Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv          Rss Listesi
 

Köşe Yazısı - Genç Aleviler Konuşuyor - Bölüm I - Alevi Gündem, alevi haber, alevilik
   
 

Ahmet Koçak ¬

Ahmet Koçak

 Genç Aleviler Konuşuyor - Bölüm I

 Yazı Boyutu

 Tarih : 11.03.2010 - 18:00:14 


Gençlere Söz ve Karar Hakkı İstediğimiz için Bize Kızanlar Kızacaklarına Gençlere Kulak Versinler


Gençlere Söz ve Karar Hakkı İstediğimiz için Bize Kızanlar Kızacaklarına Gençlere Kulak Versinler

Genç Aleviler Konuşuyor - Bölüm I

Ahmet Koçak

 

Alevi-Bektaşi toplumu son günlerde açılımlar, çalıştaylar ve par­tileşme çalışmaları gibi siyasal konularla ülke gündeminde sıkça yer almaya başladılar. Bugüne kadar bu konularda ve örgüt içi pratiklerde toplum adına hep büyükler konuştu. Toplumun geleceği genç nesil, çalışmalarda aktif yer almasına karşın bu kurumlar içerisinde bu konularda söz sahibi olamadılar. Çünkü önlerindeki ağabeyleri her şeyi onlardan daha iyi biliyorlardı. Onların görevi; yat-kalk, getir-götürdü.

Oysa yöneticilerimiz söz gençliğe geldi mi “gençlik geleceğimizdir” sözcüklerini dillerinden düşürmezler.

Gerçekten böyle düşünen, “gençlik geleceğimizdir, geleceğimize yatırım yapalım” diyenler azınlıktadır. Biz o azınlıktanız.

Toplum adına aydınları konuşur, toplum bir türlü dinlenilmez. Cemaatler adına din adamları konuşur, cemaat bir türlü dinlenilmez. Küçükler adına büyükler konuşur, küçükler bir türlü dinlenilmez.

Biz, bunu tersine çevirelim dedik: Küçükler adına küçükler konuşsun, büyükler konuşmasın. Bir de büyükler küçükleri dinlesin diyerek gençlerle söyleştik.

Küçükler dediğimiz genç insanların dünyasında neler var? Genç­ler ne yapmak istiyorlar da yapamıyorlar? Gençlerin kurum­lar içerisinde yaşadıkları sıkıntıları nelerdir? Beklentileri nelerdir? Neler yapmak istiyorlar ve yapamıyorlar? Bu konularda fikrim, düşüncem var diyen gençlerimizi dinledik.

Gençliğin söz hakkını dillendirdiğimiz, onlara konuşması için fırsat verdiğimiz için “büyük yöneticilerimiz” söyleşiyi okuduklarında bize kızacaklar, biliyorum. Kızsınlar. Ama lütfen ön yargıdan uzaklaşarak gençlere kulak versinler.

 

Söyleşinin Hikâyesi

 

“Alevi gençliği ne düşünüyor?” sorusundan yola çıkarak radyoda söyleşi olarak ve dergimizde yazı olarak yayınlamayı düşündüğümüz bu projeyi Alevi-Bektaşi Gençlik Platformu’ndan (AGEP) Atilla Taş cana ilettik. Atilla can da gençlerle söyleşiyi belirlediğimiz tarihte Erikli Baba Dergâhı’nda yapabileceğimizi söyledi. Biz de o tarihte Erikli Baba’ya gittik. Söyleşiye katılacak gençler de kısa bir süre içinde oraya geldiler.

Gençlerle dergâhın cemevi bölümüne geçerek söyleşiyi yapmaya başladık. O sırada dergâhın görevli dedesi içeri girerek burada toplantı yapamayacağımızı bize bildirdi. Hepimiz şaşkınlık içinde dedenin ne demek istediğini anlamaya çalıştık. Dedeye “toplantı yapmadığımızı, dergi ve radyo için söyleşi yaptığımızı” söylememize rağmen, “Haberimiz yok!” diyerek ısrarla bizim orayı terk etmemizi söyledi.

Bunun üzerine orada bulunan, daha önceden Erikli Baba Dergâhı gençlik komisyonunda çalışmış bir arkadaşımızla bazı gençler dedeyle tartışmaya başladılar. Gençlerin “Dergâh senin mi?” diye sitem etmeleri üzerine Binali dedenin “Benim dergâhım!” diye yanıtlaması dikkat çekiciydi.

Ortada bir sorun vardı, ama sorunun kaynağı belli değildi. Sandık ki Erikli Baba Dergâhı, kendileriyle iletişim kuran genç arkadaşa yeterince bilgi vermemiş ya da genç arkadaş yönetime bilgi vermemiş. Ama anladık ki orada bulunan yönetici ve dede ile Erikli Baba adına toplantıya katılan gençler arasında bir sorun varmış. Bu nedenle yöneticiler ve dede orada toplanmamızdan rahatsız olmuş.

