Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
Basında Suriye(Tek Alevi Devletin)de ki Ayaklanma…
Kategori: Aleviler, Dünya, ManşetEklenme Tarihi: Mar 31st, 2011Ekleyen: sercesme
...

Ülkenin güneyindeki Dera kentinde geçen Cuma başlayan gösteriler önceki gün başkent Şam’a ve diğer kentlere sıçrarken, Lazkiye’de keskin nişancıların 4 kişiyi öldürmesi sonrasında askerler ve silahlı kişiler arasında şiddetli çatışmalar yaşandığı belirtiliyor.

Resmi kaynaklara göre son iki günde kentte çoğu asker 200′den fazla kişi yaralandı.

Devlet Başkanı Beşar Esad’ın basın danışmanı Butayna Şaban, önceki gün ve dünkü çatışmalarda aralarında asker ve sivillerin bulunduğu 10 kişinin öldüğünü, iki silahlı kişinin de öldürüldüğünü bildirdi.

Hıristiyanların, Sünnilerin ve Alevilerin yaşadığı kentteki olaylardan, etnik gerginliği kışkırtmakla suçladığı Filistinli mültecileri sorumlu tutan Şaban, bazı Filistinli grupların askerlere ve hükümet karşıtı göstericilere ateş açtığını savundu.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nden bir yetkili ise, “Şam’da yaşayan Filistinlilerin Lazkiye’deki olaylara karışmadığını ve iddiaların resmi kaynaklarca netleştirilmesi gerektiğini” söyledi.

MEZHEP ÇATIŞMASI ENDİŞESİ

Anadolu Ajansı’na konuşan Lazkiye’deki bir görgü tanığı, “kentte Alevilerle Sünniler arasında bir mezhep çatışmasından endişe edildiğini” ifade etti.

Bu nedenle dün akşamdan itibaren kentin ileri gelen Alevi ve Sünni din adamlarının vatandaşlarla bire bir görüşerek “mezhepsel çatışmaya yönelik provokasyonlara karşı dikkatli olmaları çağrısı yaptıklarını” anlatan kaynak, “Özellikle Ceble’de birkaç gündür hükümet yanlısı ve karşıtı gruplar protesto gösterileri yapıyordu. Dün de ilçenin giriş-çıkışlarını asker kontrol ediyordu. Ama dün akşam iki grup birlikte gösteri yaptı” dedi.

İçişleri Bakanlığı da, başkent Şam başta olmak üzere bazı kentlerde yapılan yönetime destek gösterilerinin artık yapılmamasını tavsiye etti.

ESAD HALKA SESLENECEK

Esad’ın kısa bir süre içinde halka sesleneceğini söyleyen Butayna Şaban, hükümetin 1983′ten beri yürülükte olan olağanüstü hali kesinlikle kaldıracağını, ancak tarihin henüz belli olmadığını belirtti.

Devlet Başkanı Esad’ın reform sözü vermesine, bazı tutukluları serbest bırakmasına ve 48 yıllık olağanüstü hali kaldırmak üzere çalışmalara başlayacaklarını açıklamasına rağmen, ülkede hükümet karşıtı gösteriler dinmek bilmiyor.

27/03/2011

***

Suriye’ye yakın takip

ANKARA- Suriye’de binlerce kişinin hükümeti protesto etmek için başlattığı olaylar, Türkiye’yi de tedirgin etti. Olayların ardından Suriye Devlet Başkanı Esat ile sık sık görüşen Başbakan Erdoğan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı da bu ülkeye gönderdi.

Türkiye, 800 kilometre sınırı bulunan ve Hatay başta olmak üzere iki ülkede yaşayanlar arasında akrabalık bağları olan Suriye’yi yakından izliyor. Türkiye, Hafız Esat döneminde Suriye’de barınmasına izin verilen Abdullah Öcalan nedeniyle bu ülke ile sorunlar yaşamış, Beşar Esat döneminde ise ilişkiler sıcak bir konuma gelmişti. Türkiye, bu sıcak ilişkiyi koparmak istemiyor ve olaylardan tedirginlik duyuyor.

