Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
Ahmet YaŞar Ocak’a Yanit
Kategori: Aleviler, Makale, Manşet, Yazarlarımızdan, üstmansetEklenme Tarihi: Nis 27th, 2011Ekleyen: Hamza Aksüt
...

Değerli okurlar

Bilindiği gibi Türkiye’deki Alevilik araştırmaları son yirmi yılda bir hayli çoğaldı. Sünnici, Türkçü, Kürtçü, Sosyalist, Atatürkçü, Anadolu uygarlıkçısı gibi farklı kesimlerden birçok kişi bu alana yönelerek eser verdi. Ne var ki, bu araştırmacıların ürettiği eserler sağlıklı bir metodolojiye sahip olmadığından ortaya birçok ‘şehir efsanesi’, ve fantezi çıktı. En büyük metodolojik eksiklik; dede ve talipten oluşan bir sosyal yapı olan Alevi ocaklarını, başka bir deyişle Alevi toplulukları ve bunların coğrafyasını belirlemeden ve bilmeden kaynak kullanmada kendini gösterdi.

Bunun sonucu, Alevilik; Budizm (bak. Esat Korkmaz’ın yazıları), Şamanizm (bak. Rıza Zelyut, Cemal Şener, Esat Korkmaz, İrene Melikof, Ethem Ruhi Fığlalı, İsmail Onarlı vb.), Maniheizm (Esat Korkmaz, Cemal Şener, İrene Melikof vb.), Zerdüştizm (Mehmet Bayrak, Esat Korkmaz, Cemşid Bender vb.), Anadolu uygarlıkları (bak. İ. Zeki Eyüboğlu, Erdoğan Çınar, Esat Korkmaz vb); Hıristiyanlık (bak. Esat Korkmaz, Yusuf Halaçoğlu, Erdoğan Çınar vb.) gibi birçok inanca ve uygarlığa bağlandı. Aleviliğin özgün yapısı anlaşılamadı.

Bu yazı, sayın Ahmet Yaşar Ocak’ın Gazi Üniversitesi yayınları arasında çıkan ‘Dede Garkın ve Emirci Sultan’ kitabında bana yönelttiği eleştirilere bir yanıt amacıyla kaleme alınmıştır. Adı geçen üniversitenin yayın organında ayrıca bir yanıt verilecektir.

Ahmet Yaşar Ocak, ilahiyat eğitimi aldıktan sonra tarih dalına geçerek özellikle din ve tasavvuf tarihine ilişkin kitaplar yazmıştır. Ancak, en çok Alevilik alanında kalem oynatmış, özellikle 1240 yılındaki Baba Resul olayını incelemeye çalışmış ve bu olay hakkında eserler vermiştir. (Babailer İsyanı, Menakıbu’l Kudsiyye fi Ünsiyye- Baba İlyas’ın torununun yazdığı bu eserin Latinizasyonu-)

Alevilerin tarihi alanında eser ürettiğim için yer yer yollarım sayın Ocak’la kesişti. Bu kesişim alanının en önemlisi Baba Resul olayıdır. 2006 yılında yayınladığım ‘Alevi Erenlerin İlk Savaşı’ kitabının konusu bu olaydır. Bu olayın önderi Dede Garkın’dır. Baba İlyas ve Baba İshak ise Dede Garkın’ın halifesidir.

Sayın Ocak, Babailer İsyanı adı altında yayınladığı kitapta Dede Garkın’ın bu olaydaki rolünü anlayamamış, üstelik Dede Garkın hakkında çok yanlış bilgiler sunmuştur. Zaten, Dede Garkın hakkında birkaç satırlık bilgiden fazla bir şey de sunamamıştır. Sunduğu bu bilgiye göre Dede Garkın’ın kimliği şöyledir:

Menakıbu’l Kudsiyye’ye göre –çok muhtemel olarak Moğol istilası yüzünden- kendi müritleriyle Anadolu’ya gelerek yerleşmiştir. Devrin –Aleaddin Keykubad olması kuvvetle muhtemel bulunan- sultanı, bu zatın meziyetlerini görerek onunla dostluk kurmuş ve bunun sonucu kendisine on yedi köyü vakıf olarak vermiştir. (Babailer İsyanı, s.99)

Sayın Ocak başka bir yerde şöyle diyor:
Dede’nin yerleştiği yerin Vilayetname yardımıyla Elbistan olduğunu tahmin edebilmek mümkündür.” (s.99)

Görüldüğü gibi, dört baskı yapmış Babailer İsyanı kitabında Ahmet Yaşar Ocak, Dede Garkın’ı Elbistanlı olarak sunmuş, onun Moğollardan kaçan bir Maveraünnehirli olduğunu iddia etmiştir.

