Güvercin Donunda Hızır
Gürbüz Şimşek
Anadolu’da halk inancında Hızır, Peygamber ya da ulu bir ermiş kabul edilir. Ondan ‘’Hızır Veli ya da Hızır Nebi’’ olarak söz edilir. Ölümsüzlük suyu içmiştir. Zaman zaman dünyaya gelip halkın arasına katılarak darda olanlara yardımına koşar ve doğaya yeniden can verir. Üzerinde çiçeklerden yapılmış bir cüppesi bulunan , kırmızı pabuçlu , aksakallı ve nur yüzlü bir ilah olarak düşünülür. Elini sürdüğü kişilerin derdine derman hastalarına şifa dağıtır.
Hızır kültü’nün izlerini Nuh Tufanı’da , Tevrat’ta Kuran’da Hz. Ali’nin kabrinin bulunduğu Necef’de , Hz. Hüseyin ‘in şehid olduğu Kerbela’da bulmak mümkündür. Yakın tarihlerimizde Ahmet Yesevi’de, Hacı Bektaşi Veli, Abdal Musa, Şah Kulu, Seyyit Battal Gazi, Hamza Baba, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet ve daha yüzlerce Ocaklarımızda yaşatıldığını biliyoruz.
Yine Azeri araştırmacı Mirali Seyidof’un yazdıklarından yola çıkarsak, Seyidof, Türk mitolojisiyle ilgili bir eserinde, Hızır’ın kelimesi, sıcak, hararet anlamını taşıyan Hız ile, yüce kişi, ilah manasına gelen ‘’er, ar,’’ yahut ‘’ır’’ kelimesinin birleşmesiyle türemiş bir isimdir. Bu sıcaklık ilahi anlamını taşır. Hızır’ın Arapların Hızır’ı ile karıştırmamak gerekir diye de görüş belirtmektedir..Seyidof’un görüşleri Azeri folklor verilerinden yola çıkmaktadır.
Gılgamış destanında ise, Tanrıça İştar kıral Gılgamışa aşık olur; ama Gılgamış ,onun bütün sevgililerini öldürdüğünü bildiğinden , aşkına karşılık vermez. Buna öfkelenen İştar, kralın üstüne azgın bir boğa saldırtırsa da, Gılgamış’ın arkadaşı Enkidu kurtulamamış ve ölmüştür.Bunun üzerine Gılgamış da cüzzam hastalığına yakalanmıştır. Gılgamış da kendi kendine bende öleceğim galiba diyerek, bitkilerle ve çiçeklerle ilgilenen bir Hakım olan Ut-Napiştim’e akıl danışmaya gider. Ut-Napişdim Gılgamışın cüzzam hastalığına çare bulup ona Tanrıların kendisini nasıl ölümsüz kıldığını anlatır. Okyanusların dibinde yetişen bir bitkiyi kim alabilirse o ölümsüzleşir diye anlatır. Gılgamış’ta bunu alır fakat deniz yılanı bu bitkiyi aldığı gibi kaçıp gider. Akabinde doğduğu kente giden Gılgamış orada hakka yürür.
İşte şimdi altta anlatacağımız Hızır’la ilgili rivayetler ve beyanlar, Mezopotamya’da güçlü bir kralla, İştar ve Gılgamış’la ilgilidir. Ut-Napiştim Hızır’ı temsil eder, Gılgamış’ta Musa’yı temsil eder. Ut-Napişdim bir hakim, bir hekimdir. Zorda olanın yardımına koştuğu gibi, bitkilerin efendisi ve de herkesin dertlerine derman, hastalarına şifa dağıtmıştır.