Başbakan Erdoğan, bu ülkede reforma yönelik talepler olduğunu belirterek, Beşar Esat’a, ‘’ Halkın taleplerine olumlu cevaplar verilmesini’’ önerdi. Esat da Erdoğan’a olumlu yanıt verdi. Erdoğan, ‘’ Buradaki gelişmelere sessiz kalmamız mümkün değil. Libya’da olduğu gibi bizi derinden üzecek, kaygılarımızı artıracak gelişmeler olmasın. Bu yüzden yakın takipteyiz.” dedi.

48 YILLIK ALEVİ İKTİDAR
Suriye’deki göstericiler ülkede 48 yıldır devam eden olağanüstü halin kaldırılmasını istiyor. Gösterilerde çok sayıda kişin ölmesinin ardından, olaylarda yayılma eğilimi de gözleniyor. Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın da mensubu olduğu Baas Partisi’nin elindeki Alevi iktidar, 1963′teki darbeden bu yana olağanüstü hal yasası ile ve muhalif gruplara yönelik baskıyla ülkeyi yönetiyor.

Ürdün sınırında ilk olayların çıktığı Dera kenti nüfusunun çoğunluğunu da Sünniler oluşturuyor. Dera kenti bugüne kadar Baas Partisi’nin kalesiydi. Şimdi ise hükümet karşıtı gösterilerin merkezi haline geldi.

SURİYE NEDEN FARKLI ?
Suriye, hem bölgedeki siyasi dengeler, hem de ülkenin etnik yapısı nedeniyle, isyanların patlak verdiği diğer Ortadoğu ülkelerden farklı bir konumda bulunuyor. Nüfusun yüzde 70′inin Sünni olduğu ülkede iktidarı 48 yıldır Aleviler yönetiyor. Türkiye de gerek komşusu olması, gerekse etnik ve dini yapısındaki benzerlik nedeniyle Suriye’yi yakından takip ediyor.

Ülkede hükümet karşıtlığının güçlenmemesinde Esad yönetiminin bölgede ABD ve özellikle İsrail karşıtı politikalarının da büyük rolü var. İsyanlar sonucu istifa etmek zorunda kalan Mısır’ın ve Tunus’un Batı yanlısı eski devlet başkanları Hüsnü Mübarek ve Abdülaziz Buteflika’dan farklı olarak Beşar Esad yönetimi, Ortadoğu’da ABD politikalarına karşı duruyor.

İLK ETKİ HATAY’DA
Olayların ilk etkisi Suriye ile sınır olan Hatay’da fa görülmeye başlandı. Cilvegözü ve Yayladağı sınır kapılarında ticari faaliyetlerin yavaşlandığı gözleniyor. İki ülke arasında vizenin kaldırılmasından sonra artan turistik ilişkiler de, durma noktasına geldi. Özellikle Hatay’ın Samandağ ilçesinde yaşayan vatandaşların Suriye ile yakın akrabalık ilişkileri bulunuyor.

GAZETEPORT 29/03/2011

***

Alain Gresh: Suriye’de isyan

Arap isyanlarının dışında kalan son ülkelerden biri daha bu isyanlardan etkilenmeye başladı. Libya rejimine karşı hareket geçen devletlerin aldırışsızlığının sürdüğü, Bahreyn’de bu hareketleri bastırma eylemlerinin güçlendiği (ben bu arada bugüne dek hiçbir medyanın değinmediği bir şeye, Bahreyn halkıyla dayanışmaya çağrı yapıyorum), Yemen’de sonuç almak için uğraşıldığı, Ürdün’de gösterilerin arttığı ve sertleştiği bir dönemde, sıra Suriye’ye geldi. Ciddi çatışmalar yalnızca ülkenin güneyindeki Dera kentinde yaşanmıyor; ülkenin çeşitli yerlerine de yayılmış durumda ve onlarca ölü var.

Her şey Dera’da kent duvarlarına yönetim aleyhine slogan yazan birkaç çocuğun tutuklanmasıyla başladı. Çocuklarının serbest bırakılması için koşup gelen anneler polisle karşı karşıya kaldı, bazıları tutuklandı ve görgü tanıklarının ifadelerine göre saçları kesildi. Bu kıvılcım otları tutuşturdu, çünkü otlar iyice kurumuştu.

