Anasayfa HABERLER Alevilik 'Alevilik bir dindir'

Kitap

Alevilikte Cenaze Erkanı

Burada verilen cenaze erkânı, Alevi tasavvufunun özgün içeriği ölçü alınarak amacımız durumunda bulunan “ortak inanç uygulaması”nı yaratmak için yazıldı.Yazdığımız “ortak inanç uygulaması” ile çelişki oluşturmayan şu ya da bu bölgedeki-köydeki-yöredeki “ayrıntı” durumundaki “farklı” uygulamalar, bir “zenginlik” olarak algılanmalı, yaşaması için çaba harcanmalıdır. Devamını okumak için tıklayınız.
'Alevilik bir dindir'
'Alevilik bir dindir' PDF Yazdır e-Posta
AleviGündem tarafından yazıldı   
Çarşamba, 19 Kasım 2008 13:34
Araştırmacı Mehmet Bayrak, Oral Çalışlar'ın Alevilik'le ilgili sorularını yanıtladı. Bektaşi tekkeleri, Kızılbaş isyanlarında hep Saray’ın yanında yer almış ve Kızılbaş topluluklarla ters düşmüşlerdir. Ancak gerileme döneminde Bektaşi tekkelerinin ellerindeki malların alınmasından sonra, Bektaşi babalarıyla Saray’ın ilişkileri bozulmuştur. Alevilik nedir? Bir yaşam biçimi mi, ya da bir felsefe mi sadece? Semavi dinlerden farkı nedir?

Bektaşi tekkeleri, Kızılbaş isyanlarında hep Saray’ın yanında yer almış ve Kızılbaş topluluklarla ters düşmüşlerdir. Ancak gerileme döneminde Bektaşi tekkelerinin ellerindeki malların alınmasından sonra, Bektaşi babalarıyla Saray’ın ilişkileri bozulmuştur

  Alevilik nedir? Bir yaşam biçimi mi, ya da bir felsefe mi sadece? Semavi dinlerden farkı nedir?   

Hazırladığım Aleviliğe ilişkin dört eserde İttihad ve Terakki kaynaklı Resmi ideoloji, Aleviliği ‘Türk Müslümanlığı’ olarak sunmaya çalışırken, bunun tarihsel ve toplumsal gerçeklikle ilişkisi bulunmadığını belgeleriyle ortaya koydum...

  

Yaklaşık 30 yıldır Alevilik konusunda çalışma yapıyorum geldiğim nokta şudur: Alevilik, geçmişi binlerce yıla dayanan bir evrensel- doğal dindir. Araştırmacılar, kısmen sol resmi ideolojinin, kısmen Kemalist resmi ideolojinin kısmen de İslam dininden gördükleri zararın etkisiyle, Aleviliğin bir ‘din’ olduğunu söylemekten kaçınıyorlar... Oysa, dinler ve inançlar insanlık tarihi boyunca vardı ve bugün de devam ediyor.

  

İnsanlar, ya İslamcıların etkisinde kalarak Aleviliği mezhep veya tarikat olarak nitelendiriyorlar, ya Kemalistlerin etkisinde kalarak Türk Müslümanlığı olarak değerlendiriyorlar ya da sol aydınlar gibi öğreti, felsefe, yaşam biçimi, inanç veya erkân olarak adlandırıyorlar. Aleviliğin felsefe, kültür, yaşam biçimi, inanç ve erkân boyutu vardır, ancak bunların hiçbiri Aleviliği tek başına anlatamaz...

  

Kürt kimliği ‘riskli’ olduğu için, sol gelenekten gelen ve o güne kadar Alevilik gibi bir sorunu olmayan nice insanlar, Aleviliğe yönelerek kitaplar çıkarmaya başladılar. Daha önce Alevilik ve Alevi edebiyatını yazanlar, çoğunlukla asker ve sivil bürokrat Kemalist yazarlardı. Bu nedenle, Alevilerin doğrudan kendilerini yazmalarını önemsemekle birlikte, bunların yazdığı kitapların çok büyük bir bölümünün bilimsellikten uzak, eski çalışmalardan bile geri olduğunu söylemek durumundayım.

  Kürt Aleviliğinin ortaya çıkışı, Kürtlerin İslamlaşması...   

