Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
ABF’NİN ‘CAN’ DERGİSİ ÜZERİNE
Kategori: Aleviler, Makale, YazarlarımızdanEklenme Tarihi: Ara 7th, 2011Ekleyen: Bülent İşcan
...

Alevi Bektaşi Federasyonu Eylül ayında CAN isimli ilk sayısını çıkardığı dergisi üzerine yazmak istiyorum.
Dergide emeği geçenleri kutlamak isterim. Medya alanında eksik olan yanımızı tamamlamaya yönelik önemli bir adımdır.
Baş makale olarak, ABF başkanı Selahattin ÖZEL ‘Çıkarken’ başlığı ile yazdığı yazıda dolaylı olsa da kurumsal olarak bir öz eleştiri yapmakta ve ‘ Alevilerin kendi tarihi ile yüzleşmesi kendi içerisinde bir aydınlanma başlatılması ….. iç çelişkilerinin üstesinden gelmesi….. Yüzlerce senedir iç çelişkileri ile yaşamış toplumun bundan çıkması. Bu yolda ihtiyaç duyulan en önemli araç kuşkusuz doğru ve hedefli bilgi akışını sağlamak’ olarak yuvarlak sözlerle belirtmiş ise de bu çelişkileri ve doğru hedefli bilgilerden neyi kast ettiğini belirtmemiş ve dergi içinde bu konuda 1–2 makale dışında alevi inanç bilgisine ait yazı bulunmamaktadır. En azından bana öyle geldi.

Derginin genel yayın yönetmeni Necdet Saraç, ‘ Yayına başlarken’ başlıklı yazısında Aleviliğin son 20 yıl içinde örgütlenme ve görsel yayın alanındaki gelişmeleri anlatırken “Alevi harekâtı son 20–22 yılda çalışmalar yapmış olsa da, geldiği aşamada artık Alevi toplumunun ihtiyaçlarına yeteri kadar yanıt verememektedir. İnançsal çalışmalar da, sosyal, kültürel çalışmalara, eğitsel çalışmalardan, siyasal çalışmalarına kadar her şeyi bir arada yapmaya çalışan bir dönemin sonuna gelindi….. Bir birini tekrar eden etkinlikler, kendisi konuşup kendisi dinleyen televizyonlar, motivasyonunu kaybetmiş yöneticiler…” deyip yeniden bu alanlarda yapılanmayı hedef edindiklerini söylese de, derginin içeriği ise çoğu özeleştirisini yaptığı ‘tekrar’larlı makalelerle dolu.

Bu tespitlerimden sonra dergide bulunan bir söyleşi ve 17 makale tek, tek değerlendirmeyeceğim.

Dergide bazı makaleler daha önce yazarların yayınladıkları bildiğimiz makaleler. Makalelerin hemen, hemen hepsinde – Hüseyin Dedegarkın ve Hamza Aksüt’ün yazıları dışında- kaynak belirten dip not bulunmamakta, okuyucular daha fazla bilgilenmek istediklerinde hangi kaynağa başvuracaklar!!? , Yoksa bu yazılanlar yazarların ‘fantesizleri’ mi? Kendi sosyal-siyasal düşüncelerinden dolayı yaptıkları yorumlar mı? Ve bir iki yazı dışında alevi inancına dair örnekleme ve kaynaklı anlatım yok. Mürşit ocağı Dede Garkın evladı Hüseyin Dedegarkın yazısında inanç alanına biraz değinmiş.

Mehmet Şahin ‘de yazısında genel Alevi ahlakı ve yaşamı üzerine Hünkâr’ın deyimleri ile notlar düşmüş güzelde olmuş.
Dergi içinde ‘ fantesizlere’ örnek yazılardan Ali Yıldırım ‘Tapınağın şifreleri’ başlığı ile vermiş. Ancak içeriğinde beklenilen gizem yok. ‘Tapınak’ dediği Hacı Bektaş dergâhı, orada yapılan restorasyonlarda üstü sıvanan yazılar, el ve balık vs. gibi simgelerin üzerine bir kadimlik tutturmuş ama Alevilik ile bu simgelerin bağlantısı ne? Anlamı ne? Bunları açıklamadan, örneklemeden sadece ‘popilist’ bir başlık
olmuş.

Hasan Harmancı’nın yazısı da buna benzer bir içerikli ‘ TAO’DAN İbn Arabi’ye; Vahdet-i Vücüd, Yoga’dan Hacı Bektaş Veli’ye: Dört Kapı Kırk Makam’ başlığı ile uzak doğu felsefelerinde Hacı Bektaş’a dört kapı, Kırk makama, TAO’dan İbn Arabî’ye Vahdet-i Vücud bulmaya çalışmış.
Yazısında kesin yargılı, kıyaslamalı cümleler kullanmış. Dört kapı kırk makamı açıklamış ve yazısının sonunda ‘ Alevi düşünce sisteminde ( İnanç değil B-İ) en önemli yapısı olan dört kapı kırık makamın sistemleşmesi ile yine Yoga geleneklerinin alanında doğrudan bir bağ kurulmasına dair elimizde her hangi bir belge veya anlatı bulunmamaktadır’ demekte ise de fantezisini savunmakta.
Yazısında dört kapıdan, şeriat kapısının makamlarından 7. Makamı ‘Peygamber’in emirlerine uymak’ derken ( S:64)Yazısının Alevi ve Yoga hakkında ki son değerlendirmesinde ‘ vahiy ve Peygamberli sistemleri ret etmekteler S:65’ diyerek kendi çelişkisini ortaya koymaktadır.