En iyi Suriye gözlemcilerinden biri olan Joshua Landis, Syria Comment adlı sitesinde şunları yazdı (“Derea: The Government Takes off its Gloves: 15 killed”, 23 Mart 2011): “Dera çok yoksul bir Sünni Müslüman kenti. Suriye için sorun olan her şey bu kentte toplanmış durumda: iflas etmek üzere olan bir ekonomi, aşırı bir nüfus artışı, kötü bir yönetim ve otoriter güvenlik güçleri.”

Suriye örneği özel de olsa (her ülke örneğinin özel olması gibi) bu sorunlar, Arap dünyasının diğer yerlerinde yaşanan sorunlardan çok farklı değil. Ama burada mezhep sorunu, tüm sorunların en endişe verici boyutunu oluşturuyor: nüfusun yüzde 60’ı Sünni ve yüzde 10’u Hıristiyan olmasına karşın ülke Alevi bir azınlık tarafından yönetiliyor -rejim Sünni Şam burjuvazisiyle sıkı bir ittifak kurmuş olsa da. Bu arada bir bölümü Suriye uyruklu olmayan önemli bir Kürt azınlığını da unutmamak gerek.

Landis, Dera’daki gösterilerde şu noktaların altını çiziyor:

“Muhalefet şimdiye kadar, olağanüstü halin kaldırılması, yeni bir siyasi partiler yasasının çıkarılması ve özgürlüklerin genişletilmesi gibi ılımlı taleplerle yetinirken, dün (22 Mart) ilk kez mezhepsel sloganların atıldığını işittik. Perşembe günü ise göstericiler ılımlı taleplerden tamamen vazgeçerek şu sloganları attı: “İran’a hayır! Hizbullah’a hayır! Allah’tan korkan bir Müslüman istiyoruz.” Bunlar, 1970’li ve 1980’li yıllarda, Başkan Esad’ı (Alevi) inançsız olmakla suçlayan Müslüman Kardeşler’in sloganlarına çok benziyor.”

Dera Sünni bir kent olsa da, Lazkiye Alevi bir çevrenin ortasında bulunuyor. Ve burada doğrudan bir mezhep çatışması riski var. Buradaki çarpışmalar, şimdilik göstericilerle Esad yanlısı milisler arasında oluyor. Ama Sünnileri öldürmek üzere silahlı Alevli grupların dağlardan indiğine ilişkin söylentiler de dolaşıyor ortalıkta. Ordu ve Cumhuriyet muhafızları ortamı yatıştırmak için kente girdi. (Joshua Landis, “Syria Dividing: Moste Large Cities Calm. The Troubles in Latakia Lead to Army Being Deployed”, 26 Mart). Daha 27 Ocak’ta yeni çarpışmaların sinyali verilmişti (“Deaths as Syria protests spread”, El Cezire İngilizce).

Peki rejim tehdit altında mı?

Rejim, İsrail-Arap çatışmasındaki direnişçi konumundan yararlanmaya çalışıyor. Ama Kuds-ül Arabi (Londra) gazetesinin baş redaktörü Abdulvari Atwan 27 Mart’ta şunları yazdı: “Tüm Arap sermayesi kapılarını kapatırken Libya direnişiyle (Hizbullah) gerçekleştirilen dayanışma, Filistin örgütlerinin (özellikle Hamas) genel sekreterlerinin bir araya gelmesi, Suriye rejimine borçlu olduğumuz ve Suriye’nin bu konularda büyük bedeller ödediği saygı duyulacak davranışlardır. Ve biz bu davranışlarla Suriye halkının taleplerinin karşılanması arasında hiçbir çelişki görmüyoruz. Eğer bir çelişki varsa, biz, rejimin Filistin halkına verdiği desteği askıya almasını ve halkının, özgürlükleri genişletme ve ülkenin bölünmesine karşı mücadele etme taleplerini karşılamasını tercih ederiz (…). Çünkü baskı altındaki halklar, işgal altındaki toprakları özgürleştiremez ve diktatör orduları da başarılı bir savaş sürdüremez.”