Olayın fazla büyümemesi için Erikli Baba Derneği’nin başkanı Metin Tarhan canı telefonla arayarak izin istedim. Başkanın hoşgörülü davranması ve dedenin bize bu konuda yardımcı olabileceğini söylemesine rağmen, ortamın gerginleşmesi üzerine bir tatsızlık çıkmasın diye dergâhı terk etmek zorunda kaldık. Söyleşiyi yapmak için gençlerle birlikte Bağcılar Cemevine gittik.

Bu olayda kimin haklı, kimin haksız olduğu hiç önemli değil. Hep övünerek söyleriz, “Mihman Ali’dir” diye. Mihmana kapıyı gös­terenler bu yolun yolcusu olabilir mi? Bu yolu sürdürebilir mi?

 

Kısa Bir Değerlendirme

 

Söyleşi sonunda gençlerin önemle vurguladıklarını gördüğüm nokta, “Aleviliği yaşayamıyoruz; Alevi kurumlarından kültür, inanç, vb., gibi hizmet alamıyoruz” oldu.

Söyleşide farklı görüşler olgunluk içerisinde dillendirildi. Gençlerin konuşma ve tartışma üslubu beklediğimin çok daha üstünde olgunluktaydı. Özlediğimiz, görmek istediğimiz gençlikti bu gençler. Birbirine karşı saygılı, düşüncesini söylerken üslubunu kesinlikle kabalaştırmayan gençler. Onların bu tutum ve üslubunun bütün dernek yöneticilerine örnek olması gerektiğini düşünüyorum.

Söyleşi bitene kadar gençleri yönlendirmemek için olabildiğince yorum yapmamaya çalıştım. Söyleşi bittikten sonra birkaç konu hakkında gençlere görüşlerimi aktarmayı uygun gördüm. Onlara söylediklerimi aşağıda aktarıyorum.

 

Söyleşinin Ardından Gençlere Söylediklerim

 

On İki İmamları bilmek belki günlük yaşamamıza bir şey katmıyor. Ama hayatımızda neye katkıda bulunacağını öğrenmek açısından bir örnek vereyim: Bundan üç ya da dört yıl önce İngiltere’de bir vatandaş oturum için başvuruda bulunuyor. Başvuruda bulunurken mahkemeye verdiği dilekçesine yazdığı cümle aynen şu: “Ben Aleviyim, Alevi olduğum için Türkiye’de eziliyorum, dolayısıyla burada oturum hakkı istiyorum.” Yüz yüze görüşmeye çağırıyorlar bu vatandaşı; görüşme sonucunda ya oturum alacak ya alamayacak. Sorgucu, “Bana On İki İmamların ismini sayar mısın?” diyor. Bırak on ikiyi, ilk üçün ismini saysa, Ali, Hasan, Hüseyin dese, oturum alacak. Şunu anlatmak istiyorum: Hiçbir bilgi gereksiz değildir.

İkincisi, bir din, inanç kendi öznelliği içerisinde yaşamak zorundadır. Kendi öznelliğini korumak zorundadır. Bir Batılı, laik bir toplum içinde yaşayıp, geleneklerini, inançlarını, kültürünü öğrenebiliyorsa; Türkiye’de yaşayan bütün insanlar da kendi inançlarını, geleneklerini, öğrenebilmeli, yaşayabilmelidir.

Türkiye’de yıllardır tartıştığımız önemli konulardan biri, solculuk ile inancın bir türlü bir arada oturamaması. Genel, klasik yaklaşımda, “Sol eşittir ateizm.”  Solda, Marks’ın bir cümlesi, “din halkın afyonudur” demesi çok tekrar edilir, ama o cümlenin öncesinde-sonrasında Marks ne demiş pek bilinmez. Bizim solcularımız, Marks’ın o cümlesinin öncesindeki ve sonrasında paragraflarda söylediklerinin tümünü öğrenmek zahmetine katlanmamıştır.

Marks, aynı zamanda, “Din, toplumları binlerce yıldır bugüne kadar taşıyan muaz­zam bir güçtür” diyor. O zaman bizim bu muazzam gücü anla­mamız lazım.

Türkiye’de Aleviler, Sünniler ve diğer dinlerdeki insanlar bugün inancına sarılıyorsa, inancının peşine gidiyorlarsa demek ki din yeryüzünde bir görevi hâlâ yapabilecek durumdadır. Zamanı gelmiş ideolojiler ve düşünceler ölür denir ya, demek dinlerin henüz zamanı gelmemiş. Hâlâ zamanı var. O anlamıyla, dinleri eleştirirken yaklaşımımız çok daha objektif olmak zorunda.

