Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
Alevileri anlama kılavuzu
Kategori: Aleviler, Makale, Manşet, üstmansetEklenme Tarihi: Ara 12th, 2011Ekleyen: sercesme
...

AKP’nin hükümet olduğu 2002’den bu yana tartışılan Alevilik ve Kemalizm ilişkisi, Dersim tartışmaları nedeniyle yeniden gündeme taşınmış görünüyor. Alevilerin evlerine ve hatta cemevlerine Hz. Ali fotoğrafının yanına Atatürk fotoğrafı asmaları, nedense ‘celladına âşık olmak’ ya da ‘Stockholm sendromu’ gibi çarpıcı ifadelerle eşleştiriliyor. İnanç ritüellerinin yerine getirildiği cemevlerine dini kimlikleriyle öne çıkmamış şahsiyetlerin fotoğraflarını asmaktaki tuhaflığı bir yana bırakalım; fakat insanların evlerine hangi fotoğrafı asacaklarını tartışmak, kurt ile kuzu arasındaki “Suyu bulandırdın” repliğine benziyor. Hani gören de zanneder ki Alevilerin yaşadıkları bunca zulüm, cemevlerine asılan fotoğraftan kaynaklanıyor!
Yavuz’dan bu yana yaşadığı kırımlarla yok edilen, seçim meydanlarında kendisine övgüler düzülen Ebu Suud Efendi’lerin verdiği fetvalarla ‘mürted’ ilan edilip dışlanan ve günümüzde istemedikleri halde çocukları Sünni İslam eksenli din dersine zorunlu tutulan Alevilere ilişkin tartışmanın bu noktadan yürütülmesi, bilinçli bir politikanın adım adım uygulandığını gösteriyor. Tümüyle politik argümanlara sahip bu senaryo, bazen ‘iyi niyetli’ entelektüelleri de zaman zaman sahneye çekiyor. Orhan Kemal Cengiz de Aleviliği konu edinen yazılarında böyle bir izlenim yaratıyor. 

Aleviler, ‘Beton Mustafa’ demezler
Cengiz, ‘Alevi direniş sanatları’ başlıklı (9 Aralık 2011, Radikal) yazısında, Sünni korkusunu anlatırken bile Alevilerin ‘takiyyeci’ olduğuna ilişkin iddiayı tekrarlamaktan geri durmuyor. Hem referans gösterdiği Solgun hem de kendisi, Alevilere dair oynanması istenilen senaryonun sahnelerine ara sıra girdikleri için, Aleviler tarafından ne Atatürk için ne de herhangi başka bir şahsiyet için ‘kör’ ya da ‘beton’ gibi asla kullanılmayacak kavramlardan medet umuyorlar. Heykel kültürü, Vehhabi İslam ile uyuşmaz; bu nedenle Türkiye’nin her yerinde kullanıldığına tanık olduğumuz ‘beton Mustafa’ deyimi, Alevi değil, Sünni kökenlidir. Keza Aleviler, insanların herhangi bir uzvunda görülen eksiklikten hareketle tanımlama yapmaktan özenle kaçınırlar. Mesela İsmet İnönü’ye ‘sağır’ diyenlere de Aleviler arasında rastlanmaz. Bu nedenle zaten öyle bir özelliği olmayan Atatürk için ‘mıstokor’ denildiği tümüyle spekülaliftir!
Alevileri anlamak için bir bilgiye daha ihtiyaç bulunmakta. Dersim bölgesi Alevileri ile Orta Anadolu Alevileri arasında da önemli farklılıklar var. Anlaşılması kolay olsun diye yazıyorum; bu fark, elbette Taliban anlayışıyla Gülen anlayışı arasındaki fark kadar büyük değil. Dersimliler, kendilerini Zaza olarak tanımlar ve dağ, taş, ırmak, hayvan ne varsa (büyük bir doğa sevgisinin tarihsel arka planı olarak da düşünülebilir) kutsallık atfederler. Zaten Dersim kırımından sonra TBMM’de konuşma yapan büyük şahsiyetlerin “Geçilmez dedikleri ırmakları geçtik, aşılmaz dedikleri dağları aştık” derken de bu kutsiyete atıf yapmaktaydılar.
Dersim’de yaşanan kırım, esas olarak, şekavetle ilişkilendirilmekte. Ancak zor doğa koşullarında anne karnındaki çocukları dahi öldürmeleri için isteksiz askeri motive etmek için kullanılan kavramların başında, “Bunlar dinsiz, Kızılbaş’tır. Hacca gitmiş gibi sevap kazanırsınız” söylemi gelmiştir.
Dersim’de uygulanan vahşetin bir halkı kırım boyutuna ulaşmasında, Kızılbaşlığın ne kadar kötü olduğuna ilişkin hegemonik bir dil kullanıldığı açıktır. Herhangi bir nedenle değil, fakat tarihsel bilgi olsun diye aktarıyorum: Bu arada Dersim Genel Valisi Abdullah Alpdoğan’ın, hilafetin kaldırılmasına büyük ölçüde muhalefet eden (Sakallı) Nurettin Paşa’nın damadı olduğunu da unutmayalım! 

