|
Edep Üzerine Muhabbet
Kategori: Makale, Manşet, YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Mar 11th, 2011Ekleyen: Rıza Aydın
...
Hünkarın “Ölünceye kadar EDEB elbisesini sırtınızdan çıkarmayınız” sözünü hatırlatmanıza sevindim. Gelin bugünde bunun üzerine muhabbet edelim. Bunun içinde kendi kendimize şöyle sorular soralım, örneğin: Adana Pir Sultan derneği çevresindeki dostlarla, gerek dernekte gerekse evlerimizde zaman zaman muhabbet ederiz. Muhabbetlerimizde ağzımızdan düşürmediğimiz EDEB den ne anlamalıyız diye sorarız, üzerinde konuşulsun isteriz; sahi deriz nedir edeb. İzninle azcık bu konu üzerinde durayım. Yalnız sizin için yazdığımı sanmayın, bunları sizlerin bildiğinizden eminim. Ama olur ya belki okuyan bir başkasının ilgisini çeker. Bildiğim duyduğum kadarıyla bu: Eline “Edeb’li” olan kişİ; Eline, Diline, Beline sahip olan kişi demektir. Ben babamdan, dedemden böyle duydum böyle öğrendim bu yüzden böyle anlatırım. Aleviler arası muhabbetlerde, özelikle şu İnternet’teki yazışmalarda bu üç ilkeden birisi olan “diline sahip ol” ilkesine riayet edildiğini söyleye bilir miyiz. Şimdi sizlerden Hakk için, Hak aşkına elinizi göğsünüze koyup yanıt vermenizi istesem, bilmem ne dersiniz. Örneğin sayın İzzettin Doğan, diyanetten yada başka bir çevreden bir kişiye gösterdiği nezaketin onda birini Demokratik Alevi Hareketinin önderlerine gösterse – aralarındaki- sorunların büyük bir çoğunluğu çözülür. Şimdi bir düşünün, sonrada Hak aşkına yanıt verin, 9 Kasım mitingi Öncesi, mitingden bir gün önce CEM TV de Gülgün Feyman’ın programına çıkıp Bu mitingi yapacak kişilerin Alevilikle ilişkisi yok demek, nedir Hak aşkına. Bu sözü sarf eden zat bu mitinge çağrı yapanların Önce Hacı Bektaş’ı ziyaret edip oradan önlerine Hacı Bektaş postişininini alarak mitinge geleceklerini bile bile bunu söylüyorsa buna ne demeli. Bu bu kurala uymuş olur mu. Benim, bizim bu mitingi yapan Alevi kurumlarının buna kırılmamız haksız mı? Ben bu konuyla ilgili “SALGADA” başlıklı bir yazı yazdım, merak eden okuya bilir. Edeb li olmaya herkese hatırlatmak gerekir. Buna benim uymamamla, örneğin Sayın İzzettin Doğan hocanın uymaması aynı ölçüde değerlendirilmez. Çok verilenden çok istenir, Sayın İzzettin Doğan bu konuda bizlerden daha özenli olup bizlere örnek olacak, biz ondan bunu hem bekleriz hem de isteriz. Çünkü bu yol, bu “SÜREK”, bu yolun uluları bunu öğütlüyorlar. Bu yolun öncülüğüne soyunup böyle bir görüntü vermeye çalışanlar buna özelikle uymaya çalışmalıdırlar. Gecen gün, sayın İzzettin Doğana yakınlığı ile bilinen habercem internet sitesinin, Almanya temsilcisi sıfatını taşıyan bayanın bir yazısını okudum; mesela ABF başkanı Ali Balkız ile PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüşü, Turan Eseri, İzzettin Doğan ile kıyaslarken diyor ki “Sayın İzettin Doğan Ehlibeyt soyundan gelmektedir. … Ali Balkız, Fevzi Gümüş ve Turan Eser’in ise nereden geldiklerini bile doğru dürüst bilmemekteyiz. Maalesef hakikat bu.” Yazıdaki üslubu merak eden alır okur. Bu