|
“Gelin düşmanın taşı değil, dostun gülü olalım”
Kategori: ManşetEklenme Tarihi: May 25th, 2011Ekleyen: H.Hüseyin Erdem
...
Sadri Alışık Tiyatro’su avrupada Pir Sultan Abdal konulu müzikal tiyatro sergiliyor. Pir Sultan Abdal alevilerin ulu piri ve yaslandığı büyük bir dağdır. Bu nedenle bir sanatsal çalışma ortaya koyarken alevilerin yaşam değerlerini dikkate alarak eser sunulmalıdır. Kaş yapayım derken, göz çıkartmak her şeyi mafedebilir. Dolayısıyla sanatsal çalışmalarda üzerinde durulan konuya vakıf olmak çokça önemlidir! Başta çalışmaları organize edenler ne için bu eseri kitlelere ulaştırdıklarını bilmelidir. Eğer halk için yapılacaksa, halka gitmek ve halkla bütünleşmek gerekir. Hele ki, müzikal tiyatronun konusu Pir Sultan’sa gidilecek kitle bellidir… Kitleleri tiyatroyla kucaklaştırmak ve tarihe bir pencere açmak güzel bir düşüncedir. İnsanları tarihte yolculuğa çıkartmak, sanatla birlikte yapılırsa güzel şeyler elde edilebilir. Düşünmeye ve düne yaklaşmaya vesile olur. Sanat belki bir ansiklopedik bilginin veremediği mesajı daha hızlı bir şekilde izleyiciye ulaştırır. Burada sanatın ne için yapıldığına, tarihsel yaşanmışlığına ve sanatçının duruşuna bağlı olarak değerlendirmeler yapmak gerekir… Sadri Alışık tiyatrosu, Erol Toy’un eseri olan Pir Sultan Abdal oyununu müzikal şeklinde sunması ilk bakışta iyi bir çabadır. Ancak alevilerden uzak kalarak, sadece medyanın kapsama alanı ve etkisiyle ben bu müzikali yaparım, insanları bu şekilde tiyatro salonlarına çekerim anlayışı maddi amaçlar güden pragmatik sanat anlayışıdır. Bilet satış merkezlerinin halktan uzak duruşu fersah-fersah sanatın ticari anlamını açıklıyor. Pir Sultan alevi derneklerinin adeta bir flaması gibidir! Bilet temin edilecek alanlar ilk başta alevi kültür merkezleri olması gerekirken bakıyoruz, markalaşmış kapital merkezleri Pir Sultan tiyatrosunun biletlerini satıyor. Bir tek alevi kültür derneği, bilet temin merkezi olarak gösterilmemiş. Bu durum herşeyi yeterince ifade eder niteliktedir. Akvaryumlarda yaşayan süs balıkları sonuçta derya ve denizlerden alıkonulan balıklardır. Her ne kadar sunum izleyene hoş bir an verse de yaşam alanlarından soyutlanan yaşam, ne kadar doğal yaşamdır? Ha(l)ktan ve alevilerden soyutlanan Pir Sultan, aynen tabiatından ayrı düşen kuşa benzer. Nasıl ki kafeste bir kuşun kanat çırpışı özgür ortamda değilse, alevilere rağmen Pir Sultan tiyatrosu sergilemek bir o kadar doğasından mahrumdur. “Avrupa’daki Türklere” dönük olarak yayın yapan bir kanalda, Pir Sultan Abdal tiyatro müzikalinin reklamını izledim. Avrupa’da yaşayan Türkiye’lilere Türk gözüyle bakmak öncelikle ilkel bir yaklaşımdır. Bunu mutlaka belirtmek gerekir. Çünkü burada yaşamaya mecbur edilmiş insanlar, politik ve ekonomik sebeplerle göçe zor(un)lanmıştır. Açlığın ve yoksulluğun dili ortaktır. Bu dili kullananlar kardeştir ve etkle kemik gibidir. Bunun altını çizdikten sonra ötekileri hala tek kalıp ve şablona göre “Avrupa’daki Türkler” şeklinde kategorize etmek, avrupanın şimdiki sosyal doğasına aykırıdır. Çünkü sınırların nispeten kalktığı bir kıtada anadolu mozayiğini monolitik bir kıvama sokmak, bu şekilde sunmak