Bir rivayete göre de, Hatay gibi Orta Anadolu’dan hayli uzak bir bölgede, Saint Georgeres’ın bir meşhur menkıbesi, bir Hızır efsanesi biçiminde yaşamaktadır. Bu efsaneye göre, bundan binlerce yıl evvel Samandağı’nın Hıdır Bey köyünde bir hayat suyu varmış. Bunu bir ejderha beklermiş. Bu sudan alabilmek için her yıl ona bir genç kız vermek gerekiyormuş. Bir gün sıra kralın kızına gelmiş. Kız bağlanıp bir yere bırakılmış. Tam ejderha geldiği sırada çobanın biri mızrağını çekerek saplamış ve onu öldürmüş. Böylece kızı kurtarmış. Köylüler de suya kavuşmuşlar. Çoban kralın kızı ile evlenmiş. Halk çobana Hıdır Bey adını vermiş. Yere saplanan mızrağı ulu bir ağaç olmuş; köye de onun adını vermişler .(Hatay’da Hıdır -İlyas efsaneleri)
Asur Kıralı Sargon’lu bir efsanede de, İştar'dan söz eder. Babası bilinmeyen bir çocuk olarak doğan Sargon, bir sepete koyulup Fırat'a bırakılır. Bir köylüde bu çocuğu bulur ve de aldığı gibi İştar’a götürür . Zaman içerisinde büyür ve de İştar tarafından onu Krallığa yükseltir. Görüldüğü gibi bu efsanenin konusu anlatmaya kalksam Musa Peygamberin hayat hikayesiyle tıpa tıp aynısıdır. Tevrat’ta da adı ''Saydalı Tanrıça'' olarak belirtilen İştar, genellikle doğurganlık simgesi taşıyan ,analık ve bereket tanrıça olarak kabul edilmiştir.
İştar'ı simgeleyen hayvanlar ''güvercin ve aslan'dır. Biliyorsunuz bizde Güvercin dostluğu, kardeşliği temsil eder.
Alevilerde ise Aslan'ı Hz Ali temsil eder diye kabul etmişlerdir.
2.M. S.300 yıllarında bu efsane Grekçe ve Süryanice metinlerinde şöyle özetlenebilir. İskender insana ebedi hayat bahşeden bir çeşme olduğunu alimlerden öğrenir. Bunu aramak için ordusuyla yola çıkar. Yolda çeşitli olaylar sebebiyle askerlerinden ayrılmak zorunda kalır. Yanında sade aşçısı ( bazı metinlerde de bu aşçı Andreas’dır) vardır. Aşçı yemek hazırlamak için bir çeşmeye gider; orada azıkları olan tuzlu balığı yıkamak ister. Fakat balık suya değer değmez canlanır içine atlayıp kaybolur. Aşçı bu suyun aranan hayat çeşmesi olduğunu anlayıp bir miktar içer ve geri döner. Bu olayı olduğu gibi İskender’e anlatır. Akabinde beraber aramaya giderler ve bulamazlar, bunun üzerine Aşçıyı öldürmeye karar verir ve de onun ayağına taş bağlayıp denize atar. Sonrada Aşçı bir deniz cini olarak ebedi hayatına devam eder. Bu efsane İslam’ı kaynaklara şöyle geçer. Nuh Peygamberin torunu Yunan soyundan gelen İskender-ı Zülkarneyn, ebedi hayat veren ve insanüstü güçler kazandıran ebedi bir hayat suyu olduğuna karar verir. Rivayette Tanrı ‘’Sam’’ın soyundan birine vermek arzusundadır. Zülkarneyn, halasının oğlu olup Hızır diye anılan ‘’Elyasa’’ ile askerlerinin refakatında yolculuğa başlar. Hayat çeşmesi , Karanlıklar Ülkesi’ndedir. Üstede yazmış olduğum gibi Hızır ebedi hayat suyu içer. Zülkarneyn bu hayat çeşmesi ona kısmet olmaz. Kaynaklar doğruysa tabi..
3. Şarkiyatların ileri sürdükleri üçüncü menşei, Yahudi efsanesinde belirtildiğine göre başlangıcı çok eskilere giden XI. Yüzyılda yazıya geçirildiği bilinen bir efsane kahramanı aslında Tevrat-ta Elijah yahut İlya, Haham Yeşua Ben Levi ile bir müddet arkadaşlık eder. Yolculuk esnasında İlya bazı tuhaf işler yapar ve Yeşua’nın bunlara canı sıkılır. Olup bitenlerin kendisine anlatılmadığı anlamayan Yeşua, İlya’da sebeplerini sorar. Oda gerekli açıklamaların ilahı bir takdir diye açıklar.
