeş çekmektir…
Türk islam sentezcisi devlet bir yandan köylerimize camiler yaptı.
Alevi çocuklarını din okullarına doldurarak, ‘Paşa’ yaptı. Tarih
öncesi köpeklerin havladığı diyar; Alevi dedelerin cebine para koyarak
“Doğan” yapıp uçurdu. Kızılbaş Aleviliği, Yavuz Selim Han Sünniliği
ile sentezlendi. Üç beş kuruş vererek bazı Alevi dedelerini satın alıp
hiç okuma bilmeyene de ‘Prof. 1400′ ünvanı verilerek, Alevilik
yazdırdı. Alevi olmamak için Arap ve Türkmen olundu. Eli Alevi kanında
politikacılar Hacı Bektaş’ta boy gösterdi, Maraş ve Sivas’ta “Müslüman
Türkiye!” parolası ile Aleviler yakıldı. Koçgiri’de işlenen toplu
cinayetler, 1925′te Tekke ve Zaviyeler’in Fekki Kanunu ile başta Hacı
Bektaş dergahı ve diğer Alevi ibadet yerlerinin kapısına kilit
vurulması, dede, baba, pir ve mürşitlerin çalışmalarının yasaklanması
ve nihayet 1938′de yaşanan on binlerin katledilmesi ve sürgünü, ve
şimdilerde ki feci asimilasyon ve nüfus kaydırmalar aynı çizginin
devamıdır.
Paralel olarak, Koçgiri ve Dersim kızılbaşlarının direnen kesimini
düşürmek için, ağacın kurdunu içine yerleştirdiler. Artık katliamın
düşürülmüşlüğün, yok etmenin partisi CHP, vazgeçilmez faktor oldu.
Adımız Kemal, partimiz CHP, Peygamberimiz Mustafa Kemal, dilimiz
Türkçe, aslımız özbeöz Tirk ve Alevilik yasaklandı oldu. Sosyal
değerlerimiz ise; hortumlama, başkalarını düşünmeme, soyumuzdan
uzaklaşma, bireysellik, kendini beğenmişlik, köşeyi dönenin kaptan,
okumadan filozof olunduğunu, düşünmeden düşünür, yapıldıklarını
gördük. Dilimizi unuttuk. Aslımızı unuttuk. Dinimizi unuttuk.
Değerlerimizden soyutlandığımız için, katledilenlerin acısını
duyumsayamadık. Sanki başka gezegende soykırım olmuş gibi uzak
durduk.