Ana sayfa
|
Radyo
|
Forum
|
Hesabınız
|
Haber Öner
  
Son Dakika
AleviGundem.com | Alevi Haber – Alevilik – Kızılbaş
Genç ALeviler
Ana sayfa Aleviler Dünya Editörden Kitap Kültür -Sanat Makale Manşet Ozanlar/Deyişler Siyaset Spor
             

PSAKD Seçimleri ve Fevzi Gümüş Tepkisi
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) seçimleri Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Canlar...
08/04/12 - 2:00 Yorum sayisi 0(0)
Alevi köyünde provokasyon:”Pis aleviler hepinizi yakacağız!”
Adıyaman’da Alevilerin yoğun olarak bulunduğu Karapınar mahallesindeki birçok evin işaretlenmesinin üzerinden 1 ay...
31/03/12 - 6:19 Yorum sayisi 0(0)
Sivas Davası Düştü!
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993′te Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğu Alevi 33 aydının ...
13/03/12 - 8:54 Yorum sayisi 0(0)
Beni anlamadın ya!
Kategori: Aleviler, Manşet, üstmansetEklenme Tarihi: Ara 21st, 2011Ekleyen: sercesme
...

Aleviler ve siyaset, Aleviler ve CHP, Aleviler neden CHP’ye oy veriyor? Yüksel Işık’ın Radikal için kaleme aldığı bu yazı o soruların yanıtını arıyor.

İşte o yazı.

Bilindiği gibi, 2007 seçimlerinden hemen sonra AKP hükümeti, önce ‘Alevi İftarı’nı, ardından da ‘Alevi Çalıştayları’nı gündeme getirdi. Aleviler, ‘iftar’ kavramına sert tepki verdiler ama çalıştaylara katıldılar, görüşlerini ifade ettiler ve hatta altında hükümet tarafının da imzasının bulunduğu bir ‘talepler metni’ne imza attılar. Çalıştay, bir raporla sonuçlandı, fakat ilk oturumda imza altına alınan taleplere ilişkin somut bir adım atılmadığı biliniyor.
Çalıştaylar sürerken ve sonrasında yaşanan referandum ve 12 Haziran seçimleri sürecinde Alevilerin CHP’ye oy vermesi anlaşılmaz bulunmuş; bu durumu, kimisi ‘celladına âşık olmak’, kimisi de ‘Stockholm Sendromu’ ile eşleştirmişti. Dışarıdan bakıldığında CHP ile Aleviler arasındaki bu ‘anlaşılmaz’ ilişki, doğal olarak bugünlerde de tartışılıyor. 

Süreç öğretir, bana da başkalarına da…
Ben de, naçizane, bu tartışmalara katılıyorum. Alevilerin hak ve taleplerini konu edinen, yazdığım onlarca yazıdan 25’ten fazlası, Radikal’de de yer buldu. Hem Radikal’deki yazılarda hem de diğerlerinde, Alevileri anlamak için Osmanlı’ya bakmak lazım geldiğini yazmıştım. Son yazımda da buna dikkat çekerek demiştim ki: “Evet, Alevilerin dergâhları kapatıldı; baba, dede gibi kavramlar yasaklandı ama yoklukta da olsa bir ‘eşitlik’ sağlandı. Bunun az şey olmadığını anlayabilmek için Alevi olmak gerekiyor.”
Şimdi asıl meramıma gelebilirim. Cafer Solgun’un, ‘Alevilere ‘kılavuzluk’ mu bozulan ezber sancısı mı?’ (Radikal, 17/12/2011) başlıklı yazısı, ‘Alevileri anlama kılavuzu’ başlıklı yazımdan hareketle beni ‘celallenmekle’, ‘derin’ konseptlerin figüranı’ olmakla suçluyor. Oysa Radikal aracılığıyla kamuoyu önüne çıkmadan önce kendisiyle yaptığımız yazışmalarda da belirttiğim üzere, ben, adından önce haddini bilmeyi öğrenmiş bir coğrafyanın çocuğuyum. Bu nedenle mümkün olduğunca önyargıdan uzak durmaya çalışıyor, maksadın hasıl olması için çaba gösteriyorum. Kimseyi kırmamaya, incitmemeye çalışıyor ve de sürecin öğreticiliğini düstur edinmiş bulunuyorum.
Solgun’un iddiasının tersine asla ‘celallenmiyorum’, Alevilere kılavuzluk yapmak gibi haddimi zorlayan işlere girişmiyorum ama herkesi Alevileri anlamaya davet ediyorum. Büyük bir şaşkınlık ve hayret içinde soruyorlar: “Bütün bu olup bitenlere rağmen Aleviler niçin CHP’ye oy veriyor?” Anlaşılmayacak bir şey yok! İnkâr edilen, yok sayılan ve hatta ‘katli vacip’ görülen bir topluluk, ilk kez Cumhuriyet ile birlikte kamusal alana indi ve her ne kadar kendi kimliğini gizlemeyi sürdürse de hiç kimse onları kamusal alanda kimliğini açıklamak için zorlamadı. Bu, 500 yıldır kırıma uğrayan bir topluluk için az şey mi? 

