|
DEMOKRATİK TOPLUM, DEMOKRATİK ANAYASA
Kategori: Makale, Manşet, YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Mar 8th, 2011Ekleyen: Rıza Aydın
...
Türkiye’de yeni bir anayasa yapılması sorunu seçimlerden sonra yeniden gündemimize geleceğe benziyor. Biz Türkiye’nin daha da demokratikleşmesi için anayasadan başlamak üzere yasalarında demokratikleşmeler yapılmasını önemli buluyoruz. Bu türden çabalara bu güne kadar olanaklarımız ölçüsünde katılıp destek verdik bundan sonrada vereceğiz. Ama bilinmesini isteriz ki, bir toplumun demokratikleşmesi sadece yasalarında demokratikleşmeler yapılarak sağlanamaz. Bizce toplumun tümünde demokratikleşme olmadan demokrasi bir yaşamam biçimi haline gelmeden demokrasi sağlanamaz. Yasal değişiklikler önemlidir ama bu yasaların uygulanacağı toplumun yapısına bağlı olarak hayata geçeceğini unutulmamalıdır. Örneğin, kadınlara kâğıt üzerinde seçme seçilme hakkı tanımak onları erkekle eşit statüye getirmek elbette önemlidir ama bu sadece yasal değişimlerle sağlanamaz. Demokrasi gelenekselleşerek bir yaşam biçimi haline getirilmiş toplumsal bir hayat biçimidir. Demokratik ülkelerdeki bu yaşam biçimi o toplumlarda yaygın olan, kendi çalışmalarını demokrasiye uygun olarak sürdüren örgütlerden gelir. Demokratik ülkelerde genel olarak halk özel olarak ta emekçi sınıflar demokratik örgütlerde bir araya gelip, bu demokratik örgütleri aracılığıyla o toplumun yönetilmesinde ortakçı olurlar, yanı ülkenin yönetilmesine müdahil olurlar. Kendi içlerinde demokrasiyi uygulayan, onu yaşatıp bir yaşam biçimi haline getirmiş olan demokratik kurumlar, örneğin sendikalar, meslek örgütleri, mahalle dernekleri çeşitli hassasiyetler için bir araya gelmiş bütün örgütler toplumunda demokrasinin filizlenmesini sağlar. Halk bu örgütlü yapılarda seçimle bir yönetimi göreve getirmeyi, göreve getirdiği bu yöneticilere bir yıl sonra toplanan genel kurullarda hesap sormayı, seçilmiş yönetim kurulların da kendileri seçerek o göreve getirenlere hesap vermeyi, bir alışkanlık haline getirir. Bu o toplumlarda konuşmayı öğrendikleri gibi, yürümeyi öğrendikleri gibi farkında olmadan yaşamın içinde doğal olarak öğrenilir. Bu gelenekselleşmiş bir yaşam halidir. Bu o toplumların çekirdeği olan ailelerde bile böyledir. Eşler çocuklarının yanında aylık gelirlerini (bütçelerini) görüşüp bir plan yaparlar. Çocuk büyürken evde bütçe kavramını aylık yada yıllık plan program yapılmasını örneğin o sene tatil için nereye ne zaman gidileceğini öğrenir. Bütün bunlar o ülkelerde demokrasinin bir yaşam biçimi haline gelmesine katkı sunar. Demokratik yaşam biçiminin olduğu bu ülkelerde demokrasi 4 ya da 5 yılda bir yapılan seçimlerde sandık başına gitmekten ibaret değildir, buralarda sosyal hayatın tümünde demokratik işlerliğe sahip halk inisiyatifleri halk örgütleri vardır. Nüfusunun çoğunluğunun İslam dinine bağlı doğu ülkelerde ise bundan farklı bir yapı vardır, bu ülkelerde halk mezhepler, tarikatlar cemaatler şeklinde örgütlenmiştir. Buralardaki yöneticiler yetkilerini hikmetinden sual olunamayan bir ilahi güçten, örneğin Allahtan, bir tarikat şeyhinden yada bir aileden alırlar. Bu ilahi kudrete sahip olan kimselerin yaptıklarından sual olunamaz. Burada tabanın yönetici üzerinde bir etkisi, yetkisi yoktur. Tarikatların yada Cemaatlerin yöneticileri bu konumlarını ilahi güçlerden alırlar. Onlara bağlı olan tabanın bunların davranışlarını tartışmaya, değerlendirmeye yetkisi yoktur. Bu akıllarına bile gelmez. Bu toplumsal yapılarda tabandaki halkın yönetimi belirleme gibi bir yetkisi olmadığından buralarda demokrasi yaşamaz, buralarda demokrasinin gelişmesi için uygun bir iklim mevcut değildir. Çünkü buralarda her yapı kendini yöneten tartışmasız yöneticilerini yaratır. Bu ülkelerdeki demokratik halk örgütlenmeleri ya yoktur yada çok zayıftır. Olanlarda bile demokratik bir işlerlik yaratılamamıştır. 