Anasayfa MAKALELER Turan Eser 9 KASIM ALEVİ YÜRÜYÜŞÜ HATIRLATACAK: ALEVİ SORUNU VE GERÇEĞİ ÜSTÜ KAPATILACAK KADAR KOLAY DEĞİL

Kitap

Alevilikte Cenaze Erkanı

Burada verilen cenaze erkânı, Alevi tasavvufunun özgün içeriği ölçü alınarak amacımız durumunda bulunan “ortak inanç uygulaması”nı yaratmak için yazıldı.Yazdığımız “ortak inanç uygulaması” ile çelişki oluşturmayan şu ya da bu bölgedeki-köydeki-yöredeki “ayrıntı” durumundaki “farklı” uygulamalar, bir “zenginlik” olarak algılanmalı, yaşaması için çaba harcanmalıdır. Devamını okumak için tıklayınız.
9 KASIM ALEVİ YÜRÜYÜŞÜ HATIRLATACAK: ALEVİ SORUNU VE GERÇEĞİ ÜSTÜ KAPATILACAK KADAR KOLAY DEĞİL
9 KASIM ALEVİ YÜRÜYÜŞÜ HATIRLATACAK: ALEVİ SORUNU VE GERÇEĞİ ÜSTÜ KAPATILACAK KADAR KOLAY DEĞİL PDF Yazdır e-Posta
Turan Eser tarafından yazıldı   
Perşembe, 06 Kasım 2008 14:23
Alevi sorunu ve Alevi gerçeği ülkenin gözü önünde duruyor ve çözüm bekliyor. Alevi sorununu tanıma ve Alevi gerçeğini anlama zamanı gelmiştir. Ancak bilinmelidir ki, bu güne kadar sorunun yaratıcısı olan resmi görüş ve onun etrafında dönen sözde laikçi kesim olan ittihatçı siyasi odaklar ve yine resmi görüşün imkanları ile büyüyen ve kollanan tarikatçı siyaset ekseninde besleneler, Alevilerin derdine deva olmayacaktır.

Alevi sorunu ve Alevi gerçeği ülkenin gözü önünde duruyor ve çözüm bekliyor. Alevi sorununu tanıma ve Alevi gerçeğini anlama zamanı gelmiştir. Ancak bilinmelidir ki, bu güne kadar sorunun yaratıcısı olan resmi görüş ve onun etrafında dönen sözde laikçi kesim olan ittihatçı siyasi odaklar ve yine resmi görüşün imkanları ile büyüyen ve kollanan tarikatçı siyaset ekseninde besleneler, Alevilerin derdine deva olmayacaktır. Çözüm değil, sorunun devam ettirilmesinde yana olacaklardır.  Her iki kesiminde Alevi sorununda köklü bir çözüme sıcak bakmayacakları biliniyor. Dolaysıyla artık çözüm beklemek yerine, Alevilerin demokratik mücadele alanlarını genişletmesi ve eşit haklar eksenindeki bir mücadeleyi alanlarda toplumsallaştırması kaçınılmaz hale gelmiştir.

  

9 Kasım’da ABF’nin öncülüğünde, Aleviler dört koldan Ankara’ya yürüyücektir. Yürüyüşün talebi açık ve net; Aleviler yıllardır, doğduğu, vatandaşı olduğu, vergisini ödediği ve tüm yurttşalık haklarını eksiksiz yerine getirdiği bu topraklarda ayrımsız, dışlanmadan, asimilasyona tabi tutulmadan, kendi kültürel kimlikleriyle özgürce, eşit koşullarda ve barış içinde yaşamak istiyor. Bunun da olmazsa olmaz gereği olarak, din, vicdan ve inanç özgürlüğü ekseninde hukuksal ve demokratik değişim istiyor.  

