"Sizin oyunlarınızla başedemedim buk bana derd oldu. Ama size de boyun eğmedim bu da size dert olsun“-Seyyit Rıza
Dersim katliamı, bir isyanın bastırılması amacıyla yapılmış bir aşırılık değildir. Ortada bir isyan da yoktur.
Osmanlı'dan Cumhuriyete devlet ve hükümetlerin önünde "halladilmesi gereken bir sorun" olarak varolagelmiştir Dersim. Ve Dersime ilişkin bütün hikaye, o „halledilmesi gerekir“ sözcüklerinde gizlidir
"Dersim'e sefer olur zafer olmaz" sözü bu gerçeği dillendirir. Dersim'den asker postalı hiç eksik olmamıştır. Osmanlı döneminden 38 Dersim katliamına dek, resmi kayıtlara göre 138 kez sefer olmuştur. Oysa Osmanlıdan öncesi nede 38 den sonrasında postal o topraklardan hiç eksik olmamıştır ve zulmün döktüğü kan hiç kurumamıştır.
Çünkü; Dersimin sakinleri, kadim Ortaklık Toplumu süreğinin son halkası olarak, o güne dek varlığını bir biçimde koruyabilmiş, Anadolu ve Yukarı Mezopotamya‘nın tek sakini tek örneğidir. Gelmiş geçmiş düşmanlığa, bunca mezalime ve soykırıma sebep suçun önü arkası budur. Bundan büyük bir suç da bulunamamıştır.
Bu özelliği nedeniyle de bir devlet hükümranlığı altında olsa da, bir devleti devlet eden en temel yapılarını kabul etmemiştir. Devletin niteliği, rengi, cinsi hiç önemli değildir, devlet olarak devleti kabul etmemiş bir süreğin varisi olarak, sözgelimi devlete asker vermeyi retetmiştir. Aleviler adına üretilmiş“askerlik masalları“ son yüzyıla, özellikle de ikinci yarısına ayittir.
Dersim, devlete vergi vermeyi kabul etmemiştir. Kaç sürgün kaç katliam yaşamıştır kadim Dersim toprağı ama hiç bir devlet, bu toprağın, „Ak Donlu“larından vergi alamamıştır. Bu nedenle de Dersim üstüne yapılan her askeri seferin en önemlli sebeplerinin başında, Dersim Ortaklık Toplumu mallarının yağması gelir. Yağma ve talan da, asker postalı gibi hiç eksik olmamıştır bu kutsal topraklardan. Katliamın en temel ikinci nedeni de budur.
Dersim, tarihinin devletlerle kuşatıldığı bütün zamanlarda, devletlere asker ve vergi vermeyi retdettiği gibi, o devletlerin eğitimlerini de retdetmiştir. Katliamın üçüncü temel sebebide budur.
Gelmiş geçmiş bütün devletlerce ve Cumhuriyet devletince de “cahillikle, eşkiyalıkla” suçlanmalarındaki saiklerdendir bu özellik. Osmanlı Sultanı Abdül Hamit ‘den itibaren başlayarak İttihatçılar döneminde de devam ettirilmeğe çalışılan ve bölgeye konuşlandırılan devlet yatılı okulları, Dersim zeminine bir sızma harekatı örneğidir. Ermeni katliamında oldu gibt dersim katliamında da kimsesiz kalan çocukların bir kısmı, yatılı okullara alınmış orada cumhuriyetin barer militant misyoneri gibi yetiştirilmiştir. Kızlar için ayrı oğlanlar için ayrı sonuçlarla karşılaşılabilecek bir çok trajediyi içeren uygulamalarla, bu çocuklardan birer “Türk Evi” inşaa edilmiştir. Bu politikanın en zalimce uygulaması da, asimilasyona tabu tutulan “Geride kalanlar” içine gönderilerek, militant misyonerlik yaptırılması uygulamasıdır. Ayşe Sıdıka Avar ve geçenlerde yaşamını yitiren pro Türkan Saylan bu uygulamanın tipik bir “çalıkuşu” örnekleridir. İkisi de Kürt kızlarının okutulması gibi görünüşte masum özünde kültürel soykırım mücahidirler. Çünkü, bir halkın kendi özgün aidiyetini bitirmek istiyorsanız kadını öncelikle bitireceksiniz. Hele Şu Dersim bir bakın b.u yönden: küadim otantik adlarının tamamı dişildir ve anadır.Üstünde yaxşayan ne Kadar dil varsa o dillerin tamamında Anadır Dersim. Anamisi, Mananalis, Mamiki adları hep Dersimn anayı tanımlayan adlandırmalyardır. Dersim Halkı da hep”YÜCE KADIN ANANIN HALKI” die bilinirdi. Dersim kadını bitirildiğinde buk geçmişten geriye hiç bir şey kalmayacağı açıktır. Ha!.. Sabiha gökçen mi??… O, kültür katliamında değil jenosidde değerlendirilen bir asker/pilottur!…Kadın değil, erkek kadındır artık!…
Devlet eğitimini, neresinden bakarsanız bakın sizi aynı kapıya götürecek olan kröleleştirme eğitimini kabul etmemenin bedeli ağır olmuştur. Bu nedenle, özellikle de fiili katliamları takibeden süreçler içerisinde hangi köprüler aracılıyla yapıldığını kabaca biraz daha yakın takibe alalım.
