|
Alevi Bektaşi Tahtacı Nefesleri
Kategori: Kitap, ManşetEklenme Tarihi: Haz 21st, 2011Ekleyen: sercesme
...
Elinizde bulunan Alevî, Bektaşî ve Tahtacı Nefesleri adlı kitap ise, Prof. Yörükân’ın araştırma yaptığı dönemde, Alevîlerin kutsal kitaplarında, defter ve cönklerinde bulduğu, Dernek ve Cemlerinde, saz eşliğinde söyledikleri nefesleri bir araya getirmektedir. Alevî ibadetinde sıklıkla kullanılan bu nefesler, aynı zamanda, Yusuf Ziya bey’in daha önce yayımlamış olduğumuz kitaplarını, özellikle de Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar ile Şamanizm adlı kitaplarını tamamlamaya ve onları daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Yusuf Ziya Bey’in 1927 ve 1928 yılları arasında Hayat mecmuasında yazdığı ve Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar adlı kitaba aldığımız seri yazılarından bir alıntı yaparak, elinizdeki kitabın başlığını oluşturmuş olan Alevî-Bektaşî ve Tahtacı tâbirlerinin ne mânâya geldiğini kısaca belirlemeye çalışalım. Yusuf Ziya Bey, Alevî denen insanların birçok aşirete mensup olabileceklerini söyleyerek, bizlere aşağıdaki bilgiyi vermektedir. Yusuf Ziya Bey’e göre, “Anadolu Alevîliği’ni temsil eden kısım, birçok aşirete ve birçok mıntıkaya, ekseriyetle Türkmenlere nüfuz eden Alevîliktir; buna Köy Bektaşîliği denildiği gibi, Türkmen Alevîliği de denilebilir. Biz Anadolu Alevîliğini geniş bir çerçeve içine almış olan nev’e Çelebi Kolu demeyi daha muvafık buluyoruz. Çelebi Kolu… Hacı Bektaş-ı Velî evlâdından olduklarını söyleyen Çelebilere tâbi olan Alevîleri ifade eder. Buna mukabil suret-i mutlakada ‘Bektaşî’ unvanını taşıyan Mücerred Kolu veya Babalar Kolu denen bir grup vardır ki bu, Şehir Bektaşîliği’ni teşkil eder. Yeniçeriler arasına girerek zamanın hükûmetine hergün için bir mesele olan, yer yer ve zaman zaman birtakım istihaleler geçirerek ortaya çıkan, Arnavutluk’ta köylere varıncaya kadar her tarafa hulûl eden, böylece birtakım kollara ayrılan Bektaşîlik budur” (Ötüken Neşriyat, s. 432 ). Yusuf Ziya Bey, Anadolu’da birkaç çeşit Alevîliğin bulunduğunu, amacının bunların arasındaki farklılığa işaret etmek olduğunu, Çelebi Kolu’nda görülmüş olan ananelerin Tahtacı, Çepni, Hudadatlı gibi Alevîlik kollarında bulunmadığını söyleyerek, kitaplarında ve elinizdeki bu kitapta genellikle bu farklar üzerinde ayrıntılı bir şekilde durmayarak, Alevî usul ve erkânı dolayısıyla terennüm edilen şiirleri, bir bütünün parçaları olarak ele almış ve bizlere böylece tanıtmaya çalışmıştır. Yusuf Ziya Bey, bu bağlamda olmak üzere, Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar adlı kitabında, sohbetler sırasında okunan şiirlerin yanında dernek ve cemlerde söylenen veya okunan pek çok nefes, nutuk, düzyazılı gülbank ve tercüman yayımlamıştır. Elinizde bulunan bu kitapta sunulmuş olan şiirlerle birlikte bütün bu şiir ve nesirler, birbirini tamamlayacak şekilde Alevî-Bektaşî ve Tahtacılar arasında yaşayan ve yaşanan kültürün ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Ancak bütün bunlar, değişik dedelerin elinde, eğri veya doğru olarak kullanılan unsurlar olmuştur. Mahallî kelime ve deyişlerle süslenmiş olan şiirlerin bazılarının hem “nefes”, hem de “Düvazdeh imam”[on iki imam] veya “nutuk” olarak isimlendirilmiş olması, hem kitabın başlığını oluşturan “nefes” kavramının genel özelliğinden, hem de mahallî toplumun bu kavramları kendisine göre kullanma alışkanlığında bulunmuş olmasından kaynaklanmaktadır. Alevî ibadetinde, ana unsur olarak, tercümanların ve gülbankların büyük bir önemi bulunmaktadır. Arapçadan