  

Aleviler sorunlarını tüm toplumsal kesimlere duyurmak ve onları Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sunan Alevi mücadelesine, siyasi, hukuksal ve demokratik eksenindeki, Alevi hareketinin çözüm önerilerine kazanmak istiyor. Çünkü yukarıda ifade edilen, Türk siyaset sisteminin her iki Ortodoks (İttihatçı ve Tarikatçı) kesiminde Alevi soruna ilişkin köklü ve demokratik çözüm önerisi yoktur. Tek gösterdikleri “çözüm yolları” ise, “baştan sağma”, “oyalama” ve seçimlerde Alevilerin oyunu almaya endeksli “gönül alma” ile sınırlı bir yaklaşımın ötesine geçilmemiştir. Aleviler tarafından yıllardır dile getirilen ve Türkiye’nin demokratikleşme sürecine önemli katkı koyacak olan talepleri ve önermeleri dikkate alınmadı. Aslında siyasi iktidarlar Alevi hareketinin yıllardır gündeme taşıdığı çözüm yaklaşımlarını, demokrasi ve hukuk ekseninde üretmek yerine, yoksayarak tüketmiştir.  Neydi bu talep ve çözümler?

  MEVCUT DİN-DEVLET İLİŞKİSİYLE, ALEVİ SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ YOLUNDA İLERLEME OLMAZ.Aleviler, Türkiye’de sorunlu olan devlet ve din ilişkisinin yeniden tanımlanması gerektiğini ifade ediyor ve bunun tartışılmasını önemli bir talep olarak gündeme taşıyor. Çünkü devletin tekçi yapısı üzerinde oluşan resmi politikalar, siyasi iktidarların kırmızı çizgilerini oluşturmaktadır. Yani, Aleviler, devletin dinsizleşmesi ve asli kimliği olan demokratik, laik, sosyal ve hukuk devleti karekterine kavuşmasını önerirken, siyasi iktidarların kırmızı çizgisi, Sünni-Hanefi inancını resmen korumayı ve devlet dini olarak kollamayı zorunlu olarak görmeye devam ediyor.  

Laikliğin evrensel ilkeleri yerine, teokratik devlet karekterine uygun politikalarla, belli bir inancın devletleştirilmesi ve resmi politikalarla kamusal alanın hizmeti haline getirilmesi, demokratik olmayan bir yaklaşımdır. Din, vicda ve inanç özgürlüğü, devlet politikası açısından özel alana ait olarak görülmelidir. Türkiye ile İran’ı birbirinden ayıran temel özellik buradadır. Türkiye kendisini “laik devlet” olarak tanımlarken, açıktan “cumhuriyet rejimini” benimsemekte ve İran ise kendisini “din devleti” olarak tanımlayarak, “teokratik rejimi” benimsemektedir. Dolaysıyla Türkiye’nin kendisini İran’dan ayıran din ve devlet ilişkisini, laiklik ve cumhuriyet açısından yeniden tanımlamak ve düzenlemek zorundadır.

  

Yani laik devletlerde eğitim kurumları, sağlık kurumları, enerji ve iletişim kurumları değil, kamusal hizmet veren tüm dini kurumlar özelleştirilmelidir. Yani din/inanç, ait olduğu yere, yani vicdana bırakılmalıdır. Devlet elini vatandaşın vicdanından çekmelidir. Dini devletleştirmek anti laik bir yaklaşımdır. Din, vicdan ve inanç özgürlüğünü hukuksal olarak güvence altına almak ve tanımak başka bir şey, bir inancı devletleştirmek başka bir şeydir.

  EŞİTLİK Mİ? HANİ NERDE?

T.C. Anayasası'nın 10. maddesi  "Herkes, dil, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." diyor.  Bunu buyuran Anayasa. Yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşadığı ortak hukuksal zemin. Soru şu; Madem öyle, bir çok toplumsal kesim, bu anayasal hakkın kullanılmasında insanlar eşit değil. Hata kimde? Bu ülkeyi yönetenlerde mi, yoksa eşitlik hakkı talep edenlerde mi? Anayasa’nın bu hükmü tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için geçerli ise, acaba vatandaşlık haklarını kullanmak isteyen Alevi yurttaşları, neden “övey vatandaş” ya da “öteki” gibi karşılanmaktadır.