Üçüncüsü, bugün solcuların derdi dinler mi ya da Aleviliği tarif etmek mi? Pir Sultan’ı tarif etmek mi? “Devrimci” olan Pir Sultan benim Pir Sultan’ımdır; “Dede” olan Pir Sultan benim Pir Sultan’ım değildir! “Kılıçlı Ali” Arap Ali’dir; “Kılıçsız Ali” benim Ali’mdir! Bunları sorgulamak, kendisini toplumun önünde gören aydınların görevi değildir. Buralarda hata yapıldığı için konuşmamız gereken şeyleri konuşmuyoruz; bize dayatılan gündemleri tartışıyoruz.

Sizleri üç saattir dinledim. Üç saat içerisinde gerçekten önemli şeyler söylediniz, önemli katkılarda bulundunuz. Ama Aleviliğin siyasallaşması, örgütlenmesi ve demokratikleşmesi konusunda doğru düzgün bir fikir ortaya koyamadık.

Alevilik bir inançtır arkadaşlar. İnançlar kendi kurumlarıyla örgütlenir. Bu ne Bağıcılar Cemevi Derneği’nin ne Erikli Baba Der­neği’nin haddi değildir. Alevilik bir inançsa ve onun inanç kurumu mürşit, pir, rehber, dede ilişkisi ise Alevilik bu ilişki çerçevesinde örgütlenebilir. Bu ilişkiyi örgütleyecek bizler değiliz; onun kendi mekanizması, yaşayan bir mekanizması var. O mekanizma yapacak bunu. Biz, ancak bunu sesli söyleyebiliriz, yazılı aktarabiliriz. Hiçbir sosyalist vatandaş kendisini dede yerine koyamaz. Dededen daha akıllı olabilir, daha çok şeyi biliyor olabilir, ama o posta oturup o hizmetleri yürütemez.

Bazı arkadaşlar bir eleştiride bulundular. O an yanıt vermek istemedim. “On İki Hizmetin bazıları kaldırılsın” diye bir görüş geldi. Kaldırılsın dedikleri hizmetlerin gerçek manasını biliyor mu bu arkadaşlar? Bu arkadaşlar bilerek mi o hizmetler kaldırılsın diyor?

Süpürge hizmetinin kaldırılmasını talep etmek, gerçekten o süpürge hizmetinin cem içerisinde ne anlam ifade ettiğini bilmemekten kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Gerçek anlamı kavranmış olsa kaldırılması talep edilmez. On iki hizmetin her birinin ayrı ayrı anlamı vardır. Onların anlamlarını düzgün ifade edemezsek, postta oturan dede de düzgün ifade edemezse tabii ki gençler bunu kavrayamaz ve bu tür sorgulamada bulunur.

Arkadaşlarımızın rükûnun, yani secdeye eğilmenin kaldırılmasını niye talep ettiklerini biliyorum. Oysa “Cemde kadın-erkek yoktur, can vardır” demiyor muyuz? Ceme giren kişi can olduğunun farkında olursa orada kimseye cinsiyet gözüyle bakamaz, kimse de ona öyle bakamaz. İsterse benim karşımda üryan olsun, benim gözüm onu görmez.

Bu felsefeyi, bu inancı, inanç diyorum ve altını özellikle çiziyorum, bu inancı bütünlüğüyle, ilkeleriyle doğru düzgün tanımamaktan kaynaklanan bir cehaletle karşı karşıyayız.

İki türlü açmaz var: Bir değindiğim sol cehalet. İkincisi ve daha tehlikelisi sağ cehalet. Sağ cehalet, CEM Vakfı gibi kurumların yaklaşımında kendini gösteriyor, ama sadece o çevre ile sınırlı değil. “Alevilik İslam içidir, İslam dışıdır” tartışmasını bahane ederek kendisini haklı göstermeye çalışan bir zihniyet var.

Nasıl haklı göstermeye çalışıyor? Ceme giren bacıların başını zorla bağlatıyor; kadın ve erkeği cemde ayrı oturtuyor. Birileri kalkıyor, “Alevi yolu” diye yazıyor. 1400 yıldır Alevi yolu zaten var. Bin dört yüz yıldar bu yolu süren mürşitler, pirler, dedeler hiçbir zaman kadınlar şöyle oturacak, erkekler böyle oturacak diye bir tarifte bulunmamışlar. Öyle olsaydı, “cem, canların cem olduğu yer” demezler başka bir şey derlerdi.

