Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
12. Haziran`da Turgut Öker`i seçmek “Alevilerin Asimilasyonuna dur” demektir.
Kategori: Aleviler, Manşet, SiyasetEklenme Tarihi: May 29th, 2011Ekleyen: sercesme
...

1. Alevilerin önemli bir bölümü büyük şehirlerde yaşıyorlar ve azımsanmayacak bir bölümü Sünnileştiriliyor:

12 Haziran seçimlerinden bağımsız olarak, Aleviler açısından Türkiye`de son 50 yıldır yürüyen „Alevileri yok etme“ politikasının sonuçlarına bakalım.

1965 yılında; yani henüz Aleviliğin otantik yapılarının (dede-talip ve musahip-musahip ilişkilerinin) iç göç nedeniyle bozulmadığı yıllarda; Aleviler ağırlıklı olarak Tunceli, Sivas, Tokat, Erzincan ve Çorum gibi Vilayetlerin köylerinde yaşıyorlardı. Aşağıda 1965 yılına ait nüfus sayımı sonuçları ile 2010 nüfus sayıları bize Alevilerin köylerden şehirlere olan akımını açıkça göstermektedir.

1965 2010
Toplam Nüfus 31.000.000 74.000.000
Tunceli 154.000 93.000
Sivas 705.000 755.000
Tokat 495.000 800.000
Erzincan 259.000 316.000
Çorum 486.000 597.000
İstanbul 2.294.000 13.000.000
Ankara 1.644.000 4.700.000
İzmir 1.235.000 4.000.000
Bursa 755.000 2.600.000
Adana 903.000 2.000.000

Yukarıdaki tabloya göre; 1965 yılında Türkiye nüfusunun % 20 si 5 büyük şehirde yaşarken bu oran 2010 yılında % 33 ün üzerine çıkmıştır. Türkiye`nin nüfusu son 50 yılda 2,5 kat artmıştır.  Yukarıdaki büyük şehirlerin nüfusu ise 4 kat artmıştır. Bu artışa karşın 1960 lardan sonra Alevilerin yoğun yerleşim yerleri olan örneğin Tunceli ve Sivas vilayetlerinde nüfus düşmüş ya da örneğin Erzincan ve Çorum`da olduğu gibi çok az bir artış olmuştur. Artmalar o şehirlerdeki Alevi nüfusunda değil, şehir merkezlerindeki Sünni nüfusta olmuştur. Alevilerin büyük çoğunluğu son 30-40 yılda yaşam alanlarından ayrılarak, İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi sanayinin geliştiği büyük şehirlere göç etmişlerdir. Böylelikle Alevilerin büyük şehirlerdeki nüfusları sayısal olarak artmıştır. Ancak göç eden Alevilerin ve onların çocuklarının ve torunlarının bir bölümü Alevi olarak kalamamışlardır. Tahminlere göre Alevi kökenli olanların % 30 dan fazlası bu süreç içinde –özellikle de 1980 yılından sonra- Sünnileştirilmiştir. Şehirlere göç etmiş nesil; Aleviliği yaşayamadığı halde hala  “Aleviyim” derken, onların çocukları ve torunları “Aleviyim” bile diyememektedirler. Bu sonucu KONDA araştırma şirketinin 2007 yılında büyük şehirlerde yaptığı araştırmada da görüyoruz. Buna göre her 4 Alevi`den 3 ü doğduğu yerin dışında oturmakta ve sadece 4,5 Milyon kişi “Aleviyim” diyebilmektedir. Bu araştırmada Alevi sayısı, kimliğini saklama gereği duyanlar nedeniyle gerçek sayıdan çok daha az olarak verilmiştir.

Göç eden Aleviler, göç ettikleri ortamlara uyum sağlamak ve orada iş ve konut alanında tutunmak için mücadele verirken uzun yıllar inanç ve kültürel alt yapılarını oluşturamamışlardır. Cem ve diğer erkanları yürütme olanakları ortadan kalkmış ve yerine yenisi oluşturulamamıştır.

Sünnileşme en çok iki ana koldan gerçekleştirilmiştir: Mahalle baskısı ve zorunlu Sünnilik dersleri.

1980 öncesi, sol düşünce ve örgütlenmeler Alevi gençlerin Sünnileşmelerini bir ölçüde engellemişse de, daha sonraki yıllarda Sünnileştirme –daha doğrusu tüm ülkeyi din yoluyla yeniden yapılandırma projesi- devlet politikası olarak uygulanmıştır. Bu uygulamadan Aleviler olumsuz olarak etkilenmişlerdir.