Bu efsanede nakleden Wensınck buradaki Yeşua’nın İslami kaynaklarda Hz. Musa’nın genç arkadaşı Yuşa b.Nün diye teşhis edildiğini söyler ki doğrudur.
Tüm bu anlatımlarda Hz. Musa kısmen Gılgamış’ı ve İskender’i ,Yeşua Ben Levi’yi temsil eder. Hızır ise, sırasıyla Utnapişdim’i Andreas’ı ve İlya’yı temsil eder.
Hızır’ın Lakabı, Adı Ve Soyu:
Hızır, asıl imlasıyla el-Hadır kelimesi , hemen bütün kaynaklarda da el-Hadr, el-Hıdr şeklinde kaydedildiği görülse de el-Hadr olduğu kabul edilir.. Türklerde Hızır veya Hıdır, İranlarda ise Khezr şeklinde kullandığı görülüyor. El Hadr kelimesinin yine Arapça’daki el-Ahdar (=yeşil, yeşil dal veya yeşilliği çok yer)
Kıtabı Mukaddes’de gerçekten şöyle bir cümle bulunmaktadır.’’İşte adı Filiz (Yeşil) olan adam; oturduğu yerden filizlenecek ..
Hızır’ın soyu Nuh Peygamber, İbrahim Peygambere, Adem Peygamberin torunu gösterilmektedir. Hızır, Hz.Musa’nın rakibi Firavun’un oğlu gösterilmektedir ki bu doğru değildir...
Hızır’ı öğreten, Hz.Musa’nın öğrenen bu nasıl düzelecek? Hz. Musa Peygamber yani Nebi. Hızır’a ise Nebi veya Veli diye söyleseler de, Sufilerin İlm-i Ledünni (İlmi ledün,çalışılarak,Kamil insan aşamalarında,Hak yolunda yürümekle alınabilecek vehbi ilimdir, sırlar ilmine ilmi batın) dedikleri ilmin mahiyetini tartışır.Tasavvuf çevreler Hızır’a Veli , diğer çevreler ise Nebi olarak kabullenmişlerdir.
Yaşadığı Zaman:
Kaynaklarımızda Hızır’ın Hz. İbrahim devrinde yaşadığı onunla Babil’den göç ettiğine, Süleyman Peygamber zamanında yaşadığına dair rivayetler vardır. Fakat Hz. Musa’dan çok önce İran Hükümdarı Efrudun b.Esfiyan devrinde hayatta olduğunu Zülkarneyn’in öncü kuvvetlerini yönelttiğini Hz. Musa zamanında yaşadığı kabul ediliyorsa da Hz. İbrahim döneminde de yaşadığı varsayılır. (Hızır’ın hayatı, Buda’nın yaşadığı hayatın bire bir aynısı olduğunu bazı rivayetler kabul ederler. Ehl-i Kıtap çevrelerinin haricinde, Uzak Doğu Budist çevrelerinden gelmiş bulunduğunu göstermişlerdir..)
Tasavvuf çevrelerince Hızır’ın ebedi hayatta olduğu inancını benimsemiş olması, Hızır kültünü canlı tuttuğu gibi 20. yüzyıla değin canlı kalmıştır. Bu da Aleviler (Kızılbaşlar) tarafından bugünlere getirilmiştir Hızır Cemleri, üç gün anısına oruç tutulması, dilekler dilenmesi buna benzer deyişlerle, şiirlerle, koşuklarla anılmasıdır.