20 – 30 yıl kurumların başında kalan, kimsenin hesap soramadığı kişiler vardı başlarında. Bu ülkelerin çoğunda işçi sendikaları bile yoktur. Bu ülkelerde demokrasinin olmaması bir kader değil bu toplumsal yapının bir sonucudur. Bu toplumsal yapılar değişmeden sırf yasaların değişmesiyle demokrasi getirilemez. Türkiye bu ülkeler içinde demokratik yaşamın filizlenmesi açısından özel bir duruma sahiptir. Bunun nedenlerini anlayıp ülkemizde bu demokratik kültürün gelişmesi için gerekli şeyleri yapmamız gerekir. Bu açıdan kendimize bakıp, ülkemizde Demokratik kültürün gelişmesi açısından içinden geldiğimiz Demokratik Alevi örgütlülüğünü durumunu sizinle konuşmak, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Demokratik Alevi Örgütlülüğü dediğimiz, Alevi Bektaşi Federasyonunu (ABF’yi) oluşturan yapılar içerisinde, tam anlamıyla demokratik bir işlerlik hâkimdir. Demokratik Alevi örgütlülüğü içindeki tüm derneklerimizde yönetimler genel kurullarında yapılan demokratik seçimlerle oluşturulur. Bu derneklerimizin kongrelerinde mutlaka iki liste vardır yönetime hangi listenin geleceğine derneklerde üyeler, genel merkezlerde de delegeleri karar verir. Derneklerin kongrelerinde yada federasyonun genel kurulunda göreve gelen yönetim kurulları gelecek kongrede kendini seçip bu göreve getiren üyelerine hesap verirler, üyelerden gelen eleştirilere cevap verirler. Bu işleyiş şekli Avrupa’daki bu tür kurumların işleyiş biçimine benzerler. Burada varsa bir farklılık oda bu kurumların tabanlarının kültürel yapılarındadır. Bunu yakın zamanlarda yapılan iki kurumumuzun genel kurul seçimlerinden bahsederek somut olarak anlatmak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde Alevi Kültür Derneklerinin kongresi oldu, ondan öncede ABF’nin kongresi olmuştu. İkisinde de iki ayrı gurubun oluşturduğu listeler kıyasıya birbirleriyle yarıştılar. Genel Kurulda ateşli tartışmalar, karşılıklı eleştiriler oldu. Kongrede yönetimde olanların bütün faaliyetleri masaya yatırılıp eleştiri süzgecinden geçirildi, yönetimdekiler bu eleştirilere cevap vermeye çalıştılar. Burada eleştiri özgürlüğü de vardı eleştirenlere cevap verme özgürlüğü de. Kürsünün dokunulmazlığı, kürsüde söz söyleyen sözcüye, söze saygı tesis edilmişti. Kongrelerde korku değil özgürlük, serbestlik hâkimdi. Kürsüye çıkıp konuşan, birbirlerine eleştiri yönelten herkes, akşam olunca kapısının çalınmayacağından, kulağının bükülmeyeceğinden emindi. Seçim sonunda sandıklar açılıp oylar sayılana kadar kimin göreve geleceği belli değildi. Seçimin sonucuna herkes saygılı oldu. Bu seçimlere doğuştan yetkileri olan, yada ilahi bir güce dayanarak etki eden kimse olmadı, olmazda. Benim üyesi olduğum, Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin genel kurulları ise iki gün sürer. Birinci günde hem derneğimizin, hem Alevi hayatının hem de ülkemizin sorunları uzun uzadıya irdelenir. İkinci günde seçimler yapılır. Demokrasi bütün kurallarıyla kurumumuzda yaşam bulur yaşam bulmuştur. Çıkıp geldiğimiz, Alevi köylerindeki genel hayatta böyleydi. Tek eşli aile yapısı alevi hayatında egemendi. Kadının hem aile içinde hem de toplumda bir ağırlı vardı. Bu hissedilen, açık olarak görülen bir şeydi. Eşler birbirlerinin haklarına saygı göstermek zorundaydı. Erkek eşiyle her alanda her açıdan eşit haklara yükümlülüklere sahipti. Bu toplumsal yapı içinde Kadının ezilmesi mümkün değildi. Cemlerimiz demokratik halkın iradesiyle oluşmuş halk meclisleri şeklindedir. Cemi yürütecek olan dedeler, orda bulunan cemaatten (topluluktan) rızalık almadan dedelik postuna oturup bu görevi yapamazlar; gelenek