Alevi örgüt yöneticileri bu politikaya karşı gerçekçi ve Alevi insanına hitap edebilecek projeler üretememişlerdir. 1990 larda oluşan örgütlerin yöneticileri sosyal ve inançsal analiz yapmadan, sol düşünceleri gereği ve din derslerinden olumsuz etkilenen kişiler olarak; zorunlu din derslerinin Alevi çocukları ve gençliği üzerine olan derin etkilerini inceleme gereği duymamışlardır. Türkiye`de sadece Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adı altında verilen Sünnilik din derslerini vermek üzere Milli Eğitimde görevli olan 25.000 öğretmen her gün görev yapıyorken ve Sünni öğrenciler kendi inançlarını en ince ayrıntıları ile öğrenirken, Alevi örgüt yöneticilerinin önerdiği; Alevi çocuklarının sadece bu dersi boykot etmeleri ve kendi öğretilerini öğrenmemeleri çözüm değildir. Alevilerin neredeyse tamamının dersleri boykota yanaşmamaları, bu çözüm önerisinin gerçekçi olmadığını göstermektedir. Alevi velilere, Alevilik dersi önerisi sunulsaydı, mutlaka daha çok aile buna destek verecekti.

Bu nedenlerle Alevi aileler; istemeye istemeye, örgüt yöneticilerinin din dersini boykot yerine, çocuklarını Sünnilik din derslerine göndermek zorunda kalmışlardır. Bunun sonucun ise Alevi çocukları büyük oranda Sünnileşmektir.

Alevi insanına akılcı bir alternatif sunulduğunda, mücadeleye çekilebileceğini;  Almanya`daki Alevilik dersleri örneğinde açık olarak görmekteyiz. 1990 larda Alevilik dersleri projesine, o zamanlar Türkiye`deki din derslerinin olumsuz etkisi nedeniyle başlangıçta az bir destek varken; sonraları örgütlü Alevilerin tamamı tarafından asimilasyona karşı tek seçenek olarak Alevilik dersleri kabul görmüştür.

İş bulma ve işini kaybetmeme uğruna birçok Alevi; Sünni davranış biçimlerini –önce göstermelik olarak- sonra da içsel olarak benimsemeye başlamıştır. Bu sonuçları cenaze merasimlerinde ve Ramazan oruçlarında görmekteyiz. Şu anda büyük şehirlerde yaşayan her Alevinin,  kesinlikle aynı aileden (sülaleden/aşiretten) gelen Sünnileşmiş akrabası vardır.  Aleviler bu durumu analiz etmek zorundadırlar. Hangi hatalar yapıldı? Hangi eksiklikler bu sonucu doğurdu? Öncelikle de Alevi örgütlerinde aktif olan Alevi yöneticiler bu sorulara cevap bulmak ve çözüm üretmek zorundadırlar.

2. Sadece CHP`yi seçmek Alevilerin Sünnileşmesini durdurmayacaktır.

CHP dokusu gereği Alevilere laikliği uygularken; yani Aleviliğin okullarda öğretilmesine sıcak bakmazken; her yıl daha fazla din dersi öğretmenin atanmasına ve ilahiyat fakültelerinin açılmasına ses çıkarmamakta –oportünistlik yaparak- zorunlu din derslerini desteklemektedir.  Alevi köylerine ve her yere cami yapımına göz yumarken ve bunu inanç özgürlüğü olarak algılarken; cem evlerinin yasal statüsü konusunda pasif davranmakta ve diyanetin büyümesine seyirci kalmaktadır. CHP 12 Haziran seçimlerinde bir koalisyon hükümeti kurabilecek oy alsa bile; Alevi olmayan seçmenlerini dikkate alarak; şu anda ihlal edilen Alevi haklarını gerçekleştirecek bir çalışma yapmayacaktır. Zaten parti programında da böyle bir amaç –ne zorunlu din derslerinin kaldırılması ne de cem evlerinin yaşal statüye kavuşması- yer almamaktadır.

CHP, laikliği Sünni kesime uygulayamamakta ya da uygulamak istememektedir. “Aleviler nasıl olsa CHP`yi seçiyorlar.” Düşüncesi ile onların acılarına kulak tıkayan CHP yöneticileri, asimilasyon sonucu, CHP`yi seçecek Alevi kalmadığını fark edememektedirler.  Örneğin laiklik Fransa`da hem Katoliklere hem Protestanlara hem de Müslümanlara uygulanmaktadır ve devlet, din işlerini cemaatlere bırakmaktadır.

Türkiye`de,  AKP yıllardır daha önceki iktidarlara göre daha bilinçli ve programlı olarak Alevileri ve Aleviliği, onları zararsız hale getirmek ve Sünnilik içinde eritmek için gündemine almıştır. Alevi kökenli olmanın dışında Alevilik derdi olmayan bir- iki kişiyi milletvekili seçtirmiş ve onlar üzerinden ve Cem Vakfı ve Ehl-i Beyt Vakfı üzerinden, tüm devlet olanaklarını istismar ederek Alevileri eritme politikasını uygulamaktadır.