Hizbullah televizyon kanalı Suriye’deki olayların karşısında, burada yalnızca emperyalizmin parmağını gören güçlerin düştüğü şaşkınlığı yansıtıyor. Al-Manar televizyonu, Suriye’nin, yeni bir Libya senaryosu yaratmak üzere düzenlenmiş bir Amerikan komplosunun kurbanı olduğunu öne süren Başkan Hugo Chavez’in açıklamalarına yer verdi (“Chavez: US Plots to Topple Syria’s Assad, Seeks Libya Scenario there”, 27 Ocak). Serge Hamili de Le Monde Diplomatique’nin Nisan sayısında bazı ilerici güçlerin Albay Muammer Kaddafi’ye verdiği desteği ele alacak.

Rejim aynı zamanda kendisini ülkenin birliğinin ve mezheplerin çeşitliliğinin güvencesi olarak sunmaya çalışıyor. Peki bir “Irak senaryosu” korkusu göstericileri durdurmaya yetecek mi? Hiçbir şey kesin değil. İktidar büyük kentlerin birçoğunda rejime destek gösterileri düzenledi. Bazı reformların sözünü verdi: toplumsal düzlemde maaşların yüzde 30 artışı, politik düzlemde olağanüstü halin kaldırılması, yeni bir siyasi partiler ve basın yasası. Başkan Esad, kendisinden önce Başkan Bin Ali ve Başkan Mübarek’in verdiği (ama çatışmaları arttırmaktan başka bir şeye yaramayan) ödünlere benzer bir biçimde, bu reformların çerçevesini açıklamak için yakında ulusa hitap edecek.

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, CBS televizyonuna yaptığı bir açıklamada Suriye’ye yapılacak her türden askeri müdahaleye karşı çıkmakla kalmadı, aynı zamanda Başkan Beşar Esad’ın, her iki Amerikan partisi için de “bir reformcu” olduğunu söyledi (alıntı Joshua Landis’ten, “Clinton Calls Bashar Al-Assad a ‘Reformer’, Syria Lifts Emergency Law”, 27 Mart).

Uluslararası Kriz Grubu proje direktörü olan ve Şam’da yıllardır Suriye gündemini izleyen Peter Harling, Le Monde gazetesinde [“La Syrie doit rechercher une troisième voie” (Suriye üçüncü bir yol aramak zorunda, ç.), 22 Mart] şunları yazdı:

“Özellikle dış politikadaki başarılarıyla kendisine belli bir kişisel popülarite sağlamayı bilen Suriye Başkanı kuramsal olarak, statükoyla bir altüst oluş arasında üçüncü bir yola hizmet edebilecek bir vizyona uzunca bir süre yatırım yapabileceği politik bir sermayeye sahip bulunuyor. Ama bu sermaye hızla değer de kaybedebilir.”

“Gerilemekte olan bir kişiliğe duyulan inancın yeniden hortlaması, atadan kalma başkanlık sistemlerinin görünümleri ve geçici delegasyonlarla yapılan görüşmeler, koşullara uyum sağlayan bir lider formu oluşturmuyor: kendine güven ve uluslararası kabul, kuşkusuz yaşama geçirilecek kolektif bir projenin en iyi bileşenleridir, ama bunu bilmek gerekiyor.”

“Direniş iyi, ama Suriye’nin direnişçileri kimler? Şu dönemde, ister istemez başkanın sorumluluğunda olan, onun adına yapılan ve gitgide büyüyen bir bastırma hareketinin, bu türden bir projeye temelde nasıl hizmet edebileceğini üzülerek görüyoruz.” (…)

“Bölgedeki hiç kimse, gecikmiş onyıllar için ödenecek yüksek bir bedel olmadığını düşünemez. Bu bedel, bu türden bastırma eylemleri yerine, acilen oluşturulacak bir diyalog temelinde, iktidar yapılarının ve uygulamalarının, gerçek bir politik katılımcılığa, eşitlikçi bir ekonomik paylaşımcılığa ve toplumun tüm kesimlerinin arasındaki ilişkilerin normalleşmesine doğru derinlemesine bir dönüşümden başka bir şey değildir.”

