|
Esat Korkmaz’ın Eylemleri Ne Anlama Geliyor?
Kategori: Aleviler, Makale, Manşet, YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Mar 3rd, 2011Ekleyen: Ünsal Öztürk
...
Yazar Esat Korkmaz, eylemleriyle yazarlık mesleğinin dışına çıkmış, sanki bir tarikat önderiymiş gibi, Aleviliği “güncelleme” adı altında “Kitap Doğum Erkânı”, “Doğum Günü Erkânı” gibi yeni erkânlar oluşturmuş, ev satın alanlara bile erkân düzenlemiştir. Pirlik ya da Mürşitlik yapmakta, Hakkullah almakta, nikah kıymaktadır. Ayrıca Alevi Dedelerin soydan gelmesine “Kansoylu” kavramını kullanarak karşı çıkmaktadır. Başka dinlerden ya da inançlardan insanların Aleviliğe geçmesine itirazımız olmadığı gibi bundan memnuniyet duyarız. Ancak Esat Korkmaz’ın, Sünni Müslüman bir aileden gelmesine rağmen bu durumunu gizlemeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Çünkü köyü sorulduğunda kızmaktadır, köyünü söylememektedir. Alevi Yol’una girdiğine ve Dedelik yapabileceğine dair kendisinin sunduğu hiçbir bilgi ya da kayıt yoktur. Tartışmanın konusunu şu başlıklar altında toplayabiliriz: 1. Kimlerin Dedelik yapabileceği, VARLIK-YOKLUK TARTIŞMASI Son yıllarda anlamaya, kavramaya çalıştığımız şudur: Alevilik kendine has bir Yol’dur. Eşi benzeri yoktur. Açık, belli kuralları vardır. Başka dinsel yapılara sert eleştiriler yönelterek, şu dinin içinde bu dinin dışında gibi tartışmalarla Alevilik kavranamaz. Aleviliğin kendisi konuşulmalıdır… 1. Aleviliğin asli unsuru Ocaklardır. Ocak bir birimdir. Ocak, Dede ve Talip birlikteliğine dayalı sosyal bir yapıdır. Ocaklar, Mürşit ve Pir Ocakları olmak üzere ikiye ayrılır. 2. Ocaklar soya dayanır. Soydan gelmek Dedelik yapmak için yeterli değildir. “Hem soydan, hem de Yol’dan gelmek” gerekir. Yani soydan gelen kişi Yol kurallarına uygun kişi ise Dedelik yapabilir. Dikme dedelik ve Babalık gibi bazı özel durumlar da vardır. Bunlara da saygılıyız. 3. Aleviliğin temel kurumu Cem’dir. 4. Alevi süreklerinde nasıl Talip olunacağı bellidir. Yol’a giriş bir ritüelle olmaktadır. Aleviliğe sadece Alevi halkın çocukları değil, diğer dinlerden insanlar da girebilir. Talip (Muhip) olabilmek için bir Mürşit Ocağı’na başvurmak, gerekli şartlar yerine getirildikten sonra Yol’a alınmak gerekir. Babalık kolunda da Yol’a katılmanın belirli şartları vardır. Orada da ağır bir hiyerarşi bulunmaktadır. Muhip (Talip), Derviş, Baba, Halifebaba, Dedebaba. Onların da başları Hacı Bektaş, Muhammed Ali ve Hakk’a bağlıdır. 5. Alevi ulularının görevlerinin ne olduğu ve nasıl yerine getirileceği ortaya çıkmıştır. Örneğin Gülbangı kimin oluşturacağı ve okuyacağı açıklanmıştır. Gülbangı Dede dışında Taliplerin veya Yol dışı unsurların okuyamayacağı, Gülbankla oynayamayacağı, hatta Gülbank okumak için yetkinin, bir arkadaşın açıklamasıyla “Sofra sahibi olmayan Dede”ye ait olduğu zengin bilgisi ortaya çıkmıştır. İstisnalar kaideyi bozmaz. Eğer bir şey okuyacaksan ona bir ad ver! Alevilerin kavramlarıyla oynama! 