İyi vardı da Aleviler mi tercih etmedi?
İkinci önemli nokta, Şer’iyye ve Evkaf Bakanlığı kapatılıp, onun işlevini üstlenen Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş ve Sünni Müslümanlığın bu kurum eliyle yaygınlaştırılması gibi evrensel laikliğe aykırı bir yöntem benimsenmişse de, bu coğrafya açısından laikliğin kabul edilmesi de öyle yabana atılacak bir şey değil. Solgun’un Alevilik ilgisi yeni olabilir ama ben yıllardır bu ‘yabana atılmaması gereken laikliğin’ Türk tipi tuhaf bir laiklik olduğunu yazıyorum. Aleviler, ‘münkir’likten, ‘katli vacip’likten, tuhaf da olsa laikliğin hüküm sürdüğü bir düzene geçilmiş olmasını ve bu geçişi sağlayanları önemsiyor. Bu yüzden bütün eksikliklerine, bütün görmezliğine rağmen CHP’ye meylediyor.
Açık ki CHP’nin yerleştirdiği tuhaf laiklik anlayışı nedeniyle Alevi dergâhlarının kapalı olması, herkesten toplanan vergilerle Sünni Müslümanlığa hizmet eden Diyanet’in varlığı, Alevi çocuklarının zorla Sünni Müslümanlık derslerini alması hali devam ediyor. Merak edenler için yazıyorum; bütün bunlara rağmen önümüzdeki süreçte evrensel laiklik ilkesine uygun bir düzenleme getirecek bir parti olmadığı ve bütün din ve inançlara ve de inançsızlığa eşit uzaklıkta demokratik bir devlet yapısı oluşturulmadığı sürece bu ‘kötünün iyisi’ hali süreceğe benziyor. Dolayısıyla daha önce yazdıklarımı bir kez daha özetliyorum: Alevilerden oy mu istiyorsunuz? Yapılacak şey basit! Yurttaşların bir bölümünün inançlarını dışlamaktan, yok saymaktan, ibadet yerlerine ‘cümbüş evi’ demekten vazgeçin ve bütün taleplerinin kamusal görünürlüğünü sağlayın.
O zaman “Cemevinde niçin Atatürk fotoğrafı var?” sorusunun anlamsızlığı da, “Ben birkaç CHP’liye de sordum, Atatürk’e ‘mıstokor’ ya da ‘beton Mustafa’ diyorlarmış” iddiasının manasızlığı da açıkça görülür. Yeri gelmişken Solgun’un iddialarının Alevilerin sorunlarının çözümüne ilişkin hiçbir kolaylaştırıcı tarafı olmadığını da belirtmeliyim. ‘Kurt-kuzu’ öyküsünü bu nedenle hatırlatmıştım! Yani cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesinin nedeni asılan Atatürk fotoğraflarını göstermek, bir art niyet değilse çok büyük bir saflıktır! ‘Beton Mustafa’ iddiasındansa vazgeçmiş; bu bile tartışmamızın ne kadar yararlı olduğunu gösteriyor.
‘Mıstokor’luk meselesine gelince… Üstlerine bomba yağdıran uçaklara, Dersimlilerin ‘Kemal’in kuşları’ dediğine ilişkin yazılı veriler bulunuyor ama ‘Mıstokor’u, Solgun’un iddiası üzerine ilk kez duyuyorum. Mustafa Kemal’in böyle bir fiziki durumu olmadığına göre, ‘Mıstokor’ ifadesinin nesnel bir temeli bulunmuyor. Görme yeteneğinde herhangi bir eksiklik olmayan biri için böyle bir ifadenin kullanılabilir olması, ancak ‘gerçeği göremeyen’ anlamında maneviyatla ilişkili olabilir ki, böyle bir iddia da yok. Sözlü tarihin, tarih çalışmalarında önemli bir yer tuttuğunu kabul ediyorum ama ‘etrafındakilere sorarak’ sözlü tarih oluşturma iddiası, pek de bilimsel bir yaklaşım olmaz. Spekülasyon ise bizim işimiz değil! Hatırlatmak isterim ki Dersim’e dair yapılan onca sözlü tarih çalışması içinde ortaya çıkan veriler arasında böyle bir iddia, kavram olarak bile geçmiyor. Ayrıca unutmamak gerekir ki Aleviler, ‘incinsen de incitme’ ilkesini benimsemiş bir topluluktur. Yine de Dersim tartışmalarını gündeme taşıyan ve çok sayıda sözlü tarih bulgusunu toplumun bilgisine sunan Hüseyin Aygün’ü, ‘mıstokor’luk meselesi dahil bu tartışmaya katılmaya ve de bu konudaki fikrini açıklamaya davet ediyorum.
Solgun, mevzuun fotoğraf tartışmasından çok ‘başkalaştırma’ meselesi olduğunu yazıyor. Aynen katılıyorum! Aramızdaki tartışma, bu ‘başkalaştırma’nın nereden kaynaklandığı noktasında düğümleniyor. Bu fark, ‘kıldan ince’ ama ‘kılıçtan da keskin’!
Ha, bu arada ‘vicdanımdan yükselen ses’, “İktidar kirletir” diye fısıldıyor!


Sitemiz Yazarlarından