Anadolu ve Yukarı Mezopotamya coğrafyasının Kadim Ortaklık Toplumları açısından, Osmanlı Yavuz Sultan Selim dönemi- aynı zamanda İslam Halifeliğinin Yavuz tarafından gaspedildiği dönemdir- İslamiyetle en sıcak temasın da sağlandığı dönemdir. Tabi ki aynı zamanda içte sünni kılıktakı Osamlı diktatoryasıyla, diğer taraftan, Şililik kılığındaki İrani diktatoryayla kuşatıldığı dönemdir. Dersim bu iki kıskacın tam orta yerinde olarak rekabet/husumet halindeki bu iki hegemenyanın da hedefindedir. Dersime “Sefer olunupta muzaffer” olunamamasına bir başka işaret de bu noktadadır.
İran Şia iktidarı, bir yandan Moğol yağmacılığıyla dağıtılan Daylem Kızılbaş geleneğini de arkasına alarak, aynı zamanda, düşünsel bağlamda, 12 İmam öğretisini ve Ali’yi Kızılbaşlaştırarak, bir ölçüde, bu alana girmeyi başarasa da Osmanlı, Abdulhamit döneminde yaptırılan bölge yatılı okullarına dek bu alana gireremiştir.
Genel olarak Ortaklık süreğinin olduğu bir topluluk içinde, Ağalık aramak bir başka tarih çarpıtıcılığıdır.18 y.yıla Kadar, yukardaki belirlemelerimden de anlaşılacağı üzere, Dersim alanında ağalık yoktur. “Aşiret reisi yada ağası” dedikleri, ortaklık temsilcisi kandaş büyüklerdir, mirlerdir kn, bunların çoğu da Pirdir ya da Piranadır zaten.
Bu yazıda sayamayacağım bir çok nedenle devlete yanaşan kimi Pirler ya da Ortaklık önderleri(aşiret mirleri) olmuştur. İşbirliği temelinde Ocak mülkleri bu gibilerin ailelerine vakıf olarak verilmiş, bu da ortaklığın kararmasında, çözülmesinde başlıca etken olmuştur.
Bu bağlamda Abdulhamid, bu ailelerle işbirliği aramış. Bölge yatılı okullarına da bu ailelerin çocuklarını davet etmiştir. Adı edilen “ağalar, beyler” bu gibilerdir ve bu ilişkilenme tarzı Cumhuriyette de devam ettirilmiştir. Dersim katliamında meşruiyet arayışı kabilinden İttihatçı CHP önderlerinin, ideologlarının hala dillendirdikleri, “ağalığın zorbalığına son verildi” demogojisi tam bir safsatadır. Katledilerek tasfiye edilenler Ortaklık( aşiret=)önderleridir. Üretilmiş Ağalar-beylerle ise her dönemde işbirliği içinde olmuşlardır.
Katliam ya da soykırımın temel nedenlerini saymağa devam ediyorum.