Demek ki bugün iki cehaletle de mücadele etmemiz gerekiyor. Birincisi sol cehalet, tekrar altını çiziyorum. Solun Alevilere, Alevi toplumuna yaklaşımı. İkincisi sağ cehalet, Aleviliği bağnazlaştıran, götürüp mevcut resmi devlet İslamı’na, Sünniliğe entegre etmeye çalışan bağnaz zihniyet.

Gençliğin bunlardan kurtulması için çok çalışması, çok okuması, çok dinlemesi gerekiyor. Ama kimi dinleyeceğini bilmek gerek: Aleviliği, yol ehlinden, dedesinden, mürşidinden, pirinden öğrenmesi gerekiyor.

 

Alevi Gençlerin Söylediklerinden Bölümler

Ahmet Koçak: Alevi gençlerinin kurumlar içerisindeki yaşadıkları sıkıntılar nelerdir? Kurumlardan beklentileri nelerdir? Kurumlar içinde neler yapmak istiyorlar da yapamıyorlar? Öncelikle bunu konuşalım

 

Ali Kartal: 2003 yılından beri Erikli Baba cemevinde bulunuyorum. Bir dönem orada gençlik komisyonu başkanlığı da yaptım.

Alevi gençlerinin bağlı bulundukları kurumlarla ilgili birden çok problemi mevcut! Dernek yönetiminin gençlere karşı yeterince ilgili olmamasından, gençlerin önünü açmayışlarına kadar birçok problem sıralanabilir.

Yönetimlerin şöyle bir anlayışı var: Biz bu kurumu kurduk, buraya getirdik; bu düzeni böyle bu şekilde devam ettirelim. Gençlik gelsin, semah dönsün, saz çalsın, türkü-deyiş söylesin, çayımızı getirsin götürsün, yemeğe yardım etsin, orayı kaldırsın indirsin, ama memleket sorunlarıyla ya da dernek sorunlarıyla ilgili eleştirel bir tutum içerisinde olmasın. Bu onları rahatsız ediyor.

Altmış yaşındaki bir yöneticinin on beş yaşındaki bir gencin derdini anlayacağına ben inanmıyorum. Gençliğin derdinden genç anlar doğal olarak. O nedenle gençlik yönetimlerde yer almalı, kendini ifade edebilmeli. Bunun için muhalif olmaya da gerek yok.

Toplumsal sistemin Alevilere biçtiği bir kıyafet var. Bize zorla giydirilmeye çalışılıyor. Biz onu atmaya çalışırken bir taş da kendi yöneticilerimizden geliyor.

Yönetimler kesinlikle gençlerin önünü açmalı, gençleri daha özgür bırakmalı. Onlar düşünmeli, araştırmalı, eleştirmeli. Araştırdığından, eleştirdiğinden bir sonuç çıkartmalı, bunu ortaya sunmalı.

 

Gani Kılıç: On beş yıldır Şahkulu Sultan Vakfı Gençlik Komisyonunda çalışıyorum. AGEP’te de çalışmalarıma devam ediyorum. Yönetimde hep aynı insanlar. Biri gidiyor biri geliyor hiç fark yok. Gençler düşünülmüyor. Gençler, cemevinde yemek dağıtıp, saz öğrenip, semah dönüp gitsin! Yemekhaneye girsinler, çay dağıtsınlar. Yöneticilerin gençlere bakış açısı bu ne yazık ki. Bütün kurumlarda da aynı!

İstanbul’da kaç tane Alevi Kurumu varsa bakın, doğru dürüst bir gençlik çalışması yoktur. Karacaahmet’te biliyorum yıllardır gençlik komisyonu kuruluyor, hop kaldırılıveriyor! Gelen yönetici bakıyor, gidiş işine gelmiyor, “Haydi, seni feshettim, güle güle!”

Bazı yöneticilerin Alevilikle alakası yok. Aleviliği bilmiyorlar. Onlara gidip bir şey sorarsan, “Bunu Dede bilir, sen Dedeye git” diyor. Bir yönetici, sorulara belirli bir düzeyde yanıt verebilmeli. Ama yöneticiler ne yazık ki buna hazır değil.

Gençler bu yanlışları görüyor, üzerine gidiyor. Üzerine gittiğimizde de anında feshediyorlar, çünkü sizin hiçbir hakkınız yok.

Vakıf halka açılmalı. Benim bildiğim yedi kurucu, otuz dört mütevelli var. Bu yedi kişi istese vakfa kilit vurabilecek yetkide. Çünkü tüzük böyle hazırlanmış. Bu tüzüğü de buradaki arkadaşlar da bilir. Bana göre burası Alevilerin ortak malı olmalı, yani yönetimi demokratikleşmeli diye düşünüyorum ilk başta. Buradan başlanmalı. Biz bunun mücadelesini veriyoruz kaç senedir.