Ölümü gören Alevilerin sıtmaya razı olması
Şimdi de zihinleri kurcalayan ‘Alevilerdeki Atatürk sevgisi’ konusuna gelelim. Atatürk ve Alevilerin ilk resmi tanışması, bilindiği gibi Kurtuluş Savaşı öncesi Sivas’tan Ankara’ya dönerken Hacı Bektaş Dergâhı’na uğramalarıyla gerçekleşiyor. Atatürk’ün burada Alevilerden destek istediği; Alevilerin ise laikliği ilke edinen Cumhuriyet’i kurup kurmayacaklarına ilişkin sorular sorduğu ve yine iddialara göre, Atatürk’ün Cumhuriyet fikrini ilk kez burada dile getirdiği biliniyor.
Cumhuriyet kurulduktan sonra hilafet kaldırılmış; sonrasında Alevileri doğrudan ilgilendiren ‘baba, dede gibi kavramlar yasaklanmış, tekke ve zaviyeler kapatılmış’ ama daha da önemlisi, Sünni Müslümanlığı devlet eliyle yaygınlaştırmayı amaç edinmiş tuhaf bir içeriğe sahip olsa da laiklik benimsenmiştir. Yavuz’dan bu yana kendilerini gizlemek ve devletten kaçarak yaşamak zorunda bırakılmış Aleviler, ilk kez Cumhuriyet ile birlikte kamusal alanda diğerleriyle ‘eşit’ konuma ulaşmıştır. Bu ‘eşitlik’, her ne kadar ‘yoklukta eşitlik’ şeklinde gerçekleşmişse de, sürekli kıyıma uğrayan, aşağılanan, görüldüğü yerde katlinin ‘vacip’ olduğu belirtilen, can ve mal korkusunu daima yanında taşıyan bir topluluk için öyle yabana atılacak bir durum değil.
‘Sırça köşk’ yazarlarımızın daha net anlayabilmesi için bir cümleyle söylemek gerekirse… Aleviler ve Atatürkçülük arasındaki ilişki, ‘ölümü görüp, sıtmaya razı olma’ halidir! Bu ‘hal’in ne kadar anlamlı olduğunu anlayabilmek için, Madımak katliamı sırasında şehrin belediye başkanı olan zatın “Yangından değil, dumandan öldüler” deme pişkinliğini göstermesine bakmak yeterlidir. Haydi diyelim ki, Başbakan Erdoğan (kendisine acil şifalar dilerim) hasta yatağında olduğu için Dersim’e gösterdiği hassasiyeti gösterip, o dumanın ‘sigara dumanı’ olmadığını söyleyecek durumda değildi; peki ya diğerleri?
Örneğin Bülent Arınç’ın, “Temel kardeşim, o yangın, derin devletin oyununa gelen, tekbir getiren ve birlikte Cuma namazı kıldığımız kardeşlerimiz tarafından çıkarıldı” demek için ne bekliyor? ( Yüksel IŞIK – Radikal )


Sitemiz Yazarlarından