Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
PSAKD YÖNETİCİLERİNİN İSTİFALARI HAKKINDA TARTIŞMALAR
Kategori: Aleviler, Makale, Manşet, YazarlarımızdanEklenme Tarihi: May 29th, 2011Ekleyen: Rıza Aydın
...

Değerli dostlar.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezinde, Milletvekilliğine aday olmak için yönetim kurulundaki görevlerinden istifa eden arkadaşlarımızın istifalarının görüşüldüğü toplantıdan sonra, özel nedenlerden dolayı internetle ilgilenmeye fazla zaman ayıramadım. Bana bu konu ile ilgili bir eleştiri olduğunu söyleyen dostlarımın verdiği bilgiyi merak edip, bugün -17 Mayıs 2011- www.alevigundem.com sitesinde söz konusu yazıya baktım.

Öncelikle söyleyeyim ki ben eleştiriyi de eleştirilmeyi de severim. Alevi edebiyatında eleştiri yâda taşlama önemli bir yer tutar. Ama Alevi eleştiri geleneğinde bir incelik bir zarafet vardır. Alevi – Bektaşi fıkraları, şathiye diye bilinen nefesler bunların güzel örnekleriyle doludur. Bu nefesleri okunduğunuz da, bu fıkraları duyduğunuz da tadına doyamazsınız. Ben böyle bir gelenek içinde büyüdüm, bundan dolayı bu güne kadar olduğu gibi bundan sonrada bu geleneğe bağlı kalmaya özen göstereceğim.

Bilmem bilinen bir gerçeği burada tekrar söylememe gerek var mı? Aleviler değerlendirme yaparken, ölçüp tartarken son derece hassa olurlar; eleştiri bir değerlendirme işidir. Alevilerin bu hassasiyetinin bilindiği var sayıldığı için, bunu belirtmeye çoğu zaman gerek bile duymayız. Ben bu konuya “Devriye kuramı üzerine” adlı yazımda kısmen değinmiştim. Burada bu konunun üzerinde uzun uzadıya durmamak için, kısaca meramım anlaşılsın diye, İslam Ansiklopedisinin Kızılbaşlık maddesinde, Abdülbaki Gölpınarlı’nın vurguladığı şu saptamasını yazmak istiyorum: Kızılbaşlar “ Alış – verişte doğruluktan ayrılmazlar. Hattâ terâzinin, bâzı defa insanı yanıltacağına kail olduklarından, terazi ile satılacak şeyleri satmazlar, tâne ile satılacak şeyleri satarlar. Bu yüzden de bâzı bölgelerde haklarında “Kızılbaşlar terazi tutamaz” da denilir” diyor.  Bu gelenek içinde yaşayanların değerlendirme yapması, içlerindeki bu vicdanı muhasebenin ibresinin kayacağı endişesinden dolayı zordur; bu yüzden genellemeler yapıp toptan yargılarda bulunmaktan kaçınırlar. Onların sözleri yeke yektir. Sözlerini söylerken bunu kendi vicdanları içinde hesaplaşarak içsel bir sorumluluk içinde söylerler. Belki de ağız sağlıkları buradan gelir.

Benimle ilgili “eleştiriyi”, yukarıda andığım web sitesi “PSAKD Yöneticileri istifa etti mi, etmek zorunda mı kaldı? tartışması” diye bir punto altında vermiş.

Ben orada sözü edilen yazım da, internet adresime “Facebook, face-aleviten.com” adlı bir yerden bana gelen şöyle bir punto altında verilen haberi düzeltmek için yazmıştım. Gelen haberin başlığı aynen şöyleydi: “- Pir Sultan Derneğnde madımak şehit aileleri ayaklandı Fevzi Gümüş ve Kemal Bülbül İstifa ettirildi.”

Ben bu gurubu tanımadığım için, bu haberle ilgili bildiklerimi, bu konunun Genel Merkez Yönetim kurulunda nasıl ele alındığını kamuoyumuzla paylaşmak için bilgi verdim; bu haberde geçen anlatımın yanlışlığını anlattım, hepsi bu. Biz yada ben Genel Merkezimizde söz konusu iki arkadaşımızın istifalarını görüşürken, üzerimizde bir korku, bir tehdit, bir baskı hissetmemiştik. Her şey doğal akışı içinde gelişmişti. Bu konuda yaşanılanı yazıp,  Aleviyol, 2 temmuz, Pir Sultan haber, guruplarına gönderdim. Bu yazdıklarımı okuyanlar, kimseye hakaret içerecek bir tutumda olmadığımı, yanlış gördüğüm bir bilgiyi düzeltme amacında olduğunu göreceklerdir. Aşağıya, yani bu yazının sonuna, bana gelen bu haber ile bu habere verdiğimi cevabımı olduğu gibi koyacağım. Bu haliyle okunmasını, siteye bu haliyle konulmasını isterim.