Alevilik konusunda öncelikle söylenecek şey, bu inanç ve kültürün bugünkü Mezopotamya ve Anadolu toprağından kaynaklandığıdır. Sümer uygarlığıyla Hitit uygarlığından artakalan ürünler, bu uygarlıkların inançsal- kültürel yapılanmasıyla Alevilik arasında büyük bir benzerlik bulunduğunu ortaya koyuyor. Nitekim, İlahi gücün insanda görülmesi, ibadetin kadın- erkek birlikteliği ve eşitliği temelinde yapılması, müzikli ibadet yapılması, dini törenlerde ilahiler/nefesler eşliğinde raks/ semah yapılması ve öğütler verilmesi gibi temel motiflerde büyük benzerlikler vardır.

  

8-11. yüzyıllar arasında yani İslamiyetin henüz nüfuz edemediği Kürt coğrafyasında yetişmiş ve eski Kürtçe’nin Lur lehçesinde yazmış 30 dolayında Kürt şairi bilinmektedir bugün, ki bunların yarıya yakını kadın şairlerdir. Bu kadın şairlerin yarısı ise tanbur eşliğinde eserlerini terennüm etmektedirler. Bu şairlerin dinsel unvanları Babe/Baba kadınların sıfatı ise Daye veya Xatun’ dur.

  

Literatürde Yarsanizm, Ahlê Haq gibi adlarla anılan bu Yaresan Aleviliği, Batı’da doktora tezlerine konu olurken, Türkiye’de bilinmemektedir bile. Bu bilinmeyince de, Babailiğin nereden geldiği, Hakikatçı Alevilik’teki ve Bektaşilikteki Baba’lık ve Ana’lık sıfatlarının nereden geldiği bile bilinmez.

  

Sünni Kürtler’in, Şafiî mezhebinin yanı sıra Nakşibendi, Sühreverdi, Rifai ve Nurculuk tarikatlarına yönelmesi, ilginçtir. Bu tarikatlerin çoğu ibadetlerini erbane türü çalgılarla yapmaktadırlar.

  Türkmen ve Kürt Aleviliği arasında fark var mı? Türkler Anadolu’ya gelmeden önce nasıl bir inançsal evrim geçirdiler? 

İddia edilenin tersine, Türkmenler esas olarak Alevilikle, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında buluştular.

  

Alevilikle ilgili ilk Türkçe şiirlerse 13. yüzyılda, Yunus Emre ile başlıyor.

  

Kürt ve Türkmen Aleviliği arasında bazı gelenek ve töre farklılıklarının olması doğaldır. Sözgelimi ‘kirvelik’ ve ‘müsahiplik’ kurumu Kürt Alevilerine özgü bir gelenektir. Müsahiplik kurumu, Aleviliğe akraba Ezidilik ve Ahlê Haqlık gibi dinlerde “ahiret kardeşliği” olarak nitelendirilen, Kürt Aleviliğinde de son derece önemsenen bir kurumdur. Öyle ki, müsahibi olmayanların cem’e girmesi bile mümkün değildir ve sorumlulukları son derece ağırdır.

  

Bektaşilik ile Alevilik arasında belirgin bir fark var mıdır? Sizce Kürt Aleviler arasında Bektaşilik etkisi var mı?

  

Alevilik geçmişi binlerce yıla dayanan bir evrensel- doğal dindir. Bektaşilik ise, 13. yüzyılda yaşamış Hacı ( Hace) Bektaş Veli adına, ancak ondan 200 yıl sonra yani 15. yüzyılın sonlarında Kızılbaşlığı Müslümanlığa ve Saray’a yaklaştırma amacıyla kurulmuş bir köprü- tarikat. Anadolu’nun göbeğinde kurulan Hacıbektaş Tekkesi’nin postnişinlerinin büyük bölümü bile Anadolulu değil, Balkanlı’dır. Zaten kuruldukları bölgeler de Kızılırmak’ın batısında kalan Türkmen bölgesi ile sonradan fethedilen Balkan ülkeleridir.

  

Kızılbaş Türkmenler’i, gerekse fethedilen Balkan ülkelerinin halklarını Müslümanlığa ve Saray’a yaklaştırmaktır. Güçlü Kızılbaş/Alevi ocaklarına sahip Kürt coğrafyasında ise bu güdümlü tekkelere cevaz verilmemiştir.

  

Bu özelliklerinden dolayı Bektaşi tekkeleri, Kızılbaş isyanlarında hep Saray’ın yanında yer almış ve Kızılbaş topluluklarla ters düşmüşlerdir. Ancak gerileme döneminde Bektaşi tekkelerin ellerindeki malların alınmasından sonra, Bektaşi babalarıyla Saray’ın ilişkileri bozulmuş ve kimi Bektaşi babaları 1789 Fransız Burjuva Devrimi’nde bu hareketin ideologlarıyla ilişkiye girmişlerdir. Bektaşilik, özellikle bundan sonra bir muhalefet hareketidir ve kanımca 19. yüzyılın başında lağvedilmesi daha çok bununla ilişkilidir...

