...
Zenciri kolunda gözleri bağlı
Kalenin içinde yatar bir yiğit
Çürümüş vucudu göğsü yaralı
Kalenin dibinde yatar bir yiğit
İbom ölüyor, dostlar geliyor
Zalim gülüyor vah lemıno
Zindancılar falakaya yıkmışlar
Ilgıt ılgıt kanlarını dökmüşler
Direm direm tırnağını çekmişler
Zindanın içinde ağlar bir yiğit
İbom ölüyor, düşman gülüyor
Dostlar geliyor vah lemıno
Sizi gidi insanlığı yiyenler
Vicdan yıkıp kara donlar giyenler
Hani nerde ben yiğidim diyenler
Kalenin içinde yatar bir yiğit
İbom ölüyor, dostlar ağlıyor
Düşman gülüyor vah lemıno
Mahzuni der çağlar ağlar ozanlar
Lanet olsun insanlığı bozanlar
Yıkılıp gidesi kara düzenler
Kalenin dibinde ağlar bir yiğit
İbom ölüyor, düşman gülüyor
Dostlar geliyor vah lemıno
İbom ölüyor dostlar gülmez ki
Aşık Mahzuni Şerif
Özgürlüklerin tadı çıkarılacak diyorlardı. En ufak bir düşünceye tahamülü olmayan ülkede özgürlüklerin tadı anlaşılabilir mi? En demokratik öğrenci hareketine dahi hoşgörüsüzülükle ve polis gazıyla yaklaşılan bir ülkede özgürlüğün tadı bu kadar acı olabilir. Bugün toplu ayaklanmaların olduğu Mısır ve Tunus’ta dahi polis bizim ülkemizde olduğu kadar biber gazı, şiddet ve zor kullanmıyor. Bir biolojik silah olan biber gazınını dünyada en çok tüketen polis teşkilatı Türk polisiyse, o ülkenin demokrasi ve özgürlükler anlayışını en diktatöryal ülkeyle kıyaslamaya başlayabilirsiniz.
12 eylül 2010 öncesi bütün ülkede “düşünce özgürlüğü ve demokrasi” rüzgarı estirildi. 12 eylül anlayışının mahkum edileceği ve sorumlularının yargılanacağı bas bas bağırıldı, haykırıldı. Darbecileri yargılamak, özgürlüklerin rüyasına dalmak ve demokrasiyi hayal etmek bir referandum süreci kadar bu ülkede hızla gelip geçti.
Özgürlük ve demokratik haklar adına küçük parmağını kımıldatmayanlar, referandum startı verilir-verilmez, en fazla özgürlükçü kılıfına bürünerek halktan oy istedi. Dün 12 eylül gerçekliğine yanaşmayanlar, birden bire eski türk filimlerinde olduğu gibi kafayı bir yere çarpıp gerçeğe eriştiler(!)
Herkes özgürlükleri anlatıyor, kitapların sobalarda yakıldığını, evlerin jamdarma tarafından basıldığını, yazarların tutuklandığını, 650 bin kişinin gözaltına alınıp işkencehanelere götürüldüğünü söylüyordu. Bir vakte kadar işkencehaneye çevirilen ülkenin realitesini başını kuma saplayarak görmezden gelenler, sıkı zamanlarda yani sıkı yönetimlerde zulme alkış çalanlar, geniş zamanlarda en yaman özgürlük şarkıları söylediler. Sanki yasakların delinmesi ve zulmün son bulması için bedeller ödeyen onlardı.
12 eylül tarihi darbenin adı olduğu gibi, referandumla birlikte sökülüp gideceği gün olması şeklinde de tanımlandı. Dolayısıyla referandumun darbecililikle hesaplaşma anlamında bir dönemeç olacağı üzerinde duruldu. Hızını alamayıp darbeci generallerin nasıl tutuklanıp, nasıl yargı önüne çıkarılacağı üzerinde bolca sömürü ve lakırtı edildi. İşin daha vahim tarafı bu yalanı söyleyenlere bazı aydın, demokrat, sosyalist insanlarında alet olmasıdır. Yetmez ama evet diyenlerden bahs ediyorum.
AKP hükümeti büyük bir arsızlıkla, utanmazlıkla mecliste idam edilenler ve işkencede ölenler için sahte göz yaşı döktüler. Şafak türküsünü besmeleden daha çok ağızlarına alır oldular. Ve şimdi söylediklerinin ve gözyaşlarının üzerine sadece bir kaç ay geçmesine rağmen yüzleri varsa dün söylediklerine baksınlar. Özellikle yetmez ama evet diye bir türkü söyleyenler, şimdi ağıt, türkü ve şarkı söyleyen sanatçılara hapis cezaları yağdırılırken söylecekleri bir özeleştiri olmalıdır. Bu aldanmacaya inananlar şimdi Pınar Sağ, Ferhat Tunç ve Mehmet Özcan’ın söylediği türkülerden ötürü aldıkları cezaları nasıl ve hangi kitaba sığdıracaklar?
