Anasayfa MAKALELER mutaza demir Obama'ya mektup - Murtaza Demir

Kitap

Alevilikte Cenaze Erkanı

Burada verilen cenaze erkânı, Alevi tasavvufunun özgün içeriği ölçü alınarak amacımız durumunda bulunan “ortak inanç uygulaması”nı yaratmak için yazıldı.Yazdığımız “ortak inanç uygulaması” ile çelişki oluşturmayan şu ya da bu bölgedeki-köydeki-yöredeki “ayrıntı” durumundaki “farklı” uygulamalar, bir “zenginlik” olarak algılanmalı, yaşaması için çaba harcanmalıdır. Devamını okumak için tıklayınız.
Obama'ya mektup - Murtaza Demir
Obama'ya mektup - Murtaza Demir PDF Yazdır e-Posta
murtaza demir tarafından yazıldı   
Salı, 18 Kasım 2008 08:13
Değerli Mr. Obama; başkanlığınız kutlu olsun… Amerikalılara ve tüm Dünya halklarına iyilikler, güzellikler getirsin. ABD emperyalizminin sömürgeleştirdiği halklara Irak’a, İran’a, Filistin’e ve Türkiye’de yaşayan biz Alevilere de. Mektubum size ulaşır mı; okur musunuz; bir yararı olur mu; tepkiniz ne olur bilemiyorum.... Mr. Hüseyin Barak ObamaABD Başkanı          Washington/ABD Değerli Mr. Obama; başkanlığınız kutlu olsun…

Amerikalılara ve tüm Dünya halklarına iyilikler, güzellikler getirsin. ABD emperyalizminin sömürgeleştirdiği halklara Irak’a, İran’a, Filistin’e ve Türkiye’de yaşayan biz Alevilere de. Mektubum size ulaşır mı; okur musunuz; bir yararı olur mu; tepkiniz ne olur bilemiyorum. Belki de tek yararı şu: insani sorunlarımı yazarak, konuşarak, insanlarla bölüşerek, hiç değilse yüreğime bir tas soğuk su dökmüş oluyorum…

  Sorunumuz çok! İnsanları gelişmemiş bir ülkede yaşıyoruz. Bu nedenle çoğunluktan farklı inanıyor olmamız, ülkemizde büyük bir sorun olarak görülüyor. Biz Aleviyiz. Alevilik, Tanrıya inanmanın binlerce yolundan biridir. Salt bu nedenle özellikle bu hükümetin başbakanı, bakanları ve yetkilileri istemlerimize yanıt vermez, bizlerle görüşmez, konuşmazlar. Taleplerimize gözleri kör, kulakları sağır olur; taştan ses gelir bunlardan gelmez. İşte bu yüzden ben de, “nasıl olsa bizimkiler ABD’den ‘onay’ alarak hükümet oluyorlar; o halde ben de onlara yazayım” diyerek, size yazmaya karar verdim.

 

Mr. Obama; ABD Başkanlık seçimini siz kazandınız ama esas kazananlar, değişimi içselleştiren ve nefreti sevgiye dönüştürmeyi başaran, bu yüzden birçokları gibi benim de hayranlığımı kazanan ABD’li seçmenler oldu. Onlar, istedikleri birini başkan seçmekten çok daha fazlasını; bizim buralarda hayal bile edemediğimiz bir zihni değişimi başardılar. Bu yüzden esas zafer, tabuları yıkarak-yırtarak, dünyamıza yeni bir devrimci zihniyet armağan eden siyahıyla, beyazıyla ABD yurttaşlarınındır. Ortaya konulan bu medeniyet, hoşgörü ve tolerans seviyesi her türlü takdirin üzerindedir. Bunca olumsuzluk yaşadığımız süreçte bize umut aşılayan ve mutluluğumuza neden olan yurttaşlarınıza en içten teşekkürlerimi gönderiyorum.

  Bunca zıtlıkları bir arada nasıl yaşattığınızın analizi bir başka konu ama dünyamıza yayılan neredeyse bütün küresel kötülükleri üretip yaygınlaştıran, sömürüp, yoksullaştıran ABD, aynı zamanda şimdi olduğu gibi umut da saçabiliyor. Örneğin birçokları gibi ben de seçilmenizi istiyor, fakat bu ihtimale inanmıyordum. Bizim için bile ne büyük bir sevinç vesilesi oldu bilemezsiniz. İtiraf etmeliyim ki, bu sevinç salt derisi siyah olan birinin başkanlığı ya da ABD’li zencilerin, yoksulların, itilmişlerin coşkusuna ortak olmak adına değildi. Ondan çok kendi düşlerimin gerçekleşmesi ihtimalinin filizlenmesi adına sevindim. “Acaba” diyordum “ABD’de bu zihni devrim gerçekleşirse, her konuda sizleri örnek alan bizim cahiller ve soyguncular sürüsü, bu zihniyet değişimini örnek alırlar da ülkemizde de bir değişim umudu doğar mı?

Kim bilir?

  

Biz kim miyiz?

