|
Aleviler Artık Burada Oturmuyor
Kategori: Aleviler, Manşet, üstmansetEklenme Tarihi: Nis 25th, 2011Ekleyen: sercesme
...
Büyük Alevi Kurultayı İnisiyatifi Marmara Bölge Toplantısı Sunuş ve Basın Bildirisi Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı olarak bizler, AKP hükümetinin Alevi Açılımı girişimini, taleplerimizi dile getirip müzakere edebileceğimiz bir zemin olarak ciddiye aldık. Bu sürece, taleplerimizi gerekçeleriyle birlikte açıkça ortaya koyduğumuz “Alevi Çalıştayı Değerlendirme İstem ve Öneri Raporu” başlıklı bir metni hükümetin ve kamuoyunun dikkatine sunarak dahil olduk. Ne var ki daha açılımın Alevi örgütleri temsilcilerinin davet edildiği ilk çalıştayında iktidarın niyetinin müzakere etmek ve sorun çözmek değil, konuya ilişkin aşina olduğumuz önyargı ve klişeleri açılım adı altında tescil ettirmek olduğu açığa çıktı. Önümüze çözüm diye konulan Alevi Çalıştayları Nihai Raporu da bunun açık kanıtıdır. Sözde Alevi açılımının nihai raporu, Alevilerin tarih boyunca bu topraklar üzerinde maruz bırakıldıkları ayrımcılığı ve katliamları haklı ve meşru gören bir dil ve zihniyetin kendince son derece “akademik”, sistematik ve bütünlüklü bir ifadesidir. Tam da bu nedenle raporun her Alevi ailenin evinde, kütüphanesinde, gelecek kuşaklara tarih bilinci kazandırmak amacıyla miras bırakılmak üzere bulundurulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu rapor taklidi yapan metin, her Alevinin evinde bulunmalıdır ki Alevi kuşaklar, yıllarca sonra ana-babalarının, atalarının başına gelenlerin sorumlusunun hangi siyasal, yönetsel ve akademik, medyatik aktörler olduğunu açık seçik işaretleyebilsin! Bu metin, Alevilere verdiği mesajlara uygun olarak ismiyle müsemma, Alevi Çalıştayları Nihai Raporu değil, Alevi Çalıştayları Zabıt Tutanağıdır. Çünkü bu metinde, müzakereye, hele de Alevilerle yürütülmüş bir müzakereye dayandığı iddia edilebilecek tek bir satır yoktur. Alevilikle ilgili haberleri, yayınları, araştırma alanlarını az çok bilenlerin kolayca teşhis edebileceği gibi, bir süredir muktedirlerin başlıca dili haline gelmiş, kendisini akademi içinde üretme şansı bile muktedirlikle iç içe geçmiş bir dilin, bu dilin bildik klişelerinin masa başında kotarılmış bir ifadesidir! Bu iddia ve ithamların her bölümüne serpiştirilmiş olduğu raporun Alevilerle yapılan müzakerelere dayandığını iddia etmek, en hafif tabirle Alevilerle alay etmektir. Çünkü, Alevilerin açılımın tarafı ve muhatabı kabul edildiğini ileri süren bu metin, kendisine Aleviyim diyenleri Alevi olarak kabul etmediğini yine kendisi itiraf etmektedir. Baştan beri yurt dışında yaşayan Alevileri muhatap bile kabul etmeyenler, Türkiye’deki Alevi topluluğun bir unsuru olduğundan kimsenin şüphe duyamayacağı Arap Alevileri de, kendilerine dışarıdan verilen adla, Nusayrilikle anarak tereddüt etmeksizin dışarıda bırakmakta; şimdi bununla da yetinmemekte Bektaşileri de büyük Alevi topluluktan ayırmaya girişmektedir. Bunun tek bir açıklaması vardır: Devlet, dilediğini Alevi olarak nitelemiş, dilemediğini dışarıda bırakmış ve kimin Alevi olduğuna kendisi hükmederek muhatap olduğu savıyla çalıştaya çağırmıştır! Kendisi açısından makbul bir Alevi inşasına girişmekle kalmamış, geçerliliği kendinden menkul teolojik iddialarla, siyaseten makul bir Alevilik inşa etmeye girişmiştir. Bu bağlamda Aleviliğin İslam başta olmak üzere herhangi bir dinle bağlantısı olabileceğini inkar den rapor, Aleviliği, yalnızca Aleviler söz konusu olduğunda varlığına inanılan fiktif bir seküler dünyaya havale ederek, açıkça onun dinsel ve elbette bu bağlamda en başta İslami vasfını kesinlikle inkar etmiştir! Alevilik bu metin için olsa olsa bir hurafe, bir kalıntı, bir ideoloji, bir cehalet, kökü dışarıda bir kışkırtma ve bir geri kalmışlık ürünü olabilir ama asla özgün bir dinsel algının, bir dinsel tecrübenin adı olamaz! Ancak Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı olarak bizler, raporun Alevilerin taleplerine yönelik yaklaşımını sadece Alevilere değil, tüm yurttaşlara duyurmayı, bir borç ve sorumluluk addediyoruz: Alevileri laikliğe ve Devrim Kanunlarına karşı savaşa çağıran rapor, söz zorunlu din derslerinin kaldırılması talebine geldiğindeyse anayasayı gerekçe göstermekte ve verilmekte olan Din Kültürü ve Ahlak bilgisi derslerinin zulmünü onaylamamızı beklemektedir. Oysa bu zulme maruz kalanlar Alevilerle sınırlı olmadığı gibi bu tek başına Alevilerin değil, bu ülkedeki herkesin sorunudur. Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl bugün neredeyse devlet içinde devlet konumuna yükselmiş ve siyaset üreten, siyasaları belirleyen bir üst siyasal irade olarak kendini örgütlemeyi başarmışsa ve bunda en büyük pay da 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin ve ardından gelen muhafazakar sağcı iktidarlarınsa, zorunlu din dersleri de bizzat bu darbe tarafından toplumun bağrına saplanmış bir hançer niteliğindedir. Eğer toplum bu hançer tarafından sürekli yarılmayı ve parçalanmayı, sürekli kan kaybetmeyi göze alıyorsa ve bundan razıysa, hiç kuşkusuz Aleviler ve Alevilik, tek başına da olsa, kendi çocuklarını korumak üzere refleks geliştirmeye ve bu iç kanamayı durdurmak üzere yeni araçlarla mücadeleye devam edecektir. Sorun bu anlamda Alevilerin değil, tersine bu iç kanamayı görmezden gelenlerin, bu ateşe odun taşımaya devam edenlerin sorunudur. Rapor hükümetin Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve zorunlu din derslerinin kaldırılması taleplerini reddettiğini güvenle beyan ettiği gibi, bu talepler hilafına daha ileri adımlar atmaktan çekinmeyeceğinin de açık işaretlerini vermektedir. Örneğin biri yetmezmiş gibi, ikinci bir din dersi öngörülmesi ve daha bugünlerde gerçekleşen, DİB’in artık tüm alana nasıl hakim olduğunu gösteren bir örnek olarak, bizzat DİB’in icat ettiği kutlu doğum haftası etkinliklerinin MEB’e bağlı tüm okullarda önemli günler ve haftalar listesine sokuluvermesi gibi. Raporun Sivas Katliamı’na ve Alevilerin Madımak’ın müze olması talebine yaklaşımı ise, en hafif deyimle Alevilere bir hakaret niteliğindedir. Alevilere Sivas’ta yaşatılana katliam demekten özenle imtina eden ve sosyolojinin soğuk diliyle “Madımak Olayı” olarak adlandıran rapora göre, “Otel kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce ateşe verilmiş, ortaya çıkan arbede de çoğu Alevi olmak üzere 37 kişi karbon monoksit gazından boğularak hayatını kaybetmiştir.” Raportörün söylemediği ayrıntıları söylemek gerekli mi? İnsan aklına, vicdanına hala mı yük değil; yeniden yeniden, tüm dünyanın, kameraların gözü önünde yaşananları anlatmak? Olay ilgili siyasi ve idari iradenin gözü önünde olmuştur! Katliamın faillerinin, ortaklık edenlerinin, oteli kuşatanların kimliği belirsiz değildir! Çünkü hepsi gururla kameralara poz vermişlerdir! Yani açıkça planlı bir katliam söz konusudur. Aleviliğe ve Alevilere yaklaşımı onları ulusal güvenlik paranoyasının nesnesi kılmaktan öteye gitmeyen sözde Alevi açılımı ve bunun belgesi olarak önümüze konulan metin, bir kez daha bir fırsat ve olanağın konjonktürel siyasal kaygılarla nasıl heba edildiğini göstermesi bakımından da ibret vericidir. Bu metne içkin zihniyet ne kadar göremese de artık Aleviler kendi dillerini kendileri buluyor; evet, el yordamıyla, evet, acemice… Evet, eski ve küflendiği iddia edilebilecek ve örneğin çalıştay metninde raportörün mitik, efsanevi diye yalan dolan derekesine indirdiği kadim dilimizden sözcükleri devşirerek, yeni cümleler kuruyoruz! Bu cümlelerin en temel özelliği, kesinlikle ve kesinlikle artık hiç kimsenin Alevileri akıl verilecek, azarlanacak, hizaya getirilecek bir aktör olarak tasarlayamayacağının göstergesi olmasıdır! Bildikleri alemlerinin kralı olarak her şeyin kendileriyle başlayıp bittiğine inanmaya devam edebilirler. Aleviler olarak bizler, her gelen hükümetin içinde bulunduğumuz sorunlara bir milat biçmesinden de artık bıktık. Tarih bir çocuk oyuncağı değildir; oyuncu değişti diye oyun değişmez. Milattan söz eden çarmıhını yanında taşımalı! Bizim karşı sözümüze gelecek tepkiler kimin çarmıhının yanında olup olmadığını da, kimin iktidar sarhoşluğuyla Hicri ile Miladi, olmadı Rumi arasında top sektirdiğini gösterecektir! Artık dinimizle, dinsel evrenimizle bu denli alay eden bir zihniyeti istemiyoruz! Bu bağlamda da Alevilerin artık tüm gibi yapmalardan geçtiğini, hiçbir gibi yapmayı kaldıramayacağını kabul ve ilan ediyoruz! Bu bağlamda bu raporda dile gelen zihniyeti “tümüyle, toptan reddetmeyi” örgütümüze, Alevilere ve tarihe karşı bir borç ve saygın bir görev biliriz! |
|