  Aleviliğin bir ‘din’, Bektaşilik ve Mevleviliğin birer ‘arikat’ olduğu, Devletin gizli etno-politik inceleme raporlarında da yer almaktadır. Bugün belirli mensupları bulunan bu iki tarikat, günümüzde Aleviliğin bir parçası ve yorumu olarak algılanmaktadır. 

Alevilik ve Semavi dinler...

  Alevilikle semavi dinler arasında kimi simgesel benzerliklerin ötesinde köklü bir fark vardır. Bunlar ise, tarihi akışı içerisinde semavi dinlerle etkileşimi sürecinde ortaya çıkan motiflerdir. Sözgelimi, Hıristiyanlıktaki (Baba- Oğul- Kutsal Ruh) teslisinin, Aleviliğe sonradan eklemlenen (Hak- Muhammed- Ali, Hakikatçı Aleviler’de Hak- Ali- Hüseyin) üçlemesine dönüşmesi (12 Havari’nin 12 İmam’a) dönüşmesi türünden benzerliklerdir. Dinler arasındaki en büyük belirteç, Tanrı ve İnsan algılamasıdır. Alevilik, tanrısal gücü bir bütün olarak evrende mündemiç, en belirgin yansımasını insanda bulan gizil bir güç olarak algılarken başta İslamiyet olmak üzere semavi dinler insanı ‘kul’ düzleminde, etkisiz bir element olarak görmektedirler. Semavi dinler tarihinde sayısız Alevi, bu anlayıştan dolayı katledilmiştir.   Cumhuriyet ve Aleviler... 

Açıkça söyleyeyim ki, Aleviler’in bugün karşı karşıya bulundukları sorunun temeli, tek tip toplum yaratma amacı güden 1912 sonrası İttihad ve Terakki yönetimi ile bunun güçlü devamı niteliğindeki Kemalist rejim tarafından atılmıştır.

  

Cumhuriyet rejiminin yapmak istediği şey, Hanefi mezhebi ekseninde bir ‘Devlet Müslümanlığı’ yaratmak ve Aleviliği de bunun içinde eritmektir. İttihad yönetiminin bu konuda gizli raporlar hazırlatması, Kemalist rejimin bir dizi yasal ve dinsel düzenlemeyle bunu uygulamaya koyması ve günümüzde hâlâ Alevi köylerine cami yapılmaya çalışılması, başka türlü izah edilebilir mi?.. Bunun için Müslümanların kutsal kitabı Kur’an bile yeri geldikçe kullanılabilmiştir. Sözgelimi Kuran’ın Cumhuriyet döneminde Diyanet aracılığıyla yapılan ilk tefsirinde M. Kemal’in verdiği direktif şöyledir: “Kur’an, Türk-İslam geleneği gözönünde bulundurularak tefsir edilecektir.”

  

Yazar Cafer Solgun: Alevi dernekleri Ergenekon’a sessiz

  

‘Alevilerin Kemalizmle İmtihanı’ kitabını neden yazdın.

  

Dersimli bir Kürt Alevisiyim. 1970’li yıllarda Dev-Genç’liydim. 17,5 yıl yattım. 12 Eylül’de ve 90’lı yıllarda. Alevi meselesinin önemini sonradan kavradım. Aleviler asimilasyondan şikâyetçidir. Bunun en önemli nedeni, devlet politikaları. Biz bu topraklarda devrim yapacaktık fakat bu toplumun gelenekleri ve inançlarıyla ilgili merakımız yoktu. Marksizm’i ezbere bilirdim, sosyalist devrimleri araştırırdık, Mao’nun neler söylediğini bilirdik ama bu toprakları tanımazdık. Sol hareketlere destek veren Alevilerin dertleriyle ilgilenmezdik. “Dedelik feodal bir kurumdur, din toplumun afyonudur” dedik. İçinden çıktığımız toplumu araştırmadık bile, merak dahi etmedik.

 

Alevilerin sorunu nedir diye düşünmedik.

  Ne zamana kadar ibadetler gizli yapıldı?  

1990’ların başına kadar böyle yapıldı. Çünkü 60’lı ve 80’li yıllarda baskılar hep oldu. Cemler jandarmalar tarafından basılmıştır. Dinine uyacaksan camiye gidecektin Aleviliğinden vazgeçmek gerekiyordu. Solun yanlışıysa şuydu özgürlükleri kısıtlanmış bir topluma destek vermemek, onların özgürlükleri için savaşamamak. Buna karşılık Alevilerin rejime, devlete karşı besledikleri eleştiri kültürünü kullanmıştır, sol. Aleviler tüm sol hareketlere destek verdiler.