68 kuşağı dünyada büyük çığır açtı ve büyük alt-üst oluşlara zemin hazırladı. Bu rüzgarın ülkemizdeki esintisi Deniz, Mahir ve İbo’yla olmuştur. Felsefi, ideolojik ve kültürel değişim iklimine geçilmiştir. Bu süreci bütün dünyadaki öğrenci hareketleri iliklerine kadar hissetti. Ülkemizde de böylesi bir beyin fırtınası yaşandı. Ve öğrenci gençliği bunun bedelini dar ağaçlarında ve işkencehanelerde çok ağır ödemiştir. Dünyadaki özgürlük ve demokrasi ikliminin en ağır faturalarından birisiydi bu. Böylesi bir dönemde zindanda özgürlükleri haykırmak ve direnmekti İbrahim olmak. Ser verip, sır vermemekti zalime…
Pınar Sağ bunları dile getirdiği için, suçu ve suçluyu övme kapsamında yargılandı. İbrahim Kaypakkaya 90 gün boyunca süren işkenceye İshakça, Pir Sultan’ca, Bedrettince cevap verdiği için öldürüldü. Bunu aydın duyarlılığıyla dile getirdiği için Pınar Sağ “suçlu” görülüyor. Diyelim ki Pınar Sağ, Fehmi Altınbilek’i övmüş olsaydı, suçu ve suçluyu övme kapsamında hakkında soruşturma açanlar ne yapardı? İnanın Ogün Samast kadar ayrıcalıklı haklara sahip olur ve kahraman ilan edilirdi. Çünkü bu ülkede güvercinleri vurmak, sakat bırakmak ve işkence yapmak zulmün övüç kaynağıdır. Bu gibi suçları övmekse “vatanseverlik” oluyor.
İşkencenin evrensel hukuktaki yeri suç olarak belirlenirken, ülkemizdeyse tam tersine işkenceciyi övmek ve işkenceciyi yasal olarak aklamak hakim anlayış oluyor ve buna karşı çıkanlar suçu ve suçluyu övme kapsamına alınıyor.
Bu işkenceyi yapanların hiç birisi yargılanmadı ve işkenceciler suçlu bulunmadılar. Ancak bir sanatçı, aydın kimliğiyle insanlık onuruna sahip çıkması suç kategorisine sokuluyor. O halde suç ve ceza sorunu kendiliğinden ortaya çıkıyor? Asıl suçlu ve asıl ceza alması gerekenler kimlerdir? Esas suçlu ve suçu övenler kimler? İnsanlık onuruna sahip çıkanlar mı, yoksa insanlık onurunu ayaklar altına aldıranlar mı suçlu?
İşkence yapmak ve işkenciyi aklamak insanlığın en büyük suçu iken, gerçek suçu övenler yargılanmıyor, işkenceyi gözler önüne serenler suçlanıyor.
Böylesi karanlık bir mahzeni, zindanı sorgulamak her sanatçının cesareti değildir.
İbrahim Kaypakkaya devrimci düşüncelerinin yanı sıra, alevi kökenli olduğuda bir gerçektir. Onu anadolu halk hareketi tarihinde en çok etkileyen olaylardan biri de babailer harekatıdır. Bunu Muzaffer Oruçoğlu’dan öğreniyoruz.
Davut Sulari, Aşık Daimi, Rıza Arslandoğan ve Aşık Mahzuni Şerif’lerin Kaypakkkaya’ya sahip çıkış kaynağını iyi görmek lazım. Bu hem konjöktür sorunu olduğu kadar, hemde işkence altındaki direnişden de büyülenmektir. Bunun yanı sıra, alevilerin sahip çıkışının bir başka nedenide kanımca İbo’nun alevi kökenli oluşudur.
…
İbo’nun mücadelesinden büyülenmek, işkenceye karşı olmak ve direnişi selamlamak suçluyu övmekse, Pınar Sağ ne iyi etmiş ve ne güzel söz söylemiş. İşkencecileri övmek ve işkenceye ortak olmaktansa, insanlık onuruna sahip çıkarak bir Pınar Sağ olmak lazım. Sanatını güzelliğiyle yada kayınpederinin namıyla sürdürmek yerine yürek güzellliğiyle sürdürmek onurdur.
herdem.h@hotmail.com
Hüseyin Erdem
29.01.2011