Hızır’ın Sünnilikten apayrı bir durum vardır. Özelikle Şiiler ve Aleviler Hızır’ı canlı tuttukları gibi, hayatta olduğu görüşünde birleşirler. Rivayetlere göre Hz. Ali’nin vefatında cenaze merasimine katılmış ve Ehl-i Beyt-e başsağlığı dilemişlerdir. Kerbela husumetinden sonra, Ehl-i Beyt ailesini teselli ettiği rivayet ediliyor..
Nasıl ki, Hz. Musa ve Hızır şeriatın birinci aşamalarını ve zahir yönünü yaşamışlar ise batın şeklinde düşünülürse de, Hızır eşittir Hakk’tır. Hak varlığın simgesidir. Varlığın yaratılmasında ise Hakk’la Hızır bire bir aynı kişidir.. Hızır özlemin aslanı, güvercini, atlısıdır. İsteyip de ulaşamadığın bütün isteklerinde, Hızır-Hakk’tan her zaman yardım dilemendir. Yoksa yaşamda umut olmadan var olamazsın. Umut Hızır’dır, Hakk’tır.
Yine ünlü ilim adamı Hazin’e göre Hızır diridir. Yine Delaliu, “Hoyrat Şerhi Kara Davut” adlı eserinde Hızır’ın Hz. Muhammed ve Hz. Ali’ye iki duayı öğrettiği yazar.
Ab-ı Haya’tı içtiği anlatılan Hızır’ın Mürşid-i Kamil olduğunu Şah Hatayi’nin bir kaç nefesinden aktaralım:
Azattır fenadan geçen
Zulmetin kapusunu açan
Hızır sıfat veli gerek
Hatayi sözünün manisin verdi
Yar ile ettiği ahdinde durdu
Cebrail Musa’ya Hızır’a var dedi
Mürşid-i kamile varmadan olmaz
Hızır’la ilgili olarak yine Şah Hatay´- de şöyle sesleniyor:
Hızır’ın suyu benem
Ab-ı Hayat bendedir
Kevser’den içen geçsin
Kadr-ü Berat bendedir.
• Uşten ile cân benem
• Delil-ü burhan benem
• Bu cümle Kuran benem
• Savm-ü salat bendedir
15’yüzyıda Pir Sultan Abdal Hz. Hızır’ı nasıl ifade ediyor
Bismişah dedimde girdim helale
Gözüm açıp bakdım bir hüp cemale
Sıdk ile çağırdım ceddim celale
Eriş Hızır Nebi canı gözlerim
• Yine Pir Sultan Abdal'ın şu dörtlüğünde Hızır'ın bin bir adı olduğunu anlatmaktadır.
Bin bir adı var adı Hızır
Her nerede çağırsan orada hazır
Ali Padişahdır Muhammed vezir
bu fermanı yazan Ali değil mi
• Yine 17. yy’da yaşamış olan Teslim Abdal şöyle söyler.
Bülbüller gülşende efgane durdu
Hüseyin Hakk’ı içün serini verdi
Doldurdu doldurdu bir dolu verdi
Ol Hızır’ın yeşil eli sabakan
Hızır, Anadolu insanın anlatımında değişik kıyafet ve görünümlerle zaman zaman , Bozat sırtında kimi zaman, yaya olarak Anadolu diyarlarını karış karış dolaşmıştır. Zorda olanların yardımına koşmuştur. Yani Hızır, ümmetini gözetler, denetler, vicdanı değerleri ölçerek gönüllere konuk olup sevdalılar yardımcı olan elle tutulmaz, gözle görülmez Nebi’dir , Şah-ı Merdan Ali’dir, Veli’dir.