milliyetçiliktir. Avrupa’daki alevileri de bu formata göre biçimlendirmek Türk islam sentezine biat etmektir. Milliyetçiliği Fransızlar icad ettiler, ama şimdi modası geçmiş bir siyah-beyaz televizyon gibi kullanmak istemiyorlar. Modası geçmiş milliyetçilikle insanlar avutulamaz. Belki tarihe nostaljik açısından bakmak, hatırlamak, hatırlatmak, öğrenmek ve unutmamak için bir film siyah-beyaz olarak da perdeye aktarılabilir. Nasyonalizimin insanlığı uçurumun eşiğine götürdüğünü, Nazizim üzerine yapılan bir filimle anlatmak mümkün. Yönetmen isterse bu filmi siyah-beyazda çekebilir… Alevilerin simgesi olan Pir Sultan müzikaline reklamlar vasıtasıyla “Avrupa’da yaşayan Türkleri” davet etmek çok talihsiz bir çağrıdır. Çağlar öncesinde evrenselliği, insan haklarını deklere eden alevilere kimse kendi bulunduğu kordinatı dayatamaz. 72 millete bir nazardan bakan aleviler, nasyonalizmi eşiğinden içeri almazlar. Oysa şimdilerde 72 millet anlayışı, tek milletin nazarına göre biçimlendirilmeye çalışılıyor. Halklar gülistan olarak 72 çeşitte koku saçar. Her birisinin kokusu ve özelliği bahçeye ayrı bir anlam, gaye ve doğallık katar. “Gelin düşmanın taşı değil, dostun gülü olalım” söylemiyle Pir Sultan tiyatrosunun reklamı yapılmaktadır. Pir Sultan’ın yüreğini örseleyen, yüreğinde olunmaz yara açan bu gülü nasıl olur birileri şirin gösterir? Öncelikle Pir Sultan’ın nefesini buraya bir aktaralım: Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz Daha dostun gülünün ne manaya geldiğini bilmeyenler, sanıyorlar ki düşmanın taşı yaraladı Pirimizi. Oysa yağmur gibi başına yağan taşlar hiç parelemedi yüreğini. Bir tek ikrar veren dostunun gülü yaraladı onu. Dostuna taş atmayı layık görmeyenler, gül atarlarsa zalim paşanın emirni yerine getirmiş olur. Yolumuzda gitmeyenlerin alevilere taş atması, iftira atması bizi incitmez, bizi yaralamaz. Oysa ikrarını bozup yolunda dönenler en çok bizleri yaralıyor, örseleliyor. Pir Sultan recm edilirken, başına yağmur gibi taşlar yağarken ona kol-kanat germesi gereken müshayibi kardeşine gül atıyor. Oysa Ali Baba’nın bu gülü romantik, ince ve naif bir davranış değil! Pir Sultan’ın nazarı itibarinde taşlardan da ağır bir yara açmıştır gülteninde. İhanet olarak değerlendirilmiştir. Gül, aşkın bülbül tarafından dile döküldüğü simgedir. Belki bu temelde bakıldığında taşın bedende açtığı yara gibi değildir gül atmak. Pir Sultan’ı yaralayan gül, sevgi için, hakk aşkına sunulan bir gül veya hayranlıktan ötürü bir eylem değildi. Bu farklılığın altını önemle çizmeliyiz. Zalime biat ve yolundan dönmeyi beyan eden, ikrarına sadakatsizliği deklere eden bir güldür. Sadık Gürbüz’ün seslendirdiği “ille dostun bir tek gülü yaralar beni” nefesi müzikalin fon müziği olarak kullanılmış. Böylesi bir vaziyet konuyu daha da vahim hale sokuyor. Basit bir dikkatsizlik yahut üstünkörü bir reklamcılık anlayışı değil. Hatta müzikalin içeriğinde de pirine gül atma anlayışı vardır. Düpe düz alevilere deniliyor ki, gelin “dostun gülü olun” ve ikrarınızdan yolunuzdan dönün, asimile olun! Görünüşe bakılırsa Sadri Alışık tiyatrosunun bu müzikal hamlesi de, alışık olan asimilasyonun kültürel halkasıdır. herdem.h@hotmail.com |
|