 

Sizler gibi, Sünni kardeşlerimiz gibi biz de insanız: yukarıda söylediğim gibi biz Aleviyiz… İnancımızı bu sıfatla tanımlarız. “Batıni, Rafizi, Kızılbaş” diyenler de olur: Hepsi de kabulümüzdür. Çoğunlukla Anadolu’da (Anatolia) yaşarız. Kök itibariyle Türklerden ve Kürtlerden farkımız yoktur. Ama Tanrı kavramımız, inanç anlayışımız statik inananlardan- doğmacılardan tamamen farklıdır. ‘Şart’lı ve matematiksel inanç ön kabulünden uzak durur; Cennet ve Cehennemin bu dünyada olduğuna inanır, insanı, Tanrının sıfatlarından birisi olarak sayar ve severiz. Tanrıya şekli değil kalbi anlamda bağlanırız. Tanrının korkulası değil, sevilesi bir varlık olduğuna inanırız. Kadının, erkekle aynı haklara sahip olması gerektiğini içtenlikle kabul ederiz. Onu meta gibi gören, aşağılayan, peçeye, burkaya, türbana poşetleyen, çok eşliliği “Tanrı buyruğu” sayan ilkel anlayışı reddederiz.

  

İnanç anlayışındaki farklığımız, kültür ve geleneğimize bağlılığımız, asimilasyon istem ve baskılarına karşı gelmemiz, yöneticilerin, Sünni ve Şafii kardeşlerimizden bir bölümünün düşmanlığına neden olmaktadır ki, hem de nasıl düşmanlık... Şimdi sayıları azalsa da, halen şöyle düşünenler dahi vardır: “bir Kızılbaş öldüren muhakkak Cennet’e gider…

  

Sanıyorlar ki, Aleviler Sünnileştiğinde Türkiye’nin; hatta dünyanın maddi-manevi bütün sorunları çözülmüş olacak ve bu kardeşlerimiz de bizleri “hak yoluna” çekip asimile ettikleri için Tanrıdan ödül alarak cennete girecekler… Devleti yönetenler arasında dahi bu ilkel inanışın egemen olması, bu görevin devlet tarafından üslenilmesine neden olmuş ve bu yüzden Alevileri Sünnileştirme “işi” yani asimilasyon, devlet politikası haline getirilmiştir.

 

Yönetici çoğunluğu böyle düşünüyor ve bu politikayı acımasızca uyguluyorlar… Bu düşünceyi, teknolojinin baş döndürdüğü günümüzde dahi “koca koca” unvanı olan adamlar, bakanlar, başbakanlar, “profesörler”, idareciler, “gazeteciler” bile savunuyor, yazıyorlar. Bizim coğrafyamızda bunlar halen yaşanıyor.

 

İnanılmaz ama gerçek!

  

Gerçekten devlet, Alevi olarak kalma ve yaşama kararlılığımızı “sorun” haline getirmiştir. Asimile olmamızı gizli devlet politikası olarak yıllar yılı sürdürmüş, bizleri sürüm sürüm süründürmüş, bunu kendine “” edinmiştir. İşimizden, aşımızdan, okulumuzdan etmiştir bizleri. Okulda, işyerinde, bürokraside, yaşamın her alanında ayırımcılık, bölücülük yapmış, sicillerimizi bozmuş, bürokraside yükselmemizi “yasaklamıştır.” Ramazanda kamu kurumlarının yemekhaneleri bize sormak gereği dahi duyulmadan sudan sebeplerle kapatılmış ve kapatılmaktadır. Devlet kadrosu sınavlarında, özellikle de yazılı mülakatlarda Alevi olup olmadığımızı test etmek için dini sorular sormuş; sormaktadır. Çağdaş devletlerin esas mabet olarak gördükleri okula “Din ve Ahlak Dersi” adı altında mezhep bölücülüğünü sokmuştur. Eğitim yuvalarını okul olmaktan çıkarmış, çocuklarımıza zorla oruç tutturmuş, namaz kıldırmış, telafisi imkânsız travmalar yaşatmış, okuma arzumuzu yok etmiş, bu uygulamalara neden olan dinci devlet bürokratlarını ödüllendirmiştir.

  

Devletimiz bu “görevini” ne yazık ki, “devlet kırmızı çizgilerinden” biri olarak, sürdürmektedir. Silah ve savunmaya ayırdığı bütçeden sonra, en büyük bütçe dilimini yılar yılı din işlerine ayırmış, her mahalleye, hatta her sokağa cami, her binaya mescit yapmış, arsa tahsis etmiş, bunların tamirini, bakımını yapmıştır: elektriğini, suyunu, imamını, hocasını, maaşını, lojmanını vermiştir. Vermiştir de ne olmuştur? Daha medeni, ahlaklı, düzgün, adil bir toplum mu yetişmiştir?

 Hırsızlık, haksızlık, ahlaksızlık mı azalmıştır? Ülkenin bayrağına, sınırına, kurucu önderine saygıyı-sevgiyi mi temin edebilmiştir? Yağma, kamu malını çalma, fukaralık, kargaşa, cinayet, cehalet, ağalık, şeyhlik, feodalite, yoksulluk ve sömürü mü azalmıştır?