30/03/2011

Beşar Esad halka seslendi: İsrail komplosu

Suriye’de özellikle Deraa kentinde meydana gelen protesto gösterileri ve ardından yaşanan can kaybı sonrası Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad halka seslendi. Dökülen her damla kanın kendilerini çok üzdüğünü ifade eden Esad, olayların komplo olduğunu ve komplonun arkasında da İsrail’in olduğunu ileri sürdü

İşte Esad’ın açıklamalarından satır başları:

Ulusumuza karşı protestolar yaşanıyor…Ben Suriye halkına aitim. Her kim ki Suriye halkına aitse başını dik tutacaktır. Son yaşananlardan dolayı büyük üzüntü duyuyorum. Bu konuşma 1 haftadır Suriye halkı tarafından bekleniyor. Suriye halkına karşı komplo yapıyorlar ama Suriye halkının zekasını dikkate almadılar. Onlardan başarısızlıklarından aptallıklarınızdan başka öğrenebileceğiniz başka bir şey yok.

Bölgede önemli gelişmeler değişiklikler yaşanıyor. Aslında Suriye’de olanlar ve tüm bölgede olanlar Suriye’nin tutunduğu tavrı korumaktadır. Bugün Arap sokaklarında ortaya çıkan olaylar artık belli bir noktaya ulaştı.

REFORM YAPMAZSAM HALK BENİ DESTEKLEMEZ DEDİM
Her zaman Arap sokaklarından bahsettim bazen medyada alaycı birtakım yaklaşımlar oldu. Bıyık altında gülümsediler ama bu konular özellikle de baskı yoğunlaştığında bu diyaloglarla bu değişimleri yapmazsam halk beni desteklemez dedim.

Filistin davası başta olmak üzere son yaşananlar Filistin’deki durumla da çok ilgili. Bu olumlu birtakım değişikliklere neden olacak. Bazı alanlarda başarı kazandık bazı noktalarda da başarısız olduk. Bize yönelik dışarıdan gelen bir takım provokatörlerin birliğimizi yıkmaya çalışanlara dikkat çekmek istiyorum. Bizim sağlam tutumumuz düşmanlarımızı korkuttu. İnsan savaşta kim olduğunu biliyor ama savaş bittiğinde kazanımların korunması gerekli.

BAZI KİŞİLER YANLIŞ YOLA GİRMİŞ DURUMDA
Bu ülkede reform propogandası yapanlar konuları biraz birbirine karıştırmış durumdalar. Üç ana konuya değinmek istiyorum: Vatandaşların günlük ihtiyaçları, özgürlük ve reform talepleri. Bu taleplerin bir kısmı henüz karşılanamadı. Bu talepler diğer iki unsurla da bağlantılı. Son derece iyi niyetli davransalar da bazıları yanlış yola girmiş durumda. Bize gizli saldırı düzenleyenler azınlıkta. Henüz bu ilk safhalarda mı onu tam tesbit etmiş değiliz. Ancak burada İsrail’in gündemi zorlama çabasında olduğunu biliyoruz.

İSRAİL’E İLK SAVAŞ AÇANLAR DERALILAR’DIR
Olaylar başlamadan bir kaç hafta önce uydu kanallarında ve internette birtakım bilgiler yayınlandı. Ondan sonra meshep ayrımını kışkırttılar. Görgü tanığı üzerinden haberler yorumlar yapan yayınlar var. Bütün Suriyeliler’in kalbinde sadakat yatıyor. Dera kentinde yaşananlara bakarsınız İsrail’e savaş açan ilk kent de Deralılar’dı. Olup bitenlerde Dera kentinin hiçbir suçu günahı yok.

2005 YILINDA DA AYNI ŞEYLER YAŞANDI

Biz çok açık bir şekilde sokağa çıkmış Suriye vatandaşlarının kılına bile zarar verilmemesi talimatını verdik. Ancak ne yazık ki dökülen kan Suriyeliler’in kanıdır. Ve bütün ölenlerin aileleri bizim ailelerimiz ve kardeşlerimizdir. Oluşan yaralara birlikte şifa bulmalıyız. Bugün olanlar 2005′te olanlardan çok farklı değil. O yıllarda bizden teslimiyet belgesi imzalamamızı istediler. O zaman farklı bir üsluba başvurulmuştu.

