Kemal Kılıçdaroğlu, 10 Kasım 2009 günü TBMM’de yapılan
görüşmenin ardından 21-22 Kasım 2009 tarihlerinde çeşitli etkinliklere katılmak
üzere Almanya ve Avusturya’ya gitti. Alevi derneklerinde konuşma yapmak istedi.
Alevilerin protestolarıyla karşılaştı. Bazı yerlerde zor konuştu, bazısında ise
konuşma yapamadı. Türkiye’ye dönüşte toplantılardan memnun olarak ayrıldığını
belirtti ve şunları söyledi: “Üç ayrı yerde toplantı yaptık. Üç ayrı
yerde de zaman zaman arkadaşlarımız karşı görüşlerini ifade ettiler. Münih’te
de, İnsburg’da da, Viyana’da da oldu. Daha önce ben anakent belediye başkanı
adayı iken de benzer tepkiler oldu. Bu tepkileri demokrasinin, sıradan
insanların tepkilerini gösterebildikleri bir olay olarak algılıyorum.”
Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı’na
adaylığını koyduğu zamanki balıkçıların ve bazı esnafın gösterdiği tepkiler ile
Alevilerin gösterdiği tepkiyi birbirine karıştırmaktadır. Alevilerin
tepkilerini, AKP yanlısı sıradan insanların tepkileri olarak algılamaktadır.
İnsanlar çeşitli iddialarla kamuoyunun karşısına çıkıyor.
İddialarını sıralıyor. Halk izliyor. Bireyler kendi başlarına kaldıklarında izlediklerini
tartıp düşünüyor. Sonunda bir kanaate varıyor. Sağlam kanıtlar getiren konuşmacıya,
siyasetçiye doğal olarak bir gönül akışı oluyor. Kemal Kılıçdaroğlu da bu
insanlardandı. CHP’de siyaset yapmasına rağmen halk onu farklı bir yere
koymuştu. Yolsuzlukları, hırsızlıkları sağlam kanıtlarıyla ortaya koyan bir
kişi olarak değerlendirilmişti. Ona kurnaz bir siyasetçinin taktığı ismi de
benimsemişlerdi: “Gandi Kemal…”
CHP’den İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı’na aday
olmasına rağmen, halk daha çok kişisel kimliğini ön plana çıkartmış, onun
şahsına oy vermişti. Kılıçdaroğlu denildiğinde, çalmayan, çırpmayan, rüşvet
almayan, en yakınını dahi kayırmayan bir kişilik akla gelmekteydi.
Kadim bir tartışma var. Dini olanın mı ahlakı olur, yoksa ahlakı
olanın mı dini olur, diye. Din savunucuları dini ön plana çıkartarak ahlakın
kaynağının din olduğunu söylerler. Oysa Alevilerde durum tam tersidir. Aleviler
önce insan olacaklar, sonra cem yapacaklar. Bu yüzden sorgu-sual, ya da
sorgu-görgü Aleviliğin olmazsa olmazıdır. Dara durmayan, sorgu sualden geçmeyen
lokma da yiyemez, semah da dönemez. Demek ki önce doğru olacaksın, sonra cem
erkanının karşısına çıkacaksın.
Doğru olmak, dürüst olmak, hırsız olmamak, koymadığını almamak,
yalan söylememek, iftira atmamak, yolsuzluk yapmamak gibi değerler normal insan
değerleridir. Üzerinde fazlaca konuşmaya gerek yoktur. Ancak tam tersi olursa
üzerinde konuşulabilir. Çalmanın, çırpmanın, hırsızlığın, yalanın, dolanın
hakim olduğu bir yerde doğru olmak meziyetmiş gibi görülebilir. Oysa insan
olmak, doğru olmak normal bir değerdir.
Aleviler genellikle CHP içinde siyaset yapıyor. CHP’yi sol
görüyor. Devrimciler büyüklerini eleştirdiklerinde ise “Ne yapalım, başka parti
yok” diyorlar. Türkiye sanki laikmiş gibi, laikliği CHP savunuyormuş gibi
sanıyorlar. Bu yanlış algılama örneğin AKP’de siyaset yapmayı yanlış, CHP’de
siyaset yapmayı ise doğruymuş gibi gösteriyor. Bir yanılsama gibi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’ye
kazandıran kişidir. Ancak son dönemde halk Kemal Kılıçdaroğlu’nu Deniz Baykal’a
rakip olarak görüyordu. Kemal Kılıçdaroğlu ise ısrarla bu görüşü reddediyordu.