alınmış bir kelime olan “tercüman”, bir meramı anlatmak veya tasvir etmek amacıyla düzenlenmiş bir ifadeye işaret etmekte; Farsçadan alınmış bir kelime olan “gülbank” veya “gülbang” ise, yüksek sesle okunan bir duadır, niyazdır, yalvarmadır. Yusuf Ziya Bey, Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar adlı kitabında, gülbanklara çoğu hâllerde tercüman dendiğini söylemekle birlikte, aralarında bir farkın bulunduğuna da işaret etmektedir. Yaptığı açıklamaya göre “Tercüman, bir merasimin başlangıcında okunan ve hizmetin taabbudî [tapınma ile ilgili] mahiyetini gösteren bir tâbirdir. Gülbank ise, okunan tercümana karşı veya bir hizmete mukabil dua mahiyetinde olan bir şeydir. Doğrudan doğruya dua etmek ve hayırlar istemek mânâsını güder.” Yusuf Ziya Bey, “dolu tercümanı” söz konusu olduğunda, tercümanın Erenler Meydanı’nda “Sâkî-i meydana aşk olsun” diye başladığını ve sâkî tarafından okunduğunu… Halbuki “dolu gülbankı” söz konusu olduğunda, gülbankın “Allah Allah Allah, dolusu kabul ola” diye başladığını ve dede tarafından veya o vaziyette bulunan kimseler tarafından okunduğunu söylemektedir. Bununla birlikte, koyun kesilirken okunan duaya da, bir hizmetin başlangıcı olduğu hâlde, gülbank dendiğine işaret etmekte; bu kavramların, daha önce de işaret ettiğimiz üzere, çoğu hâllerde birbirinin yerine kullanıldığını, bunun gibi hutbe, nutuk, düvazdeh imam, keza nefes ve deyiş kelime ve kavramlarının da birbirinin yerine geçebileceğini söylemektedir (Ötüken Neşriyat, ss.336-337 ). Prof. Yörükân Alevîlerde her şey için, sofra, rakı, su, dâr, niyaz için; tıraş olmak, ata binmek, türbe ziyaret etmek için; yeni ay zamanı vesaire için birbirine benzer gülbankların bulunduğuna, bazen bu gülbankların yerine dua ve tercüman mazmununu ihtiva eden nefeslerin söylendiğine vurgu yapmaktadır. Meselâ, “düvazdeh imam tercümanı veya hayırlısı” okunacak yerde, düvazdeh imam nefeslerinin (imamların mersiye ve methiyelerinin) okunduğunu, keza “hayır hayırlısı” yerine hayır nefeslerinin okunduğunu; aynı şekilde bazı yerlerde tercüman veya gülbank yerine, nutuk veya düvazdeh imam ile, yani nefeslerle meydanın açılmakta olduğunu söylemektedir (Ötüken Neşriyat, s.327). Prof. Yörükân’ın verdiği bilgiye göre nutuk, dedenin bizzat kendisi veya dedenin işareti üzerine zâkirlerden biri tarafından okunan bir nefestir. Derneği başlatmak üzere, umumiyetle nefesler gibi sazın iştirakiyle okunmaktadır. Yusuf Ziya Bey, yapılacak toplantılar sırasında bazen söylenecek veya okunacak ilk gülbank yerine, nutuk denilen nefeslerden birinin veya bir düvazdeh imam nefesinin okunduğunu; bu sunuş sırasında da, okuyucunun sazına başka bir sazın iştirak etmediğini söylemektedir. Bu durumda, herkes bulunduğu yerde kalmakta ve söyleneni dinî bir teslimiyet içerisinde dinlemek zorunda olmaktadır. Yusuf Ziya Bey, Tahtacılarda çok muteber kabul edilen Şah Hatâyî nutuklarının, düvazdeh imamların her yerde okunduğunu ve Sünnîlerdeki ezan mahiyetinde bir şey olduğunu; âyine başlamanın işaretini verdiğini söylemektedir (Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar, Ötüken Neşriyat, s.329, 331). Görüldüğü üzere elinizde bulunan kitapta, bunların büyük kısmı Hatâyî’ye ait olmak üzere pek çok örneği verilmiştir. Bu, aynı zamanda Alevî-Bektaşîlerin, özellikle de Tahtacıların Hatâyî’ye olan bağlılıklarının bir ifadesi olarak, ne kadar yaygın bir şekilde kabul gördüğünün delili de olmaktadır. Alevî-Bektaşî ve Tahtacı geleneğinde, nutuk ve düvazdeh imam, nefes ve deyiş tabirleri kesin ayrımlar yapılarak kullanılmış kavramlar