kural böyledir. Alevi hayatında her şey rızalıkla olur. Cemde post denilen dedelik makamında oturan Dedeler cemde toplanan meclisi yöneten, orda ki muhabbette yönetici olan bir konuma sahiptir. Her şeye karar veren, tek merci değildirler. Onların asıl görevi muhabbetin demini tutturmaktır. Cemin tüm masrafları halkın gönüllü razılığı ile toplanan bütçeden yapılır; buna salma yada döküm denir. Bütün bu süreçler şeffaftır, gizli kapaklı bir yanı yoktur. “Muhabbetin gizlisi saklısı olmaz”. Cemler sade ibadet yeri değil toplumun her sorununun görüşüldüğü demokratik ortamlardır. Alevi toplumu ceminin, dini ihtiyaçlarının, din adamları olan dedelerinin, âşıklarının masrafını kendisi karşılar. Alevi toplumu hem kadınla erkeğin hem de tüm insanlığın eşitli üzerinde şekillenir. 72 millete bir gözle bakmak onları birbirine eşit saymak esastır. Her kişi, bir candır, her can birbirlerine eşit değerde birbirlerine karşı sorumluluğu olan bireylerden oluşur. Alevi söylemi cinsiyetten azadedir, bu yüzden birbirlerine can diye hitap eder; can yada kişi diye hitap edilen can kadında olabilir erkekte, o canın içindeki öz aynı varlıktan var edilmiş eşit değerdedir. Çünkü o bedene, o cana, o kalıba manasını veren öz aynıdır. Bu yolun kurucularından olan Kaygusuz Abdal bunun için “Bu âdem dedikleri el ayak baş değil, âdem manaya derler suret ile kaş değil” der. Bu mana aynı varlıktan var olmuş bir özün terkibidir, kalıplardaki fark içindeki özün bir birine eşit değerdeki manayı, insani özünü görmemizi engellemez. Gözlüye gizli yoktur, arif olan bu özü de bu sözü de anlar. Bu anlayış kendi içlerinde eşitliği birbirlerine karşılıklı saygıyı yaşatan bir ortamın oluşmasını sağlar. Bu didar didara oturup cem olmayı, cemde yüzyüze bakan bu canların muhabbet ederek özlerini meydana koymalarını, sorunlarını bu bağlamda görüşmelerinin ortamını sağlar Bizler inanıyoruz ki, İslam dinine bağlı olan ülkelerdeki, demokrasinin en çok geliştiği, demokratik hayatın en çok filizlendiği ülke olmamızda Alevilerin bu yapısının büyük bir etkisi vardır. Alevileri bu toplumdan bir an için çıkardığınızı düşünün, Türkiye’nin Pakistan’dan, Mısır’dan hiçbir farkı kalmayacaktır. Bu açıdan bakılınca Alevilerin asimile edilip Sünnileştirilmeye çalışılmasının, aynı zamanda Türkiye’deki demokrasiye yapılan bir saldırı olduğu apaçık görülecektir. Bu açık bir şekilde böyle bilinmelidir. Bu yüzden Alevilerin taleplerine demokrasiyi isteyen herkes destek olmalıdır diye düşünüyorum. Zaten dikkat edilirse Alevilerde taleplerini özel talepler olarak değil toplumda demokrasinin, laikliğin daha da gelişip kök salması üzerinde şekillendiriyorlar. Demokrasi gelişir ülkemizde laiklik bütün kurallarıyla işlerse Alevilerin bu açıdan sorunları kalmaz. İnceleyen herkes görecektir ki Laikliğin olduğu batı demokrasilerinde yaşayan Alevilerin bu açıdan hiçbir sorunu yoktur. Laikliğin, demokrasinin, insan haklarının, bireysel özgürlüklerin sosyal devletin egemen olduğu bu ülkelerde – örneğin Londra’da yaşayan Alevilerin bu anlamda bir sorunları yoktur. Bu ülkelerde yaşayan Alevilerin, bu ortamın sağlanmasında hiçbir katkıları olmasa da bu ortamın nimetlerinden yararlanıyorlar, o ülkelerde kendilerine güvenli endişesiz bir biçimde yaşıyorlar. Ülkemizdeki Alevilerinde böylesi laik demokratik insan haklarına saygılı bir güven ortamında yaşamaya layık olduklarını düşünüyorum. Konu çok geniş bir konu, üzerinde konuşulması gereken çok yerler var ama ben sunuş babında bu günlük bu kadarla yetinmek istiyorum. Alevilerin bu yapısının bozulması için hem içten hem de dıştan yapılan saldırıları, ideolojik problemleri yazının devamı niteliğinde başka bir yazıda tartışmayı uygun görüyorum. Saygılarımla. Rıza Aydın-Alevigundem |
|