  

Eğer Alevi yurttaşı, inançsal kimliğinde dolayı, ibadet yerini cemevi olarak tanımlıyor ise,  yürütmenin ve yargının iradesi “kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” hükmünü neden tersten yorumlamak zorunda kalırlar. Acaba resmi ideolojinin ilkeleri, “hukukun üstünlüğü”nde daha mı üstündedir?

  Alevilerin, şiddetten arındırılmış, ayrımcılığın ve dışlanmanın olmadığı demokratik bir Türkiye’de, herkesin kimlikleri ile özgürce yaşama hakkını içeren taleplerini dahi “ayrımcılık” olarak gören bir resmi söylemin, “eşitlik” nutuklarına inanması, herhalde beklenemez.  

Alevi toplumunun kültürel ve inançsal pratikleri üzerindeki belirgin farklılıkları, bu süreçte ideolik tercihten dolayı göz önünde bulundurulmadı. Dolaysıyla Aleviler, Selcukludan günümüze kadar genellikle “eşit haklar”dan yararlanma süreçlerinde farklı tecrübe edindiler. Resmi görüş, Alevilerin, eşit haklar talebini “ötekiler” olarak değerlendirdi. Seçim kampanyalarında ve Alevilerin kitlesel etkinliklerinde “Alevilerin bir ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır” “Aleviler bu ülkenin asli kurucu unsurudur” diyenler, söz konusu Alevilerin eşit haklar talebi olunca, ötekileştiriliyordu. Bu zihniyette bir değişim olmadığı gibi, Alevilerin gündelik yaşamında karşılaştıklar olaylar ve yaşamdan edindikleri acı tecrübeler, kendilerine dönük hak ihlallerinin, asimilasyonun ve dışlanmanın yoğunlaştığını göstermektedir. Siyasi iktidarlar, resmi ideolojinin uygulayıcısı konumu itibariyle Alevi sorununa seçim dönemlerinde sahte vaatleri dışında, hiç bir zaman ilgi göstermemiştir.  Alevileri bir toplumsal taraf olarak ciddiye almamışlardır.



 
SİYASİ İKTİDARLAR KİMLİK ÜZERİNDEN DEĞİL, YURTTAŞLIK ÜZERİNDEN İLİŞKİ KURMALIDIR.

Türkiye’de siyasi iktidarların vatandaşı ile kurduğu ilişki resmi vatandaş kimliği üzerinden gerçekleşiyor. Bu protip ve resmi kimlik Türk İslam Sentezi ile tarif edilmiştir. Yani devlet vatandaşı ile Sünnilik kimliği üzerinden ilişki kuruyor. Nüfus cüzdanına “İslam” yazıyor. “Nüfusun %99’u müslümandır” diyerek resmi ezberi ile ilişki kuruyor. Devlet okulda sünnlik üzerinde eğitim veriyor. Zorunlu din dersleri ile resmi dini kimlik oluşturuyor ve tanımlıyor. Alevilik devletin tanımladığı resmi ve prototip vatandaş kimliğinin dışında duruyor. Gayri Müslimler de öyle. 

  

Gerek devlet, gerekse siyasi iktidarlar, yurrtaşıyla kurduğu ilişki, vatandaşlık ya da vatandaşın alt kimliği üzerinden değil, sadece kendisinin zorla giydirmeye çalıştığı resmi dinsel kimlik üzerinden gerçekleşiyor. Devlet ile vatandaşın arasındaki iletişim pin kodu resmi Sünniliktir.  Yani Türkiye’de vatandaşlık kimliği problemlidir.

  

Yani devletin ve siyasi iktidarların vatandaşlık kimliği ile, yurttaşın içinde yaşadığı gerçek kimliğiyle barışık değildir. Sünnilik  kimliği farklı kimlikleri inkar eden ya da asimilasyona tabi tutan bir devletin resmi kimliğine dönüşüreken, Alevilik ve Aleviler devletin asimilasyon ve inkar adresinde ikamet ettirilmeye çalışıldı.