6. “Güncelleme” konusu da Ocaklarımıza aittir. Elbette Aleviliğin sorunları vardır ve bu sorunlar çözümlenmelidir. Sorunların çözüm yeri Dedelik Kurumudur, cemlerdir. Herhangi bir ritüel değiştirilecekse bunu yapacak olan Dedelik Kurumudur. Ayrıca, “Doğum Günü Erkânı”, “Kitap Doğum Erkânı”, “Ev Tığlama Erkânı…” gibi ritüeller Yol’da bulunmamaktadır. Eğer böyle mizansenler yazacaksan tarikatına ayrı bir ad ver! 7. Evlilik, Alevilikte çok önemli bir müessesedir. Evlilik Meydanı Hakk Divanı’dır. Nikahı Dede kılar. Dede yoksa elverdiği bir Ulu kılar. Yol’a girmemiş bir kişi, Alevi olmadığı anlaşılan bir kişi nikah kılıyorsa, kendini pir yerine koyuyorsa, bu cesareti kendisinde buluyorsa, şu düştüğümüz duruma bakın! 8. Alevilik konusunda düşünce üreten yazarlara çok ihtiyacımız var. Ancak incelenen toplumun zaaflarından yararlanmak ahlak ilkeleriyle ve bilim ilkeleriyle bağdaşmaz. Yazar elbette özgür kişidir. Yazarlar, konferanslara, seminerlere katılır, imza günleri yapar. Hatta kendi adlarıyla veya başka bir adla Tarikat da kurabilir. Kendilerini Aleviliğin Dede’si, Pir’i yerine koyamazlar. Dedesoylu bir kişi de kitap yazabilir. Yol kurallarını değiştirmek yazarlık yapan bir Dede’nin bile tek başına yapacağı bir iş değildir. 9. İsteyen istediği tarikatı, mezhebi kurabilir. Cemaat oluşturabilir. Kendince ritüel de yazabilir. Kurduğu tarikatın ilkelerine göre tarikatının en yetkili kişisi, ulu’su da olabilir. Tarikat ulu’su olarak kurallar ve törenler de kurgulayabilir. Ama “Alevi Ocaklarını dağıtalım”, “Soydan gelme Dedeliği yok edelim” gibi, “Kansoylu” kavramını nefretle, aşağılamayla yükleyerek hakaretamiz ya da “Ben Bektaşiliğin hiçbir aşamasından geçmedim ama Halifebaba’nın da üzerindeyim”, “Onun da öğretmeniyim” gibi anlayışları Alevi çocuklarına dayatmaya, Alevi çocuklarını kendi Yol’larını terk etmeye çağırmaya hakkı yoktur. Bu tür kişilerin düşüncelerinin Aleviler arasında kabul görmesi Aleviliğin sonu anlamına gelir. Hatta şu da söylenmelidir: Başka dinden, inançtan insanlar var. Onların arasına git, kurduğunuz tarikatı onlara da tanıt. Bundan büyük memnuniyet duyarız. Ekmeğimizi yediniz, suyumuzu içtiniz, helalı hoş olsun. 10. Herhangi bir yazar cemaat önderi olabilir. Hatta “Modern Cemaat” da kurabilir. Kursun. Eğer toplumsal yaşamımızı kolaylaştıracaksa memnuniyet duyarız. Ancak sanki Babagan kolundan olduğunu hissettiriyormuş gibi, “Bektaşi Sofrası” diyerek sofra açmak olmaz. Babaganlığın kuralları, aşamaları yukarıda yazıldı. Yazarların yaptıklarını, ettiklerini toplum değerlendirir ama yazar, cemaat, özellikle “Bektaşi ulu”su gibi davranıyorsa şu sorular mutlaka sorulur: Babagan kolu yaşıyor. Sistemleri çalışıyor. Kimin kapısına vardın? Kimden el aldın, ne zaman muhip, ne zaman derviş, ne zaman baba, halifebaba oldun? Unvanın nedir? Eğer Aleviliği “güncellemek” istiyorsan içeri gel, Aleviliği “güncellemek” ancak içerden olabilir. İçerden olabilmek için ise bir mürşide varmak, bir mürşidin eteğinden tutmak gerekir. Deli gönül feryat etme boşuna Bir topluma girdiğinde “Senin baban kim, anan kim, kardeşlerin kim?” diye sorarlar. Yani “Ne zaman doğdun?” Bir örnek verelim. Alevi soyundan