  

Cumhuriyet Alevileri dışlamasına rağmen, Aleviler cumhuriyete ve Kemalizme sahip çıktılar diyorsun... Çizdiğiniz tablo çok çarpıktır. Özellikle 1990’lı yıllarda bu daha da arttı. 2007 yılı içerisinde yaşadığımız, devasa kitlelerin katıldığı Cumhuriyet Mitingleri’ne Alevilerin destek vermesi çok çarpıcı.

  

Alevi örgütlerine sordum desteklediniz mi diye, hayır, dediler.

  

Alevi internet sitelerine girerseniz görürsünüz verilen desteği. Aleviler yakın zamana kadar bu mitinglerin görüntülerini yayınladılar. Cumhuriyet Mitingleri’ne saf duygularıyla katılanlar olabilir. Bazıları darbe çağrıları yaptılar. Alevilikle darbe çağrısı yapmanın yan yana gelmesi bile çok kötü bir şey. Gündemde şu an Ergenekon terör örgütü var. Bu operasyonların derinliğinin sığ olduğunu söyleyebilirsiniz, sulandırma çabası olduğunu söyleyebilirsiniz ama Ergenekon bu devletin bir ürünüdür. Üç kişinin bir araya gelip oluşturduğu bir şey değil. Alevilerin hiçbir tepkisini gördünüz mü, duydunuz mu? Derin devletten ve Ergenekon’dan en çok zarar görenler Alevilerdir. Darbe süreçlerinde Alevilere uygulanan baskıları söylemeleri gerekir Alevi derneklerinin. Sessiz kalmaları üzücüdür.

  

Aleviler, Cumhuriyeti ve laikliği özgürlükleri için güvence görüyorlar.

  

Alevilerin Cumhuriyete destek vermesi anlaşılır. Ya da laikliğe benzer bir yapının kurulmasına destek vermelerine şaşırılmaz. Çünkü özellikle Yavuz’dan beri baskı altında olan Alevilerin, böyle bir sisteme destek vermesi anlaşılır. Fakat sonrasındaki uygulamalar işin rengini değiştirdi. Tekke ve Zaviyeler Kanunu’yla Alevilerin dergâhları kapatılırken cami sayısı arttı. Bunlardan doğrudan etkilenenler Alevilerdir. 1924’ten itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Ondan beri Türkiye’de bir laiklik yok, şeriat tehlikesine karşı korunması gereken bir yapı yok.

  

Bu topraklarda takiye kültürü çok yaygındır. Aleviler de kendi içlerinde uydurdukları şayialara sonradan inandılar.

  

Diyanetinkaldırılması tüm Alevilerin ortak düşüncesidir. Ama bu kurumu Atatürk kurmuştur. Derler ki böyle deyince, “Atatürk onu tarikatlara karşı kurdu.” Akılcı bir tarafı var mı bunun? Atatürk, Cumhuriyeti kurarken Hacıbektaş’a geldi, dedelerle sohbet etti, hatta onlarla şarap içti. Olabilir. Atatürk başka yerde de şeyhlerle oturup konuştu, Kürtlere de özerklik vereceğini söyledi. Bir mücadeleye başlarken herkesin desteğini almak için bunlar yapılabilir. Mustafa Kemal açısından bu anlaşılabilir. Fakat Aleviler, bir inandırıcılığı olmamasına karşısın bunlara inanmışlardır. Bunun sebebi, güçlü olana, “Aslında ben sendenim, beni bu kadar farklı görme hor görme” demektir.

  

Siyasi arenada CHP’nin ayakta durmasını sağlayanlar Alevilerdir” deniliyor. Statükodan en çok zararı görenler Aleviler?

  

Aleviler, iktidarlar geçip giderken bu ülkedeki asıl gücün kim olduğunu içgüdüsel olarak sezmişlerdir. Bu güç ordu ve kurucu parti olan CHP’dir. Onun için CHP’ye dayanmışlardır. Bu takiyyedir. Alevilerde kendilerinin yaşamasının en önemli sebebinin laiklik olduğu düşüncesi hâkimdir. İçten içe körüklenen şeriat korkusuyla Aleviler sistem partisini desteklemişlerdir. Dinci partiler iktidara geldiğinde ordu ve CHP olmasa bunlar bizi kesecek diye bir düşünce hâkimdir. Bu demagojik bir korkudur. Tabi ki bu ülkede şeriat getirmek isteyen birileri vardır. Aleviler açısından son dönemde bir sorgulama süreci başladı. Alevi derneklerinde bunu göremezsin ama kişisel olarak insanlar sorgulamaya başlamışlardır.