Deniz Baykal da hiçbir zaman bu haberlerden rahatsız olmadı. Kemal Kılıçdaroğlu’na
güvenmesinin boşuna olmadığını anlamış olmalıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu hırsızlığın, uğursuzluğun hakim olduğu bir
alanda halkın gönlünü kazandı. Ona dürüst kişi dediler. Ancak ne zamanki CHP
Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen Dersim katliamını alkışladı ve bugün de
Kürtlere aynı sonu önerdi, Kemal Kılıçdaroğlu zor bir karar vermek zorunda
kaldı. Onur Öymen çiviyi çaktı. Çivi yerinden çıkmaz. Kemal Kılıçdaroğlu kendisini
bataklıktan kurtarma fırsatını eliyle itti, CHP çatısı altında kalmak için
ayağının altındaki zemini parçaladı. Toplumsal gerçeği reddetti, onun
karşısında büküldü. Dersim katliamını dünyada her toplumun başına gelecek
sıradan olaylarmış gibi anlattı. Kamu vicdanının kabul edemeyeceği şekilde
kendisine gösterilen tepkileri sıradanmış gibi gösterdi. Oysa Alevilerin
vicdanları binlerce yılda oluşmuştur. Doğruyu eğriyi sezinlerler. Öyle de oldu.
Kemal Kılıçdaroğlu inandırıcılığını yitirdi. Kendi atasına, dedesine,
akrabalarına, pirlerine, seyitlerine, dedelerine, taliplerine karşı safını
buldu, değiştirdi. Safını katliam savunucu ve öneren Onur Öymen’in yanında seçti.
Kemal Kılıçdaroğlu siluetinin arkasında boş gölge imiş. Alevi edep erkanını
bilmiyormuş. Karar günü geldiğinde zalimin tarafını seçmiştir. Halkımızın bir
deyişi var: “Sen kendi aynana bak da öyle gel” diye. Kemal Kılıçdaroğlu mutlaka
aynaya bakmış özünü görmüştür. Çünkü düşünme fırsatı oldu. Özünün çürük olduğu,
Alevi felsefesine uymadığı anlaşılmıştır. Bilindiği gibi Alevilerin en çok
değer verdiği “İkrar”dır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yolunun, Seyit Rıza’yı ve
yoldaşlarını, halkımızı, erenlerimizi ve taliplerimizi katledenlerin yolu
olduğu ayan beyan ortadadır. Zira Seyidimiz zalimlere şunları söylemişti: “Sizin yalanlarınızla, hilelerinizle
baş edemedim. Bu bana dert oldu. Ben de önünüzde diz çökmedim bu da size dert
olsun!”
Bundan böyle Kemal Kılıçdaroğlu önüne dosyaları koyup
yolsuzluktan, hırsızlıktan söz etse de inandırıcılığı olmaz. Onu
televizyonlarda gören Aleviler gönüllerinde sevgi ile değil ikircikli tutumu ve
safını belirlemesi ile izleyeceklerdir. İzleyeceklerini de sanmıyoruz. Onun
yapması gereken CHP’yi derhal terk etmekti. Siyaset yapması gerekmiyordu.
Evinde oturması daha iyiydi. Kemal Kılıçdaroğlu kendisine güvenenlerin
duyguları ile oynamıştır. Çok yakından bildiği yalanların hilelerin karşısında
direneceğine diz çökmüştür.
Kemal Kılıçdaroğlu kendisine güvenenleri incitmiştir, dik
durmamıştır. Halkın ona taktığı “Gandi Kemal” yakıştırması doğru değildi. Gandi
İngilizlerin partisinde siyaset yapmadı. Gandi sözcüğü dik ve halkın yanında
duruşu çağrıştırmaktadır. Mahatma Gandi İngiliz emperyalizmine karşı uzlaşmazlığın,
kendi halkının yanında duruşun sembolüdür. Oysa Kemal Kılıçdaroğlu kendi
halkını ortadan kaldırmaya, kökünü kazımaya çalışan bir anlayışın ve bir
partinin safındadır. Mahatma Gandi ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki fark çok
açıktır. Bu yüzden Kemal Kılıçdaroğlu’na “Gandi Kemal” denmesi “Gandi”
sözcüğünün içeriğinin boşaltılması anlamına gelmektedir.
Halkımız artık CHP’ye oy vermemeli, kardeşlerimiz CHP’de siyaset
yapmamalıdır. CHP’yi sırtlarında taşımayı bırakmalıdırlar. Oy verecekleri parti
yoksa sandık başına gitmemeli, gitseler de boş oy atmalıdırlar. Kaldı ki ÖDP
gibi, EMEP gibi, DTP gibi partiler var. Onları büyütmek lazım.
Alevileri, devrimcileri hesaba katmak gerekiyor. Toplumun en
bilinçli, çabuk kavrayan kesimidir. Kemal Kılıçdaroğlu gittiği toplantılarda,
seminerlerde, konferanslarda ciddi tepkilerle ve sorunlarla karşılaşacaktır.
Kemal Kılıçdaroğlu gözümüzün bebeği Alişer ve Zarife’yi öldüren Rayber’e
benziyor. Ama aralarında bir fark var. Kemal Kılıçdaroğlu kendisini
öldürmüştür.
sayin öztürk bu elestiri kilictar oglu icin cok acimasiz bir elestiri olniyormu? kilictar oglunun zatina sifatina kemaletine baktigimiz zaman hicte bu elestiriyi hak ettigine kimse inanmaz, sonra alevilerin sandik basina gitmemeli diyorsunuz buda bir toplumun demokratik haklarina müdahale anlamina gelmezmi? saygilarimla