  

Cumhuriyet’in bu yaklaşımı, Sünniliği kamusal alanda ve resmi eksende kollanırken, Alevilik kimliği kamusal alana yabancılaştırılmış, inkar edilmiş ve sistemin dışına itmiştir. Alevilik yok sayılmıştır.

  

Aleviler hak talebi ile kendini toplumsal yaşamda belirgin hale getirince de, cumhuriyet Alevileri giderek “laik ve Türk”  ve “laik ve Sünni”   kalıbı içine sokmaya ve Alevilere uygun elbise dikmek için terzilik yapmaya çalışmıştır.  Cumhuriyet rejimi boyunca, tüm siyasi iktidarlar, Türk İslam Sentezi eksenin tekçikliği ve köktendinci bağnazlığı koruyarak, bunların ekeonomik, siyasi ve toplumsal güç olmasının zemini sağlamıştır.

  

Alevilerin karşı karşıya olduklara onca hak İhlalleri orta yerde dururken, siyasi odakların koruyup ve kolladığı güçler bugün, Türkiye için ciddi bir tehdit olmaya başlamıştır. Aleviler 9 Kasım’da, Ankara’dan Türkiye’ye ve en önemlisi tüm siyasi merkezlere, onların adresi TBMM’ne mesaj gönderecektir. Mesajda “Alevilere yönelik asimilasyonu durdurun”  denilecektir. “Bizler çok kültürlü bir ülkede kendimizi daha mutlu hissedeceğiz, işte bu nedenle tektipleştirme dayatamasında vazgeçin” talebinde bulunacaktır.  Aleviler herkse bir hatırlatma bulunacaktır; Osmanlının Şeyh-ül İslamlı döneminde 10 bin cami varken, laik Türkiye Cumhuriyetin, Diyanetli döneminde 100 bin cami, 100 bin imam, 6 milyar dolar din bütçesiye çağdaşlık yoluna girilemeyeceğini ifade edecektir. Yüzbinlerce öğretmen ve okul açığı varken, binlerce doktor ve hastane eksikliği varken, yurtdışında 5 bin dini misyoner göndermek, milyonlarca dini kitap ve dergi bastırarak, 7 bin 360 Kuran kursu açarak bilimsel ve aydınlık bir Türkiye özleminin gerçekleşmeyeceğini duyuracaktır.

  ALEVİLER ÇÖZÜMÜN ADRESİ OLARAK KENDİLERİNİ GÖSTERİYOR.

Siyasi iktidarlar, devlet içi din yaklaşımlarına güvenerek, Alevileri önce yoksayma ve imha, sonra asimilasyon ve sünnileştirme çabaları, kendileri için de bir çözüm olmadı. Sonra Laikliğin evrensel ilke ve değerlerine aykırı çabalarına, Aleviler sıcak bakmadı. Kısacası, devletin resmi asimilasyon, inkar ve ihmal politikaları sonuç vermedi.

  

Bunlar karşısında Alevilerin örgütlü gücünün sosyal, hukuksal, örgütsel ve toplumsal baskısı uluslararası ölçekte artmaya başladı. Alevilerin lobi çalışmaları sonucu, AB ilerleme raporları, Türkiye’den Kopenhag Siyasi kriterlerine uygun değişim beklediğini ifade etmeye başladı. Din, vicdan ve inanç özgürlüğü hususunda Türkiye’nin sınıfta kaldığını her yıl hatırlatıyor ve Aleviler ile birlikte diğer inanç gruplarına yapılan ayrımcılığı eleştiriyor.