Gençlere de kendilerine bir şey söylendiği zaman orayı terk etmemeliler. Biz bunu çok yaşadık. Bizi kaç sefer feshettiler, biz hiçbir zaman gitmedik. Bahçede toplantılarımızı yaptık. Oraya da karışacak halleri yok.

Gençlerin de yanlışları var. Bir yönetim geliyor, kendi gençliğini getiriyor; o gidiyor başka yönetim geliyor, haydi o da kendi gençliğini getiriyor. Yani yönetimlere bağlı bir gençlik kesimi de var ne yazık ki. Biz hiçbir yönetimin adamı olmadık, doğruların adamı olduk, dergâh adamı olduk. Doğruysa yanında; yanlışsa karşısında olduk. Onun için on dört, on beş senedir bizi buradan gönderemedi.

 

Ayhan Arslan: AGEP Avrupa Yakası Genel Sekreteriyim, aynı zamanda yirmi seneye yakın Bağcılar Cemevi, Bağcılar HBVD Genel Merkezinin gençlik komisyonundan gelme üyesiyim.

Derler ya iğneyi başkasına batırıyorsanız çuvaldızı kendinize batırın. Kendimizi de bir konuda eleştirmemiz lazım. Ailelerimizde Aleviliğin temel hoşgörüsü nedeniyle, herkes kendi yolunu kendi çizsin, kendi düşüncesine sahip olsun tutumu vardır. Ben sevdirmeyeyim, “sevecekse Ya Hüseyin, sen kendini sevdir ya da kendileri seni sevsin.”

Bizim ailelerimizin bu hoşgörüsünün sağladığı rahatlıkla geliyoruz, fakat şu an otuz kişiyiz burada, ama Alevilikle ilgili ne kadar bilgiye sahibiz? Tabii yanlışlar var, ama biz ne kadar bilgiye sahibiz? Alevilik nereden geldi, nereye gidiyor? Bize bıraksalar Aleviliği nereye götüreceğiz? Ama bizim daha Aleviliğin gerçekten ne olduğundan haberimiz yok.

Hiçbir zaman gençliğe söz söyleme imkânı verilmez. Verilmeyiş nedeni şudur: Gençlik yaşanan terslikleri benimsemez, olayları irdeler ve eleştirir. En basiti geçen sene basılan dernek takvimlerinin üzerinde beş vakit namaz saatleri, imsakiyeler vardı. Gençler buna itiraz etti. Hatta konuyu sadece dernek yöneticileriyle değil, diğer kurumların yöneticileriyle de tartıştılar. Onların yanıtı, “Niye bunu karıştırıyorsunuz?” oldu.

Geçen sene MHP’li Mehmet Gül vefat etmişti, CEM Vakfı genç­lik sitesinde, “Acı kaybımız, Mehmet Gül vefat etmiştir. Çok üzün­tülüyüz. Allah’tan kendisine rahmet, sevenlere başsağlığı diliyoruz.” diye ilanlar, duyurlar yapıldı.

Bu kişi, çıkıp televizyonda, “Elime silahı aldım, köşe köşe Alevi arıyordum; Alevi genci aradım vurmak için.” diye demeç verebilen ve yedi Alevi gencinin ölümünden sorumlu tutulan bir kişi. Bir televizyon programında karşısına birkaç tane Alevi genci konulmuş; onların sorularıyla karşılaşınca söyleşi yapana, “Beni itle kopukla muhatap etmeyin” diyebilmiş bir kişi.

Bir Alevi düşmanı olduğunu duyuran bir kişi CEM Vakfı bünyesindeki gençlik tarafından bu şekilde el üstünde tutulabiliyor. Biz gençlik adına buna müdahale ediyoruz.

Sorunu Bağcılar Cemevi yöneticilerine götürdük. “Buna karşı bir açıklama yapmanız gerekmiyor mu? Âçıklamayı biz yapmayalım siz yapın.” dedik. Yönetim de, “Orası CEM Vakfı’dır, onlarla hasımız, aynı masaya oturmayız, konuşamayız.” dedi, yan çizdi.

Ama iki ay sonra bir konser düzenlendi, CEM Vakfı Başkanı İzzettin Doğan geldiğinde ayağa kalkıp, ayakta alkışladılar, “Başkanım hoş geldin” dediler.

Biz de bu yaptığınız yanlıştır dedik. Bize yanıtları, siz muhalefetsiniz, zaten hiçbir şeyi beğenmezsiniz, vb., oldu.