Diğer bir fantezi yazısı Yaşar Seyman’a ait, Makalesinde “Alevilikte kadın erkek cemi birlikte yapar. Haremlik-Selamlık yoktur. Cemi sürdüren dedenin sağında ve solunda kadın oturur. Dedenin yokluğunda eşi cemi yürütür. S: 53” demekte.
Bu yazarımız ya cem görmemiş ya da kendi kafasından fantezi üretmekte. Yazarımız nerde görmüş dedenin etrafında iki kadını orası HAREM mi? Dedelerimiz harem ağası mı? Dede olmaz ise eşi cem yürütmüş? Nasıl yürütürmüş bu nerede yazılı, nerede olmuş, Alevilikte böyle bir pratik mi varmış? Ceme kim başladı ise o bitirir.
Yazarımız cem görmemiş, bu garanti.
Kadın erenlerimiz vardır onlarda Cem haklar ama o başka konu, bu anlatım tam bir halısülasyon.

Dergide bunları okuyunca ister istemez kendime soruyorum. Bu tip yazılarla mı aydınlanacağız, iç çelişkilerimizi gidereceğiz? Daha seçici olamaz mıyız? İnsanların isminden çok başka şeyler bakmamız gerekmez mi?

Yakın tarihimiz ile ilgili Kelime Ata ve Necdet Saraç’ın yazıları okunmalı.
İsmail Kaygusuz ve Hamza Aksüt’ün yazıları okunup, tarihsel gerçekliğe göre kıyaslanmalı çünkü farklı iki Hacı Bektaş anlatımı bulunmakta. İsmail Kaygusuz, Hacı Bektaş Veli’yi İSMAİLİ derken, Hamza aksüt ise Hünkâr’ı bu toprakların (mezepotamya) insanı olarak sunmakta.

Necdet Saraç yazısında, Tekke ve zaviyelerin kapatılması sürecinde ki tartışmalarda Alevi dede ve Babalara “ASALAK” denmesine ve kimsenin ses çıkarmamasına ( S:83) haklı olarak sitem ederken. Hasan Harmancının ‘ Boş sayfa ve KAN II’ –Dergide dışında yayınladığı- makalesinde dedelere ‘ASALAK’ demesine Feramuz Acar’ın bu yoruma destek yazısında da ‘Evladı Rezil’ demelerine ne diyor.
Çünkü onlarda aynı Süleyman Sırrı Bey gibi mazeretleri sıralamaktalar.
Dergi bu hali ile çok yoğun olmuş, asık suratlı olmuş, yazılar boğulmuş sanki ve okuyanı da boğmakta, ilgi uyandırmamakta ve bazı yazılar ise daha itici hale getirmekte.

Âcizane benim önerilerimi sorarsanız. Can dergimizde neler yok.

1- Alevi İNANCI ve Ritüeli adına bir tek cümle yok. ( Hüyesin Dedegarkın’ın yazısı hariç)
2- Hacı Bektaş Veli ulumuzun dışında hiç bir Alevi tarihi kişiliği işlenmemiş.
3- Aleviliği bugünlere taşınmasında mihenk taşı olan HAKK ÂŞIKLARI – 7 Ulu ozan- UNUTULMUŞ, hiç bir Alevi hakk aşığının yaşamı, düşüncesi ve deyişlerine yer verilmemiş.
4- Alevilik adına çıkan dergide bir tana ALEVİ DEYİŞİ veya DUAZ’ı yok.
5- Alevi insanın nüktedanlığını ifade eden Bektaşi fıkralarından veya gerçek olaylarından bir tek İZ yok, Nüktedanlık yok. Çok ciddi, Asık suratlı ve ağdalı olmuş.
6- Alevi erenlerinin verdiği mücadeleler üzerine Savaşları/isyanları VS. gibi görüş yok.

En önemlisi, ALİ yok, 12 İmam yok, Kemerbestler, Ehlibeyt yok. Alevi tarihi yok.

Bunlar benim gördüğüm eksiklikler.

Sanırım bu derginin 2. sayısı ya çıktı ya çıkacak, bunlar var mı bilmiyorum.

Dilerim olur, Hatta bundan sonraki yazılarda, öncelikle Alevi mürşitlerinin Türbe, Tekke ve dergâhları (Kerbela, Mısır, Balkanlar, Meşed vs.) ve Aleviliğe katkı sunan Dergâhlar ( Erdebil gibi) coğrafyaları ve yaşamları incelenir, Ansiklopedik bir çalışmada yapılmış olur, Alevilerin arşivi olur.

Ve bu coğrafyada yaşayan diğer inançlarıda kısa, öz olarak incelenirse komşularımızı da tanımış oluruz. – Ezidilik, Sünnilik, İsmaililik, vs. gibi.-

Beklentim bunlar.

Dilerim gönül kalmaz.
Bülent İşcanoğlu


Sitemiz Yazarlarından