3. Türkiye`de Alevilerin anahtar bir konuma gelmeleri rüya değildir:

Her ülkede olduğu gibi; Türkiye`de de bir parti örneğin AKP uzun yıllar iktidarda kalamayacaktır. Bu seçimde olmasa bile gelecek seçimde AKP meclis çoğunluğunu kaybedecektir, kaybetmelidir.

Alevilerin, Türkiye`de istedikleri tek şey eşit yurttaş olmaktır. Yani inanç ve kültürel özgürlük ve Alevi olarak örgütlenme özgürlüğü. Bunun gerçekleşmesi; örgütlenerek sivil bir güç oluşturmaya bağlıdır. Bir çok ülkede hayal gibi gözüken “yeşiller ve çevreciler” örneğin Almanya`da, artık bir çok eyalette iktidar ortağı hem de iktidarın büyük ortağı konumuna gelmişlerdir. Bunun tek yolu; inanılan doğru projeleri tavizsiz sonuna kadar savunmak ve uzun vadede toplumu bu projenin doğruluğuna ikna etmektir.

Akılcı bir politika ile örgütlenmiş Aleviler belirli bir zaman diliminde, Alevi haklarının tüm Türkiye toplumunun yararına olduğuna inandırabilirler. Bunun ön koşulu;  önce örgüt yöneticilerinin kendilerinin bu amaca inanmalarıdır. Alevilikte, bu amaçların bazı ipuçları “rıza şehri” ütopyasında mevcuttur.

4. Turgut Öker`in adaylığı kişisel değil, Aleviler için toplumsaldır.

Turgut Öker, 23 yıllık Alevi örgütlenmesinde kendini ispatlamış bir liderdir. Bu konuda dost – düşman hem fikirdir. Turgut Öker, tüm Avrupa Konfederasyonu yöneticilerinin ve kanaat önderlerinin rızalığını alarak İstanbul 1. Bölgeden bağımsız milletvekili adayı olmuştur. Nasıl Alevi örgütlenmesi; Avrupa`da bağımsız ve kendine özgü bir örgütlenme modeli seçmiş ve başarılı olmuşsa, Turgut Öker`in milletvekili olmasıyla Türkiye kamuoyunda ve mecliste parti grup baskısı olmadan bağımsız ve Alevice bir duruşla Alevi hakları doğru ve sürekli savunulabilir ve dile getirilebilir.

Turgut Öker`in seçilememesi; CHP`yi iktidara getirmeyecektir. Ancak Aleviler –Turgut Öker`i beğenenler de beğenmeyenlerde- Türkiye toplumu nezdinde çok büyük bir değer kaybına uğrayacaklardır. Alevi toplumu aşağılık duygusuna kapılacak ve bir daha böylesi bir adım atması uzun yıllar ertelenecektir. İlginçtir şahıs olarak Turgut Öker bundan en az zarar gören kişi olacaktır. Turgut Öker, en az 23 yıllık mücadelesinde Alevi tarihinde sarsılmaz yerini zaten almıştır.

Turgut Öker`in seçilmesi ise; Türkiye Alevilerinin öz güvenlerini olağanüstü artıracaktır. Alevilerin Türkiye`de özgün haklarını alabileceklerinin ilk işaretini verecektir.

“Bir milletvekili ne işe yarayacak” gibi yüzeysel bir değerlendirme, toplumsal olayları ve süreçleri basit olarak açıklamanın ve çaresizliğin ifadesidir. Kıyaslama yaparsak; çekirdek de bir tanedir. Eğer çekirdek sağlamsa, vereceği ağacın meyvelerini saymak mümkün olmayacaktır.

Elma çekirdeği gibi; Alevi hakları Türkiye`de dikilmeye hazırlanmaktadır. Her onurlu Alevinin bu çekirdeğe su vermesi ve yeşermesini sağlaması en akılcı destek olacaktır. Alevilerin ataları kelle koltukta inançlarında direnmişken; bizim Aleviliği yok olmaya bırakmamız onların kemiklerini sızlatmaktadır.

Bu çekirdeği kurutursak, başka bir çekirdek bulma ya da yetiştirmemiz; yıllar alabilir.

Bu nedenle her Alevi öncelikle de her Alevi aydını ve örgütlü insanı, konuya toplumsal bakmalı ve 12 Haziran seçimlerinde İstanbul 1. Bölgede sadece Turgut Öker`i değil; Aleviliğin geleceğini seçmelidir.

İsmail Kaplan, AABF- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Eğitim Sorumlusu


Sitemiz Yazarlarından