Elaman mürnet huzura geldik
Yardım eyle Bozatlı Hızır
Yüz sürüp yerlere yardım diledik
Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır
Toplanmış cemaat dua ediyor
Hızır gelir diye herkes bekliyor
Çağıran kişiye yardım ediyor
Yetiş yardım eyle boz atlı Hızır
Mümin olan yüzün hep Hakka döner
İrfan meydanında kaynayıp piş
Diz çökmüş önünde affını diler
Yetiş yardım eyle Boz atlı Hızır
Seni seven canlar elini açmıç
Hızır günü diye duaya durmuş
Nebilik,Velilik tek tek sana gelmiş
Yetiş yardım eyle boz atlı Hızır
Mümin ikrarına sadık olunca
Kusurunun ele alıp gelince
Ağlayıp ,sızlayıp af dileyince
Yetiş yardım eyle boz atlı Hızır
Kemter Derviş diler özüne himmet
Makrum etme beni ey mürüvvet
Evliya enbiyanın yüzü suyu hürmet
Yetiş yardım eyle boz atlı Hızır
Görüldüğü gibi değerli canlar, Anadolu insanı Hızır’ı hep yanında hisseder; onsuz bir yere gitmez ,darda olduğun zaman yanına koşar . Yeter ki özümüzü ikilemeyelim, Zor günlerde Hızır’ı anmak değil, her zaman anmak gerekir.
Yola çıkanlara ‘’Hızır yoldaşın ola’’ denilerek, rahatlarız, cesaret alırız. Hatta Çanakkale savaşlarında, kuşatıldıkları anda ‘’Yetiş Hızır’’ dediklerinde sakallı, asalı bembeyaz giysiler içerisinde en önde koşanın karşı güçleri bozguna uğratan komutanın kendilerine yardımcı olan bilgenin veya dervişin Hızır olduğu iddia edilir.
İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde önemli bir emanet verildiğinde ,’’Bu Hızır Emanetidir’’ derler. Yani Onur bir görevdir. Size birisi Bu Hızır emaneti derlerse, sakın ona kem gözle bakmayın.
Aleviler Hızır’ı her zaman gönüllerinde yaşatmışlardır. Bununla birlikte Hızır’ misafirleriyle bütünleştirmiş olup , misafire Hızır misafir’i diyerek hürmette kusur etmez
Şah Hatayi bir nefesinde Hızır’la Hızır’ı da Hz. Ali ile özdeşleştirmişler. Konağa, eve gelen misafirler Hızır veya Hz. Ali gelmiş gibi itibar ve hizmet görür. Hatta Hacı Bektaşi Veli ocak’larında icazetnamelerde (Ayende ve revendeye it’am-ı- taam’’ )gelip gidenlere yedirme yeridir şartı konulmaktadır. Hacı Bektaşi Veli Dergahı’nda halen misafirler için bilhassa eskiden dergahlarda Hızır aşkına yemek için böyle bir yer mevcuttur.
Pir Sultan Abdal Ocağı’ndan olduğumuzdan, ben ve kardeşlerimizi, Hızır gününde, ben henüz altı yedi yaşındayken, ben ve kardeşlerimi, taliplerimiz her birimizi alıp evlerine götürmek için önceden babama söyler, Hızır orucunda üç gün bizleri alır evlerine davet ederler Bildiğimiz dualardan ve ya Duaz-ı İmam okur, lokmalarımızı yer ve tekrar bizi evimize getirirlerdi... (Kımıcılar,Ezaller,Felekkiller,Emikkiller… Yani anlam olarak taliplerimiz, biz ocak çocuğu olarak uğur getirdiğimizi ve hanelerine dirlik ve bereket gelindiğini, huzur getirdiğimiz ifade edilirdi Hızır gününde). Babam’da bize nasihatlarında ve muhabbetlerinde böyle anlatırdı.
Yine ''Pir Sultan Abdal'' bir nefesinde ''Hızır'’ı şöyle anlatır.
Misafir aşk kapusunun dilidir
Hızır’ı kim severse o’nun gülüdür
Tanrı misafiri pirim Ali’dir
Mihmanlar siz bize sefa geldiniz
Bir eve kahrola misafir gelmez
Çalınsa çırpınsa ektiği bitmez
Çağırsa bağırsa bir yere yetmez
Mihmanlar siz bize sefa geldiniz
Hizmet eyle sen ki daima gele
Yavan yaşık bizim yüzümüze güle
Büyük küçük onu hep hızır bile
Mihmanlar siz bize sefa geldiniz
Misafir gelir ki kısmeti bile
Misafir Hızır’dır özrünü dile
Pir Sultan’ım misafir’e kul ola
Mihmanlar bize sefa geldiniz
Pir Sultan Abdal, kendi yorumuyla Hızır’ı anmazsan misafir gelmez der. Hizmet eyle ki daima hanene gele, Hızır gözüyle göresin. Can gözüyle bir terazide tutasın ki, kısmetin arta, yuvan şen ola der. Karacoğlan ise Hızır’ı şöyle tarif eder.