 

Atilla Münüklü: Erikli Baba dernek üyesiyim. Gençler tabii ki yolu dedelerimizden öğreneceğiz, bundan şüphemiz yok. Onlara tabii ki büyük saygımız var. Ama ne yazık ki gençlerle yönetim ayrı birer cumhuriyet gibi! Tabii gençler hizmet için buradalar. Tabii ki yolun birinci kuralı hizmettir. Buna saygımız var, Hacı Bektaş’ın himmeti için hizmetimizi yapıyoruz.

Bize öğretilen Alevilik semah, saz, secde... Bunları yapıyoruz, ama bir de Aleviliğin tasavvuf yanı var. Biz tasavvufta çok geri kalıyoruz, tasavvufu öğrenemiyoruz. Gel cemevine, ibadetini yap, secde kıl, rükû et... O zaman bizim Sünnilerden farkımız kalmıyor ki. Sünni de aynısını yapıyor. Camiye gidiyor, namazını kılıyor, dönüp geliyor. Biz Aleviliği yaşamak için öğrenmek istiyoruz.

Biz Alevi gençleri olarak çok uyanık olmalıyız. Bizim gençlerimiz bir şekilde kandırılıyor. Görüyoruz, ülkücü yapıyorlar gençlerimizi. Türklüğü aşılıyorlar.

Demin bir arkadaşım rahmetli Mehmet Gül, “elimde silah Alevi arıyordum” dediğini anlattı. Hâlbuki o adam, Alevi aramıyordu, komünist arıyordu vurmak için. Komünizmin faturası bize kesildi.

 

Ali Kartal: Gençlerin yönetimlerde söz sahibi olamamalarının en büyük nedeni yönetimin gençlere karşı despotluğu! Yönetim iktidarının kaybolmasını istemiyor. Bu da Aleviliğin sonraki kuşaklara aktarılmasında da aslında bir sorun yaratıyor.

Bugün şunu görüyorum: On beş yıl, yirmi yıl sonra Aleviliğin yaşayacağı sorunların temeli bugünden atılıyor, çünkü Alevi gençliği susturulmak isteniyor. Aslında bunu sadece dernek yönetimleriyle bağdaştırmak da doğru değil. Aslında bu dayatma 12 Eylül darbesinin içimizdeki devamıdır.

Biz burada gençleri tartışıyoruz, ama aslında kadınlar da büyük ölçüde yönetimin dışında tutuluyor. Mevcut yönetimlerin demokratik olmadıkları çok açık! Demokratik bir yönetimde kadınlar da, gençler de yerini bulur.

Bir genç, bir kurumda kendisini özgürce ifade edemiyorsa o kurumda demokrasiden söz etmek büyük bir palavradır. Ve bugün de olan budur. Yöneticilere sorduğunuz zaman biz gençlerin her zaman arkasındayız, biz gençleri destekliyoruz, gençler bizim geleceğimizdir gibi palavraları dinliyorsunuz. Aslında yöneticiler kendi anlayışlarına uygun tektip bir gençlik yaratmaya çalışıyorlar.

Nasıl Kürtler, Kürtlüğünden vazgeçerse bu ülkede cumhurbaşkanı ya da başbakan olabiliyorsa bir Alevi genci de sorgulayıcı, eleştirel, muhalif anlayışından vazgeçerse yönetime girebilir. Bunda bir sorun yok. Ama bir şey yapamadıktan sonra, gençliğin önünü açamadıktan sonra, bir fikir beyan edemedikten sonra, bir duruş sergileyemedikten sonra bir Alevi gencinin yönetimde olmasının da bir anlamı yok.

Bugün cemevlerinin çoğalması aslında Aleviliğin gelişmesine yol açmıyor. Bunlar bir anlamda Aleviliği ve Alevileri bir havuzda toplama, bir potada eritme, tektipleştirme çalışmasıdır. Gençler buna karşı kendi öz örgütlülüğünü yaratmak zorundadır. Alevi gençliği kendi örgütlülüğünü yarattığı zaman bu gibi oluşumlara, bu gibi davranışlara kesinlikle tavır koyacak ve karşı çıkacaktır.

Bütün arkadaşlarım şu konuda hemfikir: Hiçbir kurumda gençlik çalışması yapılamıyor. Gençlik örgütlenmesi, komisyonu kurulamıyor; sonra lağvediliyor. Biri geliyor, “Ben beğenmedim, gençlik komisyonunu iptal ediyorum!” diyor. Böyle anti-demokratik bir şey olabilir mi? Olabilir! Alevi toplumunda olabilir maalesef!

Madem kurumlarda biz bu işi yapamıyoruz o zaman biz bu örgütlenmenin yeni yollarını aramalıyız. Bu da gençliğin kendisine bir örgütlülük yaratmasından geçmektedir. Bunu yaptığımız ölçüde dernekler ve yönetimleri gençleri ciddiye alacaktır.