değildir; dinî içerikli oldukları zaman, birer nefes olarak kabul edilmişlerdir. Nitekim Yusuf Ziya Bey, Malatya taraflarında nefes yerine “düvazdeh imam” deyiminin kullanılmakta olduğuna işaret etmektedir (Ötüken Neşriyat, s.337). Yusuf Ziya Bey, Anadolu’da Alevîler ve Tahtacılar adlı kitabında, “Tahtacılar arasında iyi bir halk şairi sayılabilir” dediği Ali Kemal [Kaygusuz]dan örnek olarak bir “ağıt” ve bir “teselli” şiiri yayımlamıştır (Ötüken Neşriyat, ss. 233-234). Ali Kemal Bey, Tahtacı ocaklılarının yaşadığı Narlıdere’de doğmuş, orada hayatını sürdürmüş, ocaklı ailelere mensup bir kimsedir. Ali Kemal Bey’in oğlu Kudret Kaygusuz’un Turhan Yörükân’a gönderdiği bir mektuptan öğrendiğimize göre, Tahtacı ileri gelenlerinden Seyyah Dede, Ali Kemal’in teyzesinin kocası; Ali Rıza Erdem de Seyyah Dede’nin torunu imiş. Bülbül Hasan Efendi ise küçük halasının kayınpederi bulunuyormuş. Yusuf Ziya Bey, yazılarında bu kimseleri sık sık kaynak olarak zikretmiştir. Yusuf Ziya Bey, araştırmasını yaptığı sırada elli yaşında olduğunu söylediği Bülbül Hasan Efendi’den nefis bir mezar kitabesi örneği yayımlamıştır yukarıda sözünü ettiğimiz kitabında. Bu bakımdan Ali Kemal, Tahtacı örf, âdet ve dinî geleneklerini soruşturma sırasında, yukarıda isimlerini saydığım kimselerin yanında birinci dereceden bir kaynak olma hizmeti görmüştür. Yusuf Ziya Bey, boynunda gelişmiş bir sıracadan dolayı Ali Kemal’i İstanbul’a davet etmiş, küçük çiftlik işletmesinde uygun bir mekânda onu misafir etmiş ve tedavisinde yardımcı olmuştur. Görüleceği üzere, Yusuf Ziya Bey’in şiir defterinde bulunan şiirleri içerisinde iki tanesi “Yusuf Ziya’ya” ithaf edilmiştir. 1928 yılında “Mutlaka mektubuma cevap isterim” diye başlayan şiirinin bir yerinde, “Göndermiş olduğum uydurmaların, hepsine kap geçir kitap isterim” demektedir. Yusuf Ziya Bey’in ve biz çocuklarının dostu olmuş, sazı ile bizimle yarenlik etmiş, Yusuf Ziya Bey ile ilgisini kesmemiş bir kişidir Ali Kemal. Bu bakımdan ve genç kuşak bir Tahtacı şairi olması hasebiyle, Ali Kemal’in sonradan defterde yer alan 24 şiiri içerisinden bazı şiirlerini, elinizdeki kitabın bir eki olarak “Ali Kemal’in Yakmaları“ başlığı altında yayımlamayı uygun bulmaktayız. Ali Kemal’in ünlü dedelerle akrabalık bağını bana bildirmiş olan Kudret Kaygusuz’a da burada teşekkürü bir borç biliyorum. Ayrıca, Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükân’ın kitaplarını bir seri hâlinde yayımlama kararı almış olan Ötüken Neşriyat’ın İstanbul ve Ankara Bürosu yetkililerine de burada teşekkürü bir borç biliyorum. Büyük bir titizlik göstererek, bu eseri de kamunun dikkatine sunmaktadırlar. Kendilerini kutlar ve başarılar dilerim. Alevi Bektaşi Tahtacı Nefesleri Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükan’ın kaleme aldığı Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar adlı araştırma, Aleviler hakkında yazılmış önemli eserlerden biriydi. 1927 yılı öncesi Anadolu Alevileri’nin sosyal hayatları hakkında önemli bilgiler veren bu kitap, yerli ve yabancı pek çok araştırmacı için referans kaynak oldu. Ötüken Yayınları arasında çıkan ‘Alevi Bektaşi Tahtacı Nefesleri’ adlı kitap ise, Prof. Yörükan’ın araştırma yaptığı dönemde, Alevilerin defter ve cönklerinde bulduğu, dernek ve Cemevlerinde saz eşliğinde söyledikleri nefesleri bir araya getiriyor. Kitap, Dr. Turhan Yörükan tarafından yayına hazırlandı. Bu arada Ötüken yayınlarının, Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükan’ın eserlerini bir seri halinde yayınlama kararı aldığını da haber verelim. |
|