• Deryalar üstünde Bozatlı Hızır
• Benli Boz’a binmiş o da geliyor
Görüldüğü gibi Hızır geniş coğrafyalarda dile getirilmiştir. Yani görüldüğü her de Hızır evi, Hızır çeşmesi, Hızır mağarası diye önemli isimle anılır.
Anadolu’da eskiden dedeler, pirler tüm taliplerini genellikle yürüyerek dolaşmak mümkün olmadığından. Hızır orucu yörelere göre değişir. Çünkü Hızır hangi köye gider, hangi eve giderse uğur gelir.
Yine Anadolu’da yaşayan Aleviler, sabah güneşi doğar doğmaz yakındaki taşa veya ağaca (Ya Hızır) diyerek niyaz ederler. Rivayete göre Hz. Ali Şehit edildiğinde, güneşe dönerek göğe yükselmiştir. Ayrıyeten bizim evin bitişiğindeki Kutsal Tekke var. Pir Sultan Abdal Horasan’dan ilahi gücüyle getirdiği kutsal mübarek taş’a, biz dahil hiç kimse niyaz etmeden o kapıdan geçmez. Tekke’ye yaptığımız niyaz da Hızır Nebi'yi, Pir Sultan Abdal’ı görürüz. Üstelik niyaz edenlerin işinin rast gideceğini, gönlündeki kirlerinden arındırılacağı bilinci ile Pir Sultan Abdal’dan yardım dileğinde bulunmaktır. Dua edilirken ‘Hak Muhammed Ali’ yardımcım olsun deriz. Burada Hakk’ın yerine ''Hızır'' denilmektedir.
Hızır Oruçları Diyanet saatiyle ilgisi yoktur. Hızır Aleviler arasında çok özel bir yere sahiptir. Fakir’in yanında, zalimin karşısındadır. Çıkar hesapları güdenlerin karşısındadır. Yalan söyleyenlerin, dedikodu yapanların, karşısındadır. İşleri rast gitmez. Değerli canlar.
Hızır orucu üç gün tutulur. Salı, Çarşamba, Perşembe Cumayı bağlayan gece bölgelere göre, cem yapılır. Qawute veya kavut yapılır inanışa göre bir odaya konur. Hızır gelecek diye sonra Qawute eğer kesilmişse kurban ile birlikte lokma olarak dağıtılır. Hızır Kurbanı sıradan kurban gibi değildir. Kurban edilecek olan hayvan, erkek ve de önceden ayarlanmış ve beside tutulduğu gibi yıkanır, tüyleri taranır, gelinlik bir kız gibi süslenmiş şekilde bekletilir. (Tığlanacak zamanı ve de Hakk’a gideceği saat) Daha sonra Tığlanmak için, bir Dede'nin veya bir Ana'nin kurban duası ile tığlanır. Kanı ise kesinlikle kazılmış bir yere akıtılır. Kurban'ın kanı, biz, Aleviler için kutsaldır. Rengi kırmızı olduğu gibi, Kırklar Cem'inde Hz Ali'nin koluna neşter attığında, diğer canlarında kolunda kan damlar. Hz Ali'nin kolundaki kan damlası durduğunda, diğer cem erenleri ve analarında kolundaki kan damlası durur.Anlam olarak canların bir beden olduğu, her birisinin aynı terazide oluşu, Kırklar cemindeki kan ritüeli herkesin eşit oluşunu ve de Hz. Ali’de bunu koluna neşter vurması ile kanıtlamış olmaktadır… Bu konuyu anlamanız için Miraç olayını bilmenizde yarar var diye düşünüyorum...