Katliamda rol oynayan bir dördüncü temel neden ise Adalet konusudur. Dersim, Alevi Yolu’nun en temel kuralı olan “Dar Adaleti”nin ve ahlakının gereği olarak Devletli kapıdan asla adalet dilenmemiş, hiç bir nedenle hükümet kapısına adalet için gitmemiştir. Devlet otoritesini meşru kılan en temel kurumdur adalet kurumu. Onun retdi devletin retdidir ki, Dersimlilerin katline en önemli sebeptir bu.
Tali noktada daha bir çok neden sayılabilir ancak, bu dört temel sebep, gelmiş geçmiş bütün devletlerin Aleviler üstüne yürüttükleri, ”Haç” ya da “Cihat” seferleri için yetmiştir, artmıştır da. Bunun dışındaki gerekçele, gerçeği örten yada karartan katliamlara meşruiyet arayışının ürünü gerekçelerdir.
Hal böyle olunca, üretilmiş Türk Ulusçuluğu temelindeki Üniter devlet projesi, eğer hayat bulacak idiyse, hükmedenlerin ideologlarına göre, bunun ancak, öteden beri en önemli ayak bağı olmuş ve olmaya da devam eden, Dersim gibi en son “Ortaklık Toplumu” halkasının tarihi köklerinden, o topraklardan sökülüp atılmasıyla mümkün olacağı yönünde olmuştur. Ne olursa olsun, neye mal olursa olsun, Dersim Halledilecektir !..
Dersim katliamında, “tek millet olma” bağlamında “milli/ulus devlet olma” saiki bağlamında Dersim alanının etnisi rol oynamıştır kuşkusuz. Kadim Ortaklık Toplumunun o güne gelebilmiş tek örneği olarak Dersim, Kürt olmasaydı da aynı akibetten kurtulamıyacaktı. Dahası da var; ortada bir isyan ya da isyan hazırlığı da yoktur. Devletin yukardan beri anlatmağa çalıştığım planları, yüzlerce binlerce yıllık direnme geleneği, deney ve tecrübesine dayanılarak bilinmektedir. Ayrıca Koçgiri katliamı daha Cumhuriyet yolunun başında patlatılmış bir katliamdır. Unutulması mümkün değildir ve sıranın eninde sonunda Dersime geleceği bilinmektedir. Direnmeye hazırlanılmakta, Aşiret Kom ya da Komalların Pirleri, Mirleri direnmeye ikna edilmeğe çalışılmaktadır.
İsyan olduğuna dair Kemailst yazarların döktürdükleri safsatalar, Ankaranın ve İstanbulun dışına bile çakmamış kitap esnafının düzdüğü şehir efsaneleridir. Çoğuna da yazdırılmıştır. Vicdanına danışarak yazanlar da dışlanmıştır N.Fazıl Kısakürek gibi.
Koçgirinin yiğit evladı Alişer’in dizelerine bakınız: “Yemin edenler elmaya/Zülfikarı mürtezaya/Geriden tel çektiler/Biz uymayız eşkiyaya”
Yukardan beri anlatmağa çalıştıklarımın birinci ağızdan teyididir bu dizeler. Dizelerin en yakın olarak temas edilen anlamı, dierenme için Meydanda söz verenlerin, tabi ki Alevi erkânına göre söz verenlerin, yüz göre davrandıklarını, riyakar davrandıklarını ve ardından zülmedeceklere tel çekerek “bize dokunmayın biz direneceklerden değiliz” dediklerini anlatıyor. Ancak, batın dilinde bu dizelerin anlamı, çok daha güçlü olarak Alevi yoluyla bağlantılıdır ve bu yazı, bu yönü açmaya elverişli değildir.
Bu gün, Pirimiz ve Seydamız Seyyit Rıza’nın katledildiği gündür. Zulmün celladına o güzel başını teslim etmeyi retteden Pirimiz, o meydanda o saatte kimsenin olmadığından dem vuran devlet temsilcisinin bilinen itirafına karşın, batın aleminde o meydanı hınca hınç dolduran binlerce eski ve binlerce yeni yol evladından, Hakka ve hakikata yolculuk için Rızalık alırcasına şöyle nefeslenmektedir:
EVLADI KERBELAYIK BE HATAYIZ, AYIPTIR!..ZULÜMDÜR!.. GÜNAHTIR!….
Anısı önünde saygıyla ve minnetle eğiliyoruz…….
Haşim Kutlu