ULUSAL BİLİNCİ ARTIRMAK ZORUNDAYIZ
Bazen halkla iletişimimiz yetersiz kalıyor. Eğer böyle bir bölünme yoksa, belki de biz böyle bir reformu gerçekleştirmeyecektik. Demek ki hükümet de yaşanan gelişmeler doğrultusunda hareket edebiliyor. Halk içerisinde ulusal bilinci artırmamız gerekiyor. Eğer biz bunların halk baskısı sonucunda ortaya çıktığını söylersek bu bir zayıflar olarak algılanır. Üzerimizde bütün makamların üstleneceği baskı halkın isteği olmalıdır. Reform kararları 2005 yılında alınmış kararlardır.

Reformun sonuçlarını görmek için zaman gerekir. Ama ihtiyaçları erteleyemezsiniz. Sıkı Yönetim Yasası gibi konularla ilgili şeyleri geciktirebilirsiniz ama tıbbi ihtiyaçları erteleyemezsiniz.

30/03/2011

‘Suriye’de şiddet olasılığı Libya’yı gölgede bırakır’


Financial Times gazetesi, seksenli yıllarda Suriye’de CIA için çalışmış Robert Baer’in makalesine yer veriyor.

Esad rejiminin protestolarla başetmek ve asayişi sağlamak için ordusuna bel bağlayacağını söyleyen Baer, Suriye’nin, Mısır’ın adımlarını izleyeceği yanılgısına düşülmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.
İlgili Konular

* Orta Doğu

Baer, nüfusun yüzde 11′ini oluşturan Alevilerin ordu ve istihbarat servisi sayesinde ayakta olduğuna dikkat çekerken “Mısır’da olduğu gibi, orduyu iyi bir kurum olan gören Suriyelilerin sayısı çok değil. Ordu, daha çok Alevileri iktidarda tutma amacı güdüyor.” yorumunu yapıyor.

Yazara göre “dolayısıyla işler ne kadar kötüye giderse gitsin, Suriyeliler, demokratikleşmeyi bir yana bırakın, herhangi bir reforma göz kulak olması konusunda orduya asla güvenmezler.”

Robert Baer, Beşar Esad’ın babası Hafız Esad’ın siyasi içgüdülerine sahip olmadığını, ancak diğer Aleviler gibi, mezhebinin ayakta kalmasının, babasının kurduğu askeri sistemi ayakta tutmaktan geçtiğini anladığını yazıyor.
Orta Doğu’nun geleceği

“1982 yılının Şubat ayında Müslüman Kardeşler, Suriye’nin dördüncü büyük kenti Hama’yı ele geçirdi. Esad’ın babası günlerce nasıl karşılık vereceğini düşündü. Ama onlarca Alevi’nin katledildiğini duyar duymaz, tereddüt etmeksizin orduya kenti bombalaması emrini verdi.”

“Hama’yı bir yıl sonra ziyaret ettiğimde, kentin Esad’ın ağır silahlarıyla nasıl dünyadan silindiğini gördüm. Konuştuğum Aleviler bundan memnun değillerdi ama Sunni isyanın ancak rejimin şiddete dayalı misillemesiyle bastırıldığına inanıyorlardı.”

“Oğul Esad’ın ikinci bir Hama’yı midesi kaldırır mı tahmin etmek güç. Ama bir şey kesin, Esad ve Alevileri iktidardan sürme girişimi olursa Suriye’nin boşluğu dolduracak bir ordusu olmayacaktır. O zaman da iş bu kez Batı, bir iç savaşı önlemek için müdahale etmeli mi sorusuna dayanır.”

Orta Doğu’da olacakları kimsenin tahmin edemeyeceğini yazan Robert Baer, Hama bir örnek teşkil edecekse Suriye’deki şiddet olasılığının, Libya ve Yemen’i gölgede bırakacak düzeyde olabileceğini vurguluyor.

Dahası, Suriye’deki kargaşanın komşu ülkelere – özellikle Lübnan, Ürdün ve Irak’a sıçraması ihtimali var. Hatta Körfez’in zaten mezhep ayrılıkları yaşanan Arap tarafına.

Bu en kötü durum senaryosu ama eğer gerçekleşirse, Batı’nın şöyle bir kenarda durup hayırlısını bekleme şansı olmayacaktır.

31/03/2011

Sitemiz Yazarlarından