Hintlilerde günümüze kadar Hace Hızır adında bir dervişi kutsamaktadır. Dereler ilahı ya da akarsularda cin olduğu inancı vardır. Anadolu’da olduğu gibi Hintlilerde de Hace Hızır'ın ak sakallı, yeşil giymiş bir ihtiyar bilge olduğuna inanılır. Detaylara inildiğinde Hace Hızır ile Alevilerdeki Hızır aynıdır.
• IRAN= Şirvan bölgesinde Bacervan şehri yakınlarında Hızır evi vardır.
• SURIYE= Şamda Ümeyya camisinde Hızır makamı vardır.
• LÜBNAN= Cebel eteklerinde Hz. Hızır Aleyhisselam makamı olduğu biliniyor.
• KUDİS= Mescid-i Aksada bir Hızır kapısı vardır.
• FAS= Fes şehrinde Sidi Harazem'de Hızrıye tarikatı bulunmaktadır.
• IRAK=Bağdat’ta Hızır makamı vardır.
• TURKMENISTANDA= Semerkand'da Hızır makamı vardır.
• MISIR= İskenderiye kalesinin sahil kapısının adı Hızır kapısıdır.
• AZARBEYCAN = Şirvanlılar Hızır-ı inde adındaki bir türbeye bugünde ziyaret etmektedirler. Söylenceye göre Hızır bu türbede yatmaktadır.
• Evliya Çelebi Kudüs dolaylarında Hızır-ı İlyas makamı olduğunu beyan eder. İlyas Peygamber burada bir kaya üzerinde ibadet etmiş olup başlarının ve dizlerinin izi çıkmıştır.
Ayrıca Sivas, Malatya, Edirne, Tokat; Çorum, Samsun, Merzifon,Yozgat, Tunceli, Bingöl, Kars bu bölgelerde Hızır’ın olduğu yaşatıldığı rivayetler arasındadır.
Tarihi Taberi'de, Hz. Muhammed şöyle buyurmuş. Hz. Muhammed sual etmiştir ki, Kardeşim Musa’ya Allah rahmet eylesin, ne olurdu Hızır Aleyhisselam’a daha fazla sabır gösterseydi de daha çok bilgi ve beceri sahibi olurdu. Ancak şu üç şeyi bildirdi' dedi, bizde zikrettik.
Ne zaman yola çıkarsan Pir Sultan Abdal’ı an… Ne zaman yolda belde kalırsan Hızır’a sor... Ne zaman yalan ve gaybet edersen Hızır’ı anma.....Çünkü Hızır Nebi, (Veli-İlmi Ledün) bu yolda ikilik edenlerin darda darına, zorda kalanın yanında olmaz...
Abdülkadir İnan'ın kaydettiği,
Rengine şifa tileymen dihkançiga
Hazret-i Hızır Ata-dur, sizden meded tileymen
Derdige deva tileymen, mataçiga pir olgan
bu tarzda şaman duası, Şamanistlerin Hızır’dan yardım diledikleri gibi, Alevi -Bektaşilerin duaları ile Şamanistlerin gülbanklarıyla bir bağ kurulabilir kanısındayım...
Sevgili canlar şu altın değerindeki atasözünü de gönül bağınızın bir köşesine ekin...
''Her vakdini hazır bil, her gördüğünü Hızır bil''
Hak- Muhammed- Ali yardımcımız Bozatlı Hızır yoldaşımız olsun...
Gürbüz Şimşek
Kaynaklar: Pir Sultan Abdal Ocağı Yazmaları
Tarihi Taberi, Sahihi Buhari
AABF-Ismail Kaplan
Esat Korkmaz Çalışmaları
Hasan Kilavuz Dede
Ahmet Yasar Ocak, Hizir Yahut Hizir-Ilyas Kültü
Hasan Harmancı Çalışmaları