 

Zehra Yıldız: Şahkulu gençliğindeyim sekiz senedir. Bayanlar, çekiniyorlar. Bir toplumda, mesela burada beş altı tane erkek olsa bir bayan gelip giremiyor yanlarına. Yani cinsiyet ayrımcılığı Aleviler arasında da var. Mesela cemlerde kadın erkek ayrı oturtuluyor, başları kapatılıyor, etek giydirilmiyor. Sofra duasında avuç açtırılıyor. Yemek sırasında erkekler ayrı, bayanlar ayrı.

Eşitlik olması lazım! Tamam, erkekler, “bayanlar eziliyor” diyor, ama onu yapanlar zaten kendileri. Yani başta kendilerini düzeltmeleri lazım, ondan sonra konuşmaları lazım! Baş örttürülmemesi lazım! Oturup gençlerle konuşulması lazım! Hep beraber toplanıp, bir ortam yaratılması lazım! Bu yok, erkekler toplanıyor, nereye? Kahveye, türkü bara! Toplanıp konuşulmuyor.

 

Rahime Karahan: Benim cemde en çok dikkatimi çeken şey gençlerin katılmaması. Yaşlılardan çok gençlerin olması daha bir güzel! Bunu göremeyince kahroluyorum. Neden gençlerimiz yok cemde? Her geldiğimde yaşlılarla karşılaşıyorum. Elimizden geldiği kadar gençleri ceme katılmaya yönlendirmeliyiz.

 

Ali Kartal: Benim önerim şu: Kadınların yönetime katılmaya teşvik edilmesi için kurumların yönetimlerinde kadın kotası uygulanmalı. Onları kadın olmalarından dolayı ikinci sınıf muameleye tabi tutmak yerine onları yönetime katmak üzere destek anlamında kadın kotası uygulanmalı.

Aynı zamanda gençlik kotası da uygulanmalı. Ama kota konulması fikrinin yönetimlerin işine gelmeyeceği kanısındayım. Bu demokratikleşmenin ancak kadınların, gençlerin örgütlenip yönetimlerin karşısına güçlü çıkmasıyla sağlanabileceği kanısındayım.

 

Ayhan Arslan: Ben de dernekteki demokrasiden bahsedeyim. Dernekte o kadar geniş, o kadar özgün bir demokrasi var ki, parası olan istediği kadar kişiyi getirip üye yapabilir, yönetime ve çalışmalara müdahale edebilir, burada söz sahibi olabilir.

Bağcılar HBVD Genel Merkezinde bin altı yüz üye var. Şubelerin de üyelerin yüzde otuzu oranında delege hakkı var. Son genel kurulda iki bin üç yüz kişi oy sahibiydi. Şubeler bir yana, merkezin bin altı yüz üyesi seçim günü var, ama normal günlerde iki-üç yüz kişi bile yok. Birçok dernekte böyle işliyor bu demokrasi!

Biri kalkıp çevresinden elli, yüz üye yapıyor. Aidatlarını kendi cebinden ödüyor, bütün masraflarını da kendi karşılıyor. Seçim günü, “İşte size zarf, bu listeye oy verin!” diyor. Derneklerde demokrasi işleyişi bu; Bağcılar özelinde demokrasi işleyişi bu!

Biz yönetime gelince bu üyeliklerin bir kısmını düşürdük. Gerçekten derneğe sahip çıkacak kişiler üye olsun dedik. Naylon üye gelmesin, aidatını başkasının ödeyeceği, sadece seçime gelip oy kullanacak üye olmasın dedik. Dernek çalışmalarından, dernek işleyişinden haberi olmayan, ama derneğin yöneticilerini belirleme yetkisi olan üyeler olmasın dedik.

İki sene sonra tekrar seçime gidildiğinde üye cetvelinde üç yüz yetmiş yedi üye vardı. Ama, dernekte her Perşembe günü 1.500 kişi bulunuyordu. O üyeler gerçekten her hafta buraya gelen insanlardı. Biz peşlerinde koşmadık, gelip kendi rızasıyla üye oldular. Aralarında elli iki tane genç vardı.

Ama sonra ne oldu? “Demokrasi” diyoruz ya, yönetimi değiştirmek için bir gecede üç yüz üye yaptılar. Gelip bunu açıkça söylediler.  Niye diye sorduk? Şu şahsa karşı, onu buradan göndermek, yönetimi almak için dediler. Böyle yapa yapa üye sayısı 1600’e geldi.

Derneklerde demokrasi böyle! Kimin ne kadar çok üyesi varsa, kimin cebinde ne kadar çok parası varsa, derneğe yönetici olabiliyor, dernekte söz sahibi olabiliyor. En kötüsü de Alevi halkının sözcüsü olmaya soyunabiliyor.