  

Şimdi Alevi hareketi, asırlardır süregelen öğretisinin ulu önderlerinin haksızlıklar karşısındaki duruşunu 21. yüzyıla tercüme ediyor ve Alevi aydınlanmasını ve tecrübelerini güncelleştiriyor. Çözüm Alevi değerlerinde ve öğretisinde mevcuttur. Siyaset kurumlarını, Anadolunun pirlerine, rehberlerine ve ozanlarına kulak vermesini öneriyoruz. Pir Sultan’I, Hace Bektaşi Veli’yi, Nesimi’yi, Yunus’u ve diğer bir çok bilge insanları okumadan, anlmadan çözüm bulmak zordur. Şimdi siyaseti akılla, insanla ve Alevi değerleriyle buluşturma zamanıdır. Şimdi Türkiye’yi hukukla, demokrasiyle ve laiklikle buluşturma zamanıdır.  Çünkü bu buluşma gerçekleşmeden:

  
  • Alevilere karşı yapılan ayırımcılık ve haksızlık devam edecektir
  • Aleviler eşitlik haklarından yararlanamayacaktır.
  • Aleviler, Sünni devlet  yapılanmasının dışlayıcı ve baskıcı tutumundan kurtulamayacaktır..
  • Zorunlu din dersleri zülmü devam edecektir..
  • Alevi köylerine zorla cami yapılmasına devam edilecektir.
  • Cemevlerimize yönelik ayrımcılık ve tanımama sürecektir.
  • Hacı Bektaş Dergahı ve diğer Alevi büyüklerine ait dergahları üzerinde işgal devam edecektir.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı asimlasyoncu ve tektipleştirici yapısıyla, güçlenerek anti laik odak olmaya devam edecektir.
  

Eğer 2008- 2009 yılında Alevi sorununda çözüm olmazsa, Aleviler üzerindeki süregelen baskılara hak verilmiş olacaktır. Yani “Aleviler Sivas’ta yakılırsınız, Gazi’de kurşunlanırsınız, toplumda aşağılanırsınız, devlet görevinde üst düzeyde çalışamazsınız, ramazan orucu tutmuyorsunuz diye dayak yersiniz, “mum söndü” iftiralarına maruz kalırsınız, çocuklarınız zorunlu din dersleri ile asimilasyona tabii tutulur, vergileriniz size saldırı ve iftira olarak geri döner.”denilmeye devam edecektir.

  

İşte bu nedenle 9 Kasım buna dur demek için atılan adımlardan biridir. Dün Köln-Dom kilisesi önündeki 50 bin can, bu yıl Madımak önündeki 50 bin can bu gidişe dur demek için mesajını vermeye başlamıştı.

  

Şimdi 9 Kasım’da, Aleviler ABF’nin öncülüğünde siyasetin Başkenti Ankara’da, Aleviler için çözüm çağrısı yapacak, tüm güçleriyle ve birlikye,

  

ŞİMDİ ÖTEKİ, AYRIMCILIK VE ÇATIŞMA DEĞİL, EŞİT KOŞULLARDA BİRARADA YAŞAM ÜRETELİM,

  

diye haykıracaktır.

  Biz Aleviler, siyasi iktidarların becerikli oldukları konunun başında sorunlarını üstünü örtmek olduğunu iyi bilenlerdeniz. Bu nedenle “üstünü kapatmayın, çözün” diyoruz. Çünkü üstünü kapatmak çözüm değil, 1000 yıldır üstünü kapatamadığınız Alevi gerçeğiyle yüzleşmenizin zamanı gelmiştir. Hukuk, üsttekilerini kollama ve altakilerini yoklamak için değildir. Eşit hakları herkes için dağıtmak ve yaşatmak için vardır. Bu nedenle Alevilerin eşit haklardan yararlanması için derhal, TBMM’de, tüm partilerin eşit şekilde temsil edildiği ve Aleviler adına başta ABF ve AABK’nında içinde yer aldığı bir komisyon kurulmalıdır.

 

 

Değerli üyemiz Turan Eser Cumartesi, 19 Temmuz 2008 tarihinden beri bizimle beraber.

İletişim e-postası: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Diğer Yazılarını Göster

Alevi Gündem, Powered by Joomla!; Joomla templates by SG web hosting