  

“Aleviler Türktür” kampanyaları yapıldı son zamanlarda. Aleviler gerçekten Türk mü?

  Alevilik bir inanç sistemidir. Kürt de, Türk de, Arap da Alevi olabilir. Aslında bu, Kürt Alevilerle ilgili bir tez. Kimse Hatay’daki Arap Alevilere “Türksünüz” demiyor. Kürt de, Türk de, Arap da Alevi olur. “Tüm Aleviler Kürttür” diyen uçuk insanlar da var.   AKP ve Alevilerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Meseleye ‘Alevi Açılımı’ demek için yeni birtakım adımlar atılmalı. Reha Çamuroğlu’nun istifa etmesi bunun olmadığını gösteriyor zaten. AKP herhangi bir politika uygulamaktan kaçındı. AİHM’in kararlarına uyulması gerektiğine dair bir çalışma yapmadı. “Bu klasik din dersi değildir, din kültürü dersidir” diyerek savunma yaptı. “Ali’yi sevenlere Alevi denmektedir.” Çok ciddiyetsiz bir çalışma. O kitaplar Hanefi mezhebini anlatıyor. “Müslümanların tek ibadet yeri camilerdir” gibi bir şey çok yanlış. AKP’ye ön yargım yok. Keşke önceki iktidarların biraz önüne geçebilseler, eleştirenlerin eleştirilerine cevap verebilselerdi.  

***

  Alevilerin tarihinden (10)Kahramanmaraş Katliamı(1978) 

Kahramanmaraş katliamı, 19 Aralık- 26 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta meydana gelen, Cumhuriyet tarihinin en önemli katliamlarından biridir.

  12 Eylül Darbesine gerekçe olarak kullanılan ve askeri darbe hazırlayan güçlerin kışkırttığı ortaya çıkan bu katliam Alevileri hedef almıştı. Olayların gerçekleştiği dönemde, Kahramanmaraş Vali Vekili görevinde daha sonra yıllarca İçişleri Bakanlığı yapacak olan Abdülkadir Aksu bulunuyordu. Bülent Ecevit’in

arşiv belgelerine göre, bu olaylar MİT’in önemli bir rolü vardı.

  

Katliamda Aleviler hedef alındı. Ülkücülerin öncülüğünde şehirdeki sağcılar, Alevilerin yaşadığı mahallelere saldırdılar. Güvenlik güçleri olaylara seyirci kaldı. Bunun üzerine kente Kayseri ve Gaziantep’ten askeri birlikler gönderildi. Cinayetler buna rağmen sürdü. 120 civarında Alevi, kadın, çocuk ihtiyar demeden vahşice öldürüldü. CHP’li İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı olayları önleyemediği için istifa etti ve yerine Hasan Fehmi Güneş getirildi. Olayların ardından 26 Aralık 1978 sabahı Diyarbakır, İzmir, İstanbul, Ankara, Kahramanmaraş, Adana, Elazığ, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Gaziantep, Kars, Malatya, Sivas ve Urfa illerinde sıkıyönetim ilan edildi.

  Daha sonra bu illerin sayısı arttırıldı

Sıkı yönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991 yılına kadar sürdü. Çoğunluğu MHP ve ülkücülerden oluşan toplam 804 kişi hakkında dava açıldı. Sanıklardan 29 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapis cezaları ile cezalandırıldı. İdam ve müebbet hapis cezaları dışındakilere 1/6 oranında cezai indirim uygulandı ve cezaları azaltıldı. Sık yönetim mahkemesinin kararı Yargıtay tarafından bozuldu, yeniden yapılan yargılama sonucunda idam cezaları uygulanmadı.

  Ceza alanların cezaları da 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle, ertelenerek serbest bırakıldılar. Bu kişilerden bazıları daha sonra milletvekili olarak TBMM çatısı altında yer aldılar.  Olaylardan sonra sol görüşlü ve Alevi yurttaşların büyük bir bölümü kenti terk etmek zorunda kaldılar.  Haber: Radikal  

 

 

Değerli üyemiz AleviGündem Cumartesi, 19 Temmuz 2008 tarihinden beri bizimle beraber.

İletişim e-postası: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Diğer Yazılarını Göster

Alevi Gündem, Powered by Joomla!; Joomla templates by SG web hosting