 

Ali Kartal: Bu bir yozlaşmadır, çürümedir. Bu çürüme, bugün Alevi toplumunu sarmıştır. Yönetim işi, iktidarı almak için birini haberi bile olmadan üye yapıp, aidatını vermeye kadar götürmüş. Bu bir çirkinliktir. Böyle bir ortamda zaten demokrasiden söz edilemez.

Bu, bize yutturulmaya çalışılan göstermelik demokrasidir. Seçim yapılıyor, sen de üye ol… Şimdi bize şunu söylüyorlar: Gelin, siz de adamınızı getirip üye yapın, siz de yönetime girin.

Bu demokrasi anlayışı sakattır. Bu sakat anlayış, bize siyasilerden miras kalmıştır. İddia ediyorum, bize dedelerimizin babalarımızın oy verdiği CHP’den miras kalmıştır.

 

Ayhan Arslan: Buradaki yöneticilerden birinin bize söylediği bir cümleyi aktarayım, siz derneklerdeki demokrasiyi kendiniz ona göre çözün. Söylediği şey şuydu; “Beni halk seçti; ben halkın oylarıyla buraya geldim; mühür bende”. Sonrası aynen kelimesi kelimesine şuydu: “Mühür kimdeyse padişah odur!”

 

Not: Bu yazı ve söyleşi Sacayak Dergisinin 10. sayısında yayınlanmıştır.


 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 5 Puan Verildi
 Kaynak :  Ahmet Koçak

 Kategori  Köşe Yazısı

 
 
 

 Duyuru
 Köşe Yazıları

alevigundem

alevigundem ¬
İŞARET FİŞEĞİ

Esat Korkmaz

Esat Korkmaz ¬
ALEVİ OLMAK AŞKA ÂŞIK OLMAKTIR

Hasan HARMANCI

Hasan HARMANCI ¬
Kim İleri Kim Geri

Hamza Aksüt

Hamza Aksüt ¬
ALEVİ KİMDİR, ALEVİLİK KRİTERLERİ

Haşim KUTLU

Haşim KUTLU ¬
Evladı Kerbelayık Be Hatayık

Ünsal ÖZTÜRK

Ünsal ÖZTÜRK ¬
DÜALİZM

Turan ESER

Turan ESER ¬
DEDELİK TALİMAT DEĞİL, İKRAR, RIZALIK VE YOLA HİZMET KURUMUDUR.

Murtaza Demir

Murtaza Demir ¬
Anayasa Paketinde Alevi Talepleri Neden Yok?

Durak ARSLAN

Durak ARSLAN ¬
Taşımak…

İsmail KAPLAN

İsmail KAPLAN ¬
Türkiye Şeriata Doğru

Hüseyin DEMİRTAŞ

Hüseyin DEMİRTAŞ ¬
ALEVİLİĞİ TANIMLAMA, TANI

Mihrac Ural

Mihrac Ural ¬
KAOS İÇİN YALAN HABER

Feramuz Acar

Feramuz Acar ¬
2 Temmuzda SİVASta, 3 Temmuzda ÇORUMdayız..

Hıdır Yergezen

Hıdır Yergezen ¬
Alevi Bektasi Inancinin Kadim izleri (4)

Rıza AYDIN

Rıza AYDIN ¬
SIDKÎ BABA’NIN BİR NEFESİNİN AÇTIĞI ÇIĞIR

Seyfi Maxundi

Seyfi Maxundi ¬
EŞİK (ŞEMÛG)

Ahmet Koçak

Ahmet Koçak ¬
Genç Aleviler Konuşuyor - Bölüm III

Reber Cengiz Ünal

Reber Cengiz Ünal ¬
Sürgün Bir Ozan: Emekçi

Seyit Gezek

Seyit Gezek ¬
NE YAPILMAK İSTENİYOR

Fezali

Fezali ¬
Yazı Eklenmemiş
 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
 
 Takvim
9  Eylül 2010  
Pts Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


 

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.5033 1.5106
  Euro 1.9179 1.9272
 
 Reklam



 





Alevilik | Gündem | Siyaset | Dünya Gündemi | Kültür Sanat | İnanç | Bilim | Köşe Yazıları | Duyurular | Mürşitler/Pirler/Talipler/Ozanlar/Deyişler | Yeni Çıkan Kitaplar | GÜLBANKLAR(HAYIRLILAR) | Erkanlar | Araştırmalar Ve Tezler | Biyografi/Otobiyografi | Gizlilik Politikası


 
 

   © Copyright - 2008- Alevi Gündem, alevi haber, alevilik - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.

0,42 saniye.