gelmeyen Harabi, Merdivenköyü Bektaşi Tekkesinde Muhammed Ali Hilmi Dede Baba’ya ikrar verip tarikata girmiştir. Harabi hayatının sonuna kadar ikrarına sadık kalmıştır. Deyiş ve nefesleriyle bizlerin gönül telini titretmekte, aşka ve sevdaya düşürmektedir: Peder ve valdem oldu bahane Berzahtan kurtuldum çıktım aradan Namım Edip idi Harabi oldum 11. “Hakkullah,” Dedeler-Babalar için bir haktır. Cem yürüten Dedeler, Babalar hizmetlerinin karşılığında Hakkullah alır. Alınan Hakkullah’ın hizmet erenleri tarafından nasıl bölüşümünün yapılacağı da kurallara bağlanmıştır. Onun dışında yazarların kendisini Pir yerine koyması, erkân yürütmesi, hizmet görmesi, Hakkullah alması mümkün değildir. Yazarlar telif hakkı alır, çeşitli yerlere gidince verdikleri seminer, konferans sonucu para da alabilir. Ancak “Ben pirlik yapmıyorum, aydınım” demek ve arkasından aldığı ücreti “Hakkullah” olarak belirlemek olmaz. Başka kavram kullan! Yol’a girdiğinle ilgili bilgi yok, kökenini de ikna olacağımız biçimde söyleyemiyorsun. Bir insan köyünü sorana neden söylemez, sorana “alçak” der? Bu konuda da açıklama yapmak gerekiyor. Abdal Musa Dergahımızdan bir canla konuştum. Bana şöyle dedi: “Postta oturan Hüseyin Baba, halifebabadır. Ancak ondan yaşça büyük olup hiyerarşide alt basamakta olanlar var. Örneğin bir diğeri mürşitbabadır, yaşça Hüseyin Baba’dan büyüktür ama alt sıradadır. Çünkü Hüseyin Baba ariftir. Birisi gidip Hüseyin Baba’ya küfür etse tepki alamaz. Aksine Hüseyin Baba, ‘Gel otur, konuşalım. Bir sorunun mu var?’ der.” İşte Yol’da yürümek böyle bir şeydir. Alevi’nin uğraştığı nefsidir. Yedi başlı bir hayvanla, ejderhayla savaşmaktadır.
Hiçbir şey durağan değildir. Değiştirilmesi gereken, düzeltilmesi gereken ritüeller vardır. Ancak bu hak Ocaklara aittir. Alevilikten söz edilecekse Ocağı yakmak gerek. Ocak sistemi yoksa Alevilik yoktur! Yazarlar, düşünürler isterlerse düşüncelerini ocaklarımıza sunar. Değerlendirmek Ocaklara aittir. Öncelikle Ocak kurumunu bilince çıkartmak gerek. Bu tartışmalar Dedelik Kurumu’nun ağır darbe aldığı, yıpratıldığı bir dönemde yapılıyor. Sevinçle, gururla görüyoruz ki böyle olmasına rağmen söz konusu Yol olduğunda birbirlerini şiddetle eleştiren, hakarete varan söz söyleyen arkadaşlar Hakk Yol’unda buluşmuştur. Bu aynı zamanda Hakk Yol’unun ahbap çavuşlukla değil, sevda ile aşk ile yürüneceği anlamına gelmektedir. Ayrıca bu durum, gerginliklerin son bulduğu, ortamın rahatladığı ve kişilerin düşüncelerini bütün açıklığı ile ortaya koyduğu, karşıdaki kişinin de bu düşünceleri ön yargısız değerlendirdiği anlamına gelmektedir. Bizim anlayışımızda gruplaşma yoktur. Taraftarlık yoktur. Tartışmaları izliyorsunuz, Hamza Aksüt ile Hasan Harmancı nasıl tartışıyorlar görüyorsunuz! Bu tartışmalar bizlerin kişisel ilişkileri ile ilgili değildir. Ocaklarımızın tehlike altında olduğu biliniyor. Büyüklerimiz yaşını aldı. Ocakzadeler öne çıkmıyor. Örneğin Veliyettin Efendi’den sonra posta kim oturacak bilinmiyor. Sorunlarımız yakıcıdır. Diğer mürşit ocaklarımızda da kalbimizi kavurucu sorunlar var… Baba Mansur evladının bu sitede yazdıkları müthiş ve çok derin bir hüzündür… Beni uçsuz bucaksız, dibi belirsiz uçurumlara attı…