Hayır…

  

Bu parametrelerde azalma bir yana, cami sayısı ve Diyanet (dini) bütçesi arttıkça, eğitimden esirgenen para dine ayrıldıkça, insana değil dine ve silaha yatırım yapıldıkça, tüyü bitmedik yetimin hakkı hacıya hocaya peşkeş çekildikçe, yukarıda sayılan olumsuzluklar, çelişkiler ve cehalet de katlanarak artmıştır. Devlet din alanına büyük paralar pompaladıkça, din üzerinden siyaset ve ticaret yapmanın yolu açılmış, din de din olmaktan çıkmıştır. Dinci dalga yükseldikçe dincinin, dilencinin, tinercinin, sadaka verenin, türbana sarınanın, hacca gidenin ve kurban kesenin sayısı da artmıştır.

 

Ve kutsal dinimizi siyaseten kullananlardan bir bölümü AKP adı altında organize olarak, yeniden, hem de daha da güçlenerek iktidar olmuştur.

  

İşte bu zihniyetin mensubu olanlar, inancımızın, mabedimizin, yolumuzun, ritüellerimizin ve her şeyimizin “yanlış” olduğunu, hiçbir şey “bilmediğimizi, inancımızın Kuran’i olmadığını” mutlaka değişmemizi ve Sünnileşmemizi istemektedirler. Hem de Anayasamızın “değişiklik dahi istenemez hükümlerine,” AİHM kararlarına rağmen… “Tanrının böyle olmamızı emrettiğini, bunu reddedenin müşrik olduğunu ve öldürülmesi gerektiğini” söylemekte ve buna inanmaktadırlar.

  

Evet, inanmakta ve öldürmektedirler… Devlet gözetiminde; hatta devlet güçlerinin askerin, polisin, komutanın, amirin gözleri önünde işliyorlar bu cinayetleri. Çorum’da, Maraş’ta, Gazi Mahallesinde, Sivas’ta olduğu gibi kimi durumlarda da devletin güvenlik güçleriyle birlikte saldırıyor, yakıyor, kurşunluyor, işkence yapıyor, öldürüyorlar. Hem de 1993 Sivas katliamında olduğu gibi televizyonlardan naklen yayınlayarak…

  

İnanılır gibi değil ama bütün bunlar fazlasıyla gerçek. Ben Alevileri Türkiye’nin Kunta Kinteleri, Köle İzauraları olarak tanımlarım. Sosyal durumumuz ne ABD’nin Zencilerine, ne Afrikalı yoksullara, ne Avustralyalı Aborcinlere benzer. Bizler inancımızı, kendi ülkemizde, kendi çevremizin dışında bir ömür boyu saklamak zorunda bırakılırız. Bunun ne kötü bir duygu olduğunu ancak yaşayanlar bilir. Bütün bu trajediyi, karşı karşıya kaldığımız bütün haksızlıkları acı içinde; içimize akıtarak, her gün ayırımcılığa, bölücülüğe uğrayarak; hakkımızın, hukukumuzun çiğnenmesi karşısında sessiz kalarak, kahrolarak yaşar gideriz…

  Mr. Obama,Ülkemde bu koşullarda yaşamaya çalışan Alevi insanlarımızın sayısı on milyonlarla ifade edilmektedir.  

Ne mi yapabilirsin?

 

Dedim ya, bunları yazmaktaki amacım bir tas su döküp yüreğimi soğutmak. Konumunuzu, koşullarınızı biraz biliyorum. “Dünyayı çirkinleştirmekten, silah üretiminden ve sömürgeci politikalarınızdan vazgeçin” demenin yararsız olduğunu da biliyorum. ABD’nin “ABD” olarak kalmasının sömürgeci uygulamalarına bağlı olduğunu da biliyorum. Ama belki tek şey isteyebilirim: ülkemde estirilen ve adına “Ilımlı İslam” denilen meymenetsiz politikalara ve o ihanete aracılık yapan Fetullah’a kol kanat olmaya artık son verin…

  

Çünkü ülkemde Fetullah ve benzerlerinin egemenliği demek, ülkemizin ve burada yaşayan herkesin koşullarının biraz daha zorlaşması demektir.

  

Bunun dışında ne yapılacaksa yine de bu ülkenin halkı olarak biz yapacağız. Alevi-Sünni kardeşliğini kalıcı biçimde tesis ederek, birbirimizi ve ülkemizi daha çok severek…

  Teşekkür, sağlık ve insanlığa yararlı olacaksanız bu yolda başarı dileklerimle…11 Kasım 2008Murtaza DEMİRPir Sultan Abdal Kültür ve Eğitim Vakfı Bşk. 

 

 

Değerli üyemiz murtaza demir Salı, 18 Kasım 2008 tarihinden beri bizimle beraber.

İletişim e-postası: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Alevi Gündem, Powered by Joomla!; Joomla templates by SG web hosting