Ben ise yayınladığım kitapta, Dede Garkın’ın Mardinli olduğunu belirtmişim. Dede Garkın’ın, Mardin’in Derik ilçesine bağlı Dedegarkın köyünde yaşadığını, türbesinin de orada olduğunu ortaya koymuşum. Bu bilgilere ulaşırken kullandığım elemanlar; tahrir defterleri, Akkoyunlu kronikçi, Seyit Ednai’nin Dede Garkın hakkındaki destanı, Tavernier adlı Batılı bir gezginin 1664 yılında tuttuğu notlar ve alan araştırmalarında elde ettiğim bilgiler gibi çok çeşitli ve sağlam kaynak gruplarıdır.

Dede Garkın’ın yaşadığı yeri, zamanı, türbesini ilk ortaya koyan benim. Bu nedenle, aynı konuyu araştıran sayın Ocak’ın bana teşekkür etmesi gerekmez mi? Teşekkür şöyle dursun, sayın Ocak bunun tam tersini yapıyor. Son kitabında bakınız ne diyor:
“… Böyle olunca Dede Garkın’ın esas olarak gerçekte çoğunlukla burada yaşadığı ve hayatını burada tamamladığı sonucu ortaya çıkıyor. Dolaysıyla gerçek türbesinin de bugün Dedeköy olarak bilinen Urfa-Viranşehir arasında yer alan bu küçük köydeki türbe olduğu kat’iyyet kazanıyor.” (sayfa 74)

Ne oldu da sayın Ocak, Elbistan’dan vazgeçti ve Mardin’i öne sürdü; gayet açık: Benim kitapları okudu ve itiraz edilemez gerçeği gördü. Ancak, teşekkür edeceği ya da sessiz kalacağı yerde kitabının dipnotunda bana eleştiriler yöneltti. Beni ‘kaynak yetersizliği’ ile suçlamaya çalıştı:

Alevi araştırmacılar içinde Dede Garkın ve ocağını en fazla bahis konusu yapan Hamza Aksüt olmuştur. Aksüt, 2002 yılında yayınladığı birinci kitabında Dede Garkın’dan genişçe söz eder ve bazı ilginç hipotezler öne sürer. Burada yazdıklarının bir benzerini ve iddialarını aşağı yukarı ikinci kitabında da tekrar eder. Sonuncu kitabında ise Dede Garkın ocağına bağlı diğer Alevi ocakları hakkında geniş bilgi verir.

Aksüt, bazı doğru yorum ve tespitler de ihtiva etmekle beraber, daha verdiği isimden başlayarak, gerek metodoloji, gerekse muhteva açısından epeyce defolu yaklaşımlar ve yorumlar barındıran, hep ileri sürdüğü malum tezinin mantığı doğrultusunda kaleme aldığı bu eserinde de Dede Garkın konusunu işlemiştir. Bir kısım Alevi araştırmacıların açıkça ifade ettikleri, bazılarının ise satır aralarına sıkıştırdıkları “Aleviliği ancak Aleviler anlayabilir, dolaysıyla doğru araştırmaları onlar yapabilir.” Mantığıyla kaleme alınan bu kitabını Aksüt, bu satırların yazarının –onun kullanmaktan kaçındığı ismi taşıyan- Babailer İsyanı’na dair eserini, eski deyimle, techil ve reddetmeye hasretmiş görünüyor.

Aksüt, kendi yaklaşım ve iddialarının yüzde yüz doğruluğundan, bizim ise baştan aşağı yanılgılar içinde olduğumuzdan emin bir psikoloji içinde kaleme aldığı bu kitabını ve diğerlerini kısmen Elvan Çelebi’nin –eserin başka bir neşrinde ileri sürülen iddialar paralelinde- Menakıbu’l Kudsiyye’sine, kısmen İbni Bibi’nin Türkçe çevirisine, kısmen de I. Beldeceanu’nun Babailer isyanına dair yazdığı bir makaleye dayandırmıştır.