Son yıllarda yapılan en önemli, en değerli tartışma bu tartışmadır. Hep birlikte Alevilik konuşuyoruz ve doğruları hem öğreniyoruz, hem de bilince çıkartıyoruz. Ocak, Dede, Talip, Rehber, Musahip, Erkan, Gülbank, Hakullah, Muhip, Derviş, Baba, Halifebaba, Dedebaba kavramları yerli yerine oturmuş ve büyük bir bilinç oluşturmuştur. Aleviliğin ilkeleri ortadadır, saptanmıştır. Bilinç böyle sancılı dönemlerde oluşuyor. Yığılmış bilgi bir işe yaramaz. Bilinç ise tavırda, davranışta ve bilgide bir sıçramayı; bazen bir yol ayrımını, bazen de kendi içinde bir doruğu ifade ediyor. Esat Korkmaz kitaplar yazar, söyleşiler yapar, “Batini Akşamlar” düzenler. Zamanımız olursa biz de gidebiliriz. Aleviliği “güncellemek” onun işi değil, yapması da mümkün değil. Ocaklarımıza, Dedelik kurumumuza saygılıysa, samimiyse önerilerde bulunsun. Ama “güncellemek benim işim” diyorsa, bunun da yolu, yöntemi var. Önce Yol’a talip olmak gerek. Eğer bir başvurusu var ise kimden el aldı, kime ikrar verdi, bunları açıklamalıdır. Bunlar gizli, saklı şeyler değildir. Aksine gurur vesilesidir. Harabi’yi ve Muhammed Ali Hilmi Dede Baba’yı hatırlayalım. Esat Korkmaz Yol’un gereklerini yerine getirmişse hiç sorun yok. Hamza Aksüt’e gelince… Belki de… Alevi tarihinin tanıdığı önemli şahsiyetlerden biri olduğu kuvvetle muhtemeldir. Uzmanlık alanı ocaklardır. Mürşit ocakları, pir ocakları, talip toplulukları konusunda ayaklı bir kütüphanedir. İslamcı filan da değildir. Ona yardımcı olmak Alevilerin çok önemli bir görevidir. Ocağını, aşiretini, dedesini bilen Alevilerin, eğer ellerinde var ise şimdiki bulundukları yer ve nereden geldikleri konusundaki bilgileri-belgeleri Hamza Aksüt’e aktarmaları çok değerli bir çaba olacaktır. Bu, toplumumuzla ilgili bilgilerin bir bilgisayarda toparlanması gibidir. Bu Yol’a hizmet etmek demek öncelikle hesapsız ve kitapsız olarak öz’ü Aleviliğe adamak demektir! SONUÇ Öyle görünüyor ki, Esat Korkmaz bir tarikat kurmuştur. Tarikatı, Dedelik ve Babaganlık kolundan bağımsızdır. Hiyerarşinin aşamalarından geçmemiştir. Ancak Aleviliğin kavramlarını kullanmaktadır. Çerağ uyandırmakta; Doğum Günü, Ev Hayırlama, Kitap Doğum gibi erkanları düzenlemekte, Gülbank yazmakta ve okumakta, nikah kıymakta, kendi imzaladığı belgeye göre, yürüttüğü erkan karşılığı Hakkullah almaktadır. Kısacası o artık yazarlığının yanı sıra tarikat kuruculuğuna soyunmuştur. Bu tarikatı açıklamalı ve Alevilik adını kullanmamalıdır. Bu yazının muhatabı da Esat Korkmaz’ın kendisidir. Başka arkadaşlar tartışmaya girmemeli, onun sözcülüğüne soyunmamalıdır. Görüşlerimi Değerli Yol evlatlarına saygılarımla sunuyorum. PİRLERİMİZİN VE MÜRŞİTLERİMİZİN HİMMETİ ÜZERİMİZDE OLSUN! Hasretin ciğerim büryan eyledi Evvel sen âhir sen geçmezem senden Tevarih çoğaldı haddini aştı, Horasan’dan kalktı Hind’i yararak, Bozuldu yolcular yollarda kaldı, Pir Sultan’ım Allah Allah diyelim, Ünsal Öztürk- Alevigundem |
|