Sözde benim bu yazdıklarıma cevap veren Serdar Doğan arkadaş ise “Tetikçi ve yardakçılara ilk ve son cevabım” başlıklı yazısında aklına gelen bütün küfürleri aşağılamaları yazıp dökmüş. Serdar Doğan’ın, benim için “zavallı Rıza Aydın” dedikten sonra sarf ettiği bazı sözler şunlar: “yüreği kirlenmişlerin”, “yayşakların”, “çapsızların”, “zavallısın”, “omurgasızsın”, “tetikçidir”, “yağdanlıktır”, “ey zavallı” vb sıfatları kullanmış. El insaf yani, bu sözler bir eleştirinin sözleri sayılabilir mi şimdi.

Birilerine hakaret etmeyi eleştiri marifeti sayan bu arkadaşımız ağzına gelen bütün küfürleri, aşağılamaları bana sıralamış. “Üslubu beyan aynıyla insan” diye bir söz vardır, böylesi bir üslupla yazan birini muhatap alıp, öyle bir üslupla cevap vermeyi kendime yakıştıramam ben. Zaten Serdar Doğan arkadaşın, benim dünyamda bir yeri yoktu, bundan sonrada olmaz, olamaz. Ben onu oda beni bilmeyiz tanımayız. Nazımın bir şiirinde dediği gibi, bundan sonra bu değerli arkadaşın yolu yoluma düş olursa (yolu yolumla kesişirse) yolumu çeviririm, olur biter. Bu hatalı tutumunu samimiyetle anladığını görene kadar adını bile ağzıma almam. Benim aslı eleştirim yada sitemim bu web sitesinin yayın kurulunda olan arkadaşlara. Benim, bana yapılan bu küfürlerden haberim yok, bu yayın kurulunun sorumlusu olan arkadaşlar, sevdiğim, değer verdiğim arkadaşlarımdır. Bu sözlerin kendi sitesinde özel bir köşede yayınlandığını görünce bunlar eleştiri kapsamında sözler değildir demeleri gerekmez miydi? Yanlış anlaşılmak istemem, bu yazar arkadaşın yazdıklarına müdahale etsinler, bana sövüp saymasını engellesinler, onun yazma özgürlüğünü kısıtlasınlar demiyorum, isteyen istediğini söyleyip yazar ama kendi yayın organlarında böyle bir üslubun olmasına, buna karşı bir söz söylemeleri gerekmez mi bilmiyorum; ben bunu onlardan beklerdim. Hani bir söz vardır ya “gönül umduğu küser” diye, bende şimdi öyle yapıyorum işte, yoksa bana sövenin sövgüleri beni ilgilendirmiyor, kurt katırın kıymetini bilmez derler herkesten bana değer vermesini bekleyemem. Bu aslında, “şu âlemin taşı hiç bana değmez, dostun bir fiskesi yaralar beni” diyen ruh halinin bir benzeridir. Umarım bu dostlarım beni anlar.

Bence, bu türden üslubu olan, birini eleştirmeyi ona sövme özgürlüğü sanan insanların tavrı Aleviler içinde de prim yaparsa ölçü kaçar. İnsanlara yanlış örnek oluruz. Ben isterdim ki, ben buna bir cevap vermesem bile, bunu okuyan aklıselim sahibi dostlarımız buna “bu olmamış” desin, bu üslubu mahkûm etsinler isterdim. En azından bu web sitesinin yöneticileri olan arkadaşlarımız, bu üsluba dikkat çeken bir not yazsalardı gam çekmezdim. Hiç biri olmamış. Biz alevi dünyasında olumlu bir atmosferin oluşmasına çalışıyoruz, reyting peşinde koşan insanların yaptıkları gibi yapamayız, yapmamalıyız. Televizyonlar görüp seyrediyoruz, reyting için insanlar televizyon kamaraları önünde horozların dövüştüğü gibi bir birlerini gagalarcasına bir birlerine sataşıyorlar, bizlerin arasındaki muhabbet böyle olmamalı, bizler buna izin vermemeliyiz. Bu kısa notu da bunun için yazıyorum.

Önemle belirtmeliyim ki, Alevi edebiyatında eleştiri önemli bir yere sahiptir. Şadiye denilen eleştiri nefesleri, Bektaşi fıkraları tadına doyum olmayan ince söz ustalıklarıyla doludur, ama hakaret içermez. Harabi’nin nefeslerine bir göz gezdiren kişi bunu hemen anlar. Oradan buralara düşmek, muhabbetin aracı olan sözü buralara düşürmek bu kültüre yakışmaz. Ben bu oyunda rol almayacağım. Bu yüzden kusuruma bakmasınlar.

Saygılar

Rıza Aydın


Sitemiz Yazarlarından