Mensubu bulunduğu kimliğin etkisinden sıyrılarak profesyonel bir tarihçi metodu tatbik etmesini, bizim kullandığımız pek çok kaynağı ve araştırmayı doğrudan kullanmasını ondan beklemek tabii ki hakkaniyete uymaz. Ama, adını kabullenmekten kaçındığı isyan hakkında yazdığı kitabını geçerli kılabilmek uğruna, Alevi olmayan bizim gibi bir araştırmacının çalışmasını kendince ucuza harcamaya kalkışmasa, herhalde daha doğru ve faydalı bir iş yapmış olurdu.” (s.22)

Burada dikkat çeken ifadeler, metodoloji ve muhteva açısından defolu yaklaşımlarda bulunduğumdur. Ben bu belirleyici eksikliğime rağmen doğru sonuçlara ulaşmışım ve Dede Garkın’ın –dolaysıyla Baba İlyas’ın ve Baba İshak’ın- Mardinli olduğunu bulmuşum. Yıllarca konuya kafa yoran akademisyenler Mardin’in kenarından bile geçememiş. Demek ki, bir araştırmacıda bu tür eksikliklerin bulunması şart! Aksi halde gerçeği bulamaz.

Devam edelim.

Ocak şöyle diyor:

Aksüt, kitaplarında herhangi bir mesnet veya tarihsel kanıt belirmeksizin ısrarla hep bu tezi ileri süre. Ona göre Dede Garkın, Baba İlyas, Baba İshak, Hacı Bektaş vs. bu şahsiyetlerin asıl isimleri değildir. Dede Garkın, Garkın boyunun dedesi, Baba İlyas, İlyas obasının babası, Baba İshak, İshak obasının babası, Hacı Bektaş da Bektaş obasının hacısı oluyor. Bu hesapça, İranlı meşhur Kalenderi şeyhi Baba Tahir-i Üryan, Tahir-i Üryan boyunun Baba Hemşa, Hemşa boyunun babaları olmalılar! Hatta Barak Baba, Barak oymağının, Sarı Saltuk da Saltuk oymağının Sarı’sı olmalı! Aksüt’ün bu tezi bazı durumlarda geçerli olmakla beraber genellenemez.” (s.44)

Sayın Ocak’a göre, Dede Garkın, Garkın boyunun dedesi anlamında sosyal bir addır diyen ben saçmalamış oluyorum. Hatta alay konusu oluyorum. Ancak, sayın Ocak’ın bir sayfa sonrasında yazdığını okuyunca kendisinin de alay konusu olması gerektiğini anlıyoruz:

Ama aşağıda görüleceği üzere, Dede Garkın onun gerçek adı olmayıp lakabıdır ve kanaatimizce hem siyasi, hem dini lideri olduğu Garkın boyuna referans vermektedir. Yani, Dede’miz, Garkın oymağının dedesidir ve asıl ismi Numan’dır.” (s.45)

Sayın Ocak, bu ifadeyi (hipotezi) benden alıyor. Yazdığı iki kitabın altı baskısında Dede Garkın’ın asıl adının Numan olduğu, onun sosyal adıyla anıldığı gibi hiçbir görüş yoktur. Garkın boyunun dedesi ifadesini benden alıyor. Onun asıl adının Numan olduğu belirlemesini de benden öğrendi. Ancak, bir sayfa önce benim bu belirlememle alay ediyor. Akademisyen etiği böyle oluyor herhalde.

NOT: Menakıbu’l Kudsiyye’de Dede Garkın ile I. Aleaddin Keykubad arasında geçen herhangi bir diyalog ya da bu konuda bir beyit yoktur. Kitabın yazarı Elvan Çelebi, ‘devrin sultanı’ndan söz eder ki, Dede Garkın, Mardinli olduğuna göre adı geçen sultan, başkenti Mardin olan Artuklu devleti hükümdarlarından bir olmalıdır.

Dede Garkın’ın Anadolu’ya geldiğine dair Elvan Çelebi herhangi bir şey yazmaz. bu iddia tümüyle sayın Ocak’a aittir.

Devam edecek…

Hamza Aksüt-Alevigundem


Sitemiz Yazarlarından