üsluptaki bir yazı ile kalem oynatmayı, tartışmayı değer mi? Böylemi olmalı bizim muhabbetimiz, EDEB li olanın dili böylemi olur? “İzzettin Doğan mantıklı konuşuyor” diyorsunuz buna örnek olarak ta İzzettin Hocanın “Diyanet kaldırılsın diyenlere” gücünüz yetiyorsa kaldırın dediğini yazıyorsunuz. Hakk aşkına bunun neresinde mantık var. Biz ne bilek güreşi yapıyoruz nede güç gösterisinde bulunuyoruz; Biz ilkelerimizin, inançlarımızın gereğini yapıyoruz. “Eğer bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum var ise burada ne laiklikten ne demokrasiden nede insan haklarından söz edilemez”, diyoruz. Siz çok iyi bilirsiniz, Hazreti Süleymanı ateşe atmışlar, o kor ateşte peygamber yakılırken bir kırlangıç o küçük gagasıyla ateşi söndürmek için su taşıyormuş. Kırlangıcın bu çabasını görenler, “beyhude kendini yorma senin o gaganla gelecek su bu ateşi söndürmez” demişler. Kırlangıçta onlara demiş ki -derler- “bende benim taşıdığım suyla o ateşin sönmeyeceğini biliyorum ama ben safımı belirliyorum” demiş derler. Sevgili Hamza can işte bütün sorun bu. Hz. Ali Güç karşısında ilkelerinizden vazgeçerseniz hakkınızla beraber onurunuzu da kaybedersiniz dememiş miydi bize, size hepimize. Şimdi gücümüz az diye doğru bir ilkeyi savunmaktan vaz mı geçeceğiz. İzzettin Doğan niye böyle bizim moralimizi bozuyor. Yarın tarih nasıl yazacak bunları. Halbuki, Bekir Yıldızın KERBALA adlı yapıtında bunu ne güzel anlatılır değil mi? Hüseyin, senin gücün yok gel Yezidin karşısında boyun eğ ona biat et diyen, Yezid’in askerine- komutanına “Evet siz güçlüsünüz” der “ama bende haklıyım”. “İki mezar iki yol gibidir, yarınlarda da bu iki yol olacak, sen hangi yoldan gideceksin, güçlünün yolundan mı haklının yolundan mı” der. -Türbinlerden seyreden- Güçlülerin safına göz kırpıp, güçsüzlere çatması kolay. Kimin ne yaptığını yarin tarih yazacak. Pir Sultan Hızır Paşanın o sofrasına oturup yemeğini yemediğinde, senin yemeğini benim itlerim bile yemez dediğinde Hızır Paşanın gücünü, temsil ettiği Osmanlı devletinin gücünü bilmiyor muydu? Sevgili Hamza can, Aleviler çağlar boyu ilkelerin adamı olmuşlardır, gücün güçlünün değil. Bunu size hatırlattığımı sanmayın bunu sizler benden daha iyi bilirsiniz söz geldi söyleyeyim istedim. Sayın Profesör İzzettin Doğan hoca büyüğümüzdür, ona saygısızlık edilmesini asla istemem ama, inanın hoca yanlış, yanlış saflarda yer alıyor bunun içinde yanlışlar yapıyor. Burada bize düşen ona saygıyla bunu hatırlatmaktır. bilmelisin ki bu çabamız onun iyiliği içindir, onu içinde bulunduğu çirkinlikler safından kurtarmak içindir. Ülkemizde verilen mücadele -Atatürk’ün bir yerde söylediği gibi- Çağdaş medeniyetlere ulaşma hedefinde olanların verdiği demokrasi mücadelesidir. Diyanet İşleri başkanlığı ile Zorunlu din dersleri Demokrasininde Laikliğinde gelişmesinin önündeki engellerdir. Görmek isteyen göz bunu apaçık görür, bunu bilir. Bu yüzden bu gün gücümüz yetmese de Laik Demokratik bir Türkiye Cumhuriyetinin gelişmesi için bunlar çağdaş devletlerdeki bir seviyeye getirilmelidir diye mücadele edeceğiz. Bu konuda çok şey yazılıp söylene bilir. Okuru sıkmamak için burada bu konuyu kapatalım. Aslında siz, onca dolambaçlı yollardan geçip bir soru olarak, 9 kasım Mitingine Turgut Öker niye gelmedi diye soruyorsunuz değil mi, sorunuzun açık anlamı bu değil mi? Bence, benim Ankara’daki arkadaşlarım, yoldaşlarım Turgur Öker’i mitinge çağırmamakla hata ettiler. Bunu Rıza Aydın olarak böyle düşünüyorum böyle düşündüğümü beni bilen herkes bilir. “Biz düşüncelerini ve amaçlarını gizlemeyi aşağılık bir şey sayan” bir gelenekten geldik buralara. Bundan sonra Adana’da yapılan Maraş katliamını protesto mitingine biz Adanalılar olarak insiyatif gösterip arkadaşlarımıza da haklılığımızı anlatarak, onlarında isteği ile Turgut başkanı çağırdık- davet ettik. -Bence biz – O hatayı telafi ettik, iyi ettiğimizi düşünüyorum. Anlaşılmayan bir şey var mı burada? Dedelek sorununa gelince. Konuyu ayrıntılı bilmiyorum. Dedeleği Dedelek olarak Ali Yıldırım çağırmışsa doğru yapmamış. Bakın bu konuda azcık dertleşelim olur mu? Biz hak mücadelesi veriyoruz, haklarımızı istiyoruz. Kimden istiyoruz DEVLETTEN. Biz devletten hak istiyoruz haklarımızı istiyoruz. Devlet kurumlar, kurumlarda görev yapan kişilerden oluşuyor. Biz hakkımızı ister istemez mevcut durumda o devleti yönetme durumunda olan hangi pati varsa o partinin adamlarından gidip isteyeceğiz. Yani şunu demek istiyorum ki, biz yerellerden belediye başkanlarından genelde de hükümet yetkililerinden haklarımızı isteyeceğiz muhatabımız onlar. Bu görevde eğer MHP li biri varise doğal olarak ondan yok eğer orada AKP li biri varise de doğal olarak ondan haklarımızı isteyeceğiz, bu bizim tercihimiz değil, orada o görevde görevli onlar var bizde o kurumlara gidince onlarla muhatap oluyoruz. Bakınız, Demokratik Alevi Hareketindeki insanlar (yanı ABF de görev yapan insanlar) on yıllardır bu hareketin içinde pişmiş bu geleneği içselleştirmiş insanlar, attıkları her adımı bunun bilinciyle atıyorlar. Bir yanlış adım attılar mı bu demokratik yapıda onlara bunu anlatıyoruz. Burunlarından fitil fitil getiriyoruz. Geçenlere Monteyninin Denemelerinden Eleştiri üzerine yazdıklarını niye yazıp dağıttım sanıyorsunuz, ben boşu boşuna bu zahmete niye gireyim. Bu demokratik yapı olduğu sürece, bu yöneticiler kolay kolay hata yapamazlar, onlara bu görevleri verenler, – inanın – ne yaptıklarını, atıkları adımın nereye gideceğini çok iyi bilecek insanlardır. Bu örgütler bu geleneğin billurlaşmış bilincini taşıyorlar, burada görev üslenenler temsil edikleri bu yükün sorumluluğu içindeler. Devleti yönetenler bunu anladılar da dışarıdakiler niyeyse anlamamazlıktan geliyorlar bende onu anlamıyorum. Bir örnek vereyim size. Vakti zamanında ( kısa bir zaman önce) Sivas Valisi Ankara’daki Sivas kökenli dernekleri yemeğe çağırmıştı. Bizim dernek başkanlarımızda gitmiş idi. Yemeğe vardıklarında, Sivas katliamının sorumlusu olarak gördüğümüz dönemin Sivas Belediye Başkanı da Sivas Millet Vekili sıfatıyla orada imiş. Bizim temsilcilerimiz o zatı orada görünce o yemeği terk etmedikleri için kıyasıya eleştirildiler. Kıyamet koptu. Pir Sultan derneğinde şehit ailelerin, o kadınların tepkisini görseydiniz korkardınız. Burada hata yapmak kolay mı sanıyorsunuz? Ben yönetici arkadaşlarıma acımışımdır. Yahu bir hata olmuş arkadaşlarımıza bu kadar acımasız olmayın demişizdir. Demokratik kurumlar içinde yaşamayanlar, demokratik kurumlardaki bu durumu tasavvur edemezler. Biz bu gün bazı kurumlara işimiz düşüyor gidip bir sorunumuzu çözdürmeye çalışıyoruz. Ama inanın orada kişisel olarak suçlu, eli kanlı biri varsa örneğin, oraya gitmiyoruz. Biz zaman zaman CYRANO DE BEGERAC’ın o ünlü tiradını atarız, bu yüzden “istemem olmaz olsun” dediğimizi çok duymuşlardır. Sevgili Ali Yılldırım canımız, Dedelekle o görüşmeyi yaptığında DEDELEK sanırım bir devlet görevini ifa ediyordu. Ama yinede eleştirildi. Ben sizinde bunu eleştirmenizi normal karşılıyorum. Kadı kızında olacak kusurlar bile bizde olmamalı. Ama bu duyarlılığı başka yerlerde de göstermeliyiz. İğneyi kendinize çuvalduzuda bize batırın. Sevgili Hamza Can Sözlerimi izninle şöyle bağlayayım. Ben Türkiye’de bir Alevi sorunu olduğunu değil Alevilerin sorunları olduğunu düşünüyorum. Aleviler sorun yaratmıyorlar sorunlarını dile getiriyorlar. Aleviler sorun değil, sorun çıkarmıyor; Aleviler bir vatandaş olarak sorunlarını topluma söyleyip bunlara çözüm getirilmesini istiyorlar. Alevilerde sorun görenler ya da Alevileri sorun görenler devletin, egemen dinin gözüyle bakıyorlar. Alevilerin kendi inanış biçimleri yani şöyle yada böyle inanıyor olmaları kendilerini ilgilendirir bu devleti ilgilendirmez. Devlet toplumsal barışı tehdit etmediği sürece vatandaşlarını anlayıp onların inançlarına karışmaması gerekir. Aleviler haklarını istiyorlar demokratik devlet buna böyle yaklaşır, böyle yaklaşmalıdır. Ne istiyor Aleviler. Kısaca sıralayalım. Her şeyden önce eşit Yurttaşlık Hakkı istiyorlar. Bunun için ne talep ediyorlar. Zorunlu din dersleri kalksın. Diyanet İşleri Başkanlığı lav edilsin. Cem evlerinin ibadet yeri olduğu kabul edilsin. Hacı Bektaş tekkesi bu inanç sahiplerine geri verilsin Madımak oteli müze olsun. Nufus cüzdanlarından din hanesi kaldırılsın- çıkarılsın. Alevi köylerine zorla cami yaptırılmasın. Ramazanda Davulla kimse uykusundan edilmesin. Minarelerden höpörlerle ezan okumak yerine ezan naturel insan sesiyle okunsun gürültü kirliliğine son verilsin. Bazı ürünlerdeki ( örneğin et tavuk ürünlerindeki) bu ürün İslami esaslara göre üretilmiştir ibaresi bu işte Alevi çalıştırılmamıştır demek tir bu ayrımcılığa son verilsin. Bu taleplerin tümü devletten istenen talepler. Bunlar alevilerin düşünceleri, kendi aralarındaki farklar vs ileri sürülerek, yanı aleviliği nasıl gördüğümüz vs bahane edilerek savsaklanmamalıdır. Tüm demokratlar, demokrasiyi laikliği isteyenler bu saflarda olmalıdır. Sanırım tüm sorularınıza cevap yazdım. Aşkı niyazlarımı sunup Sağlıcakla kalın. Aşkı muhabbetlerimiz daim